Deprem Gerçeği ve Büyük İmtihan
Ensar ŞAHİN
6 Şubat 2023’te seher vaktinde, herkes uykuda iken Pazarcık ilçe merkezli 7.7 ve Elbistan merkezli 7.6 şiddetinde, aynı gün üst üste iki büyük depremle sarsıldık.
Asrın felaketinde “Başın sağ olsun Türkiye.”
Kahramanmaraş, Hatay, Adana, Osmaniye, Gaziantep, Malatya, Adıyaman, Diyarbakır, Şanlıurfa ve Kilis illerimizi etkileyen depremin artçıları on gündür devam ediyor.
Can kaybının 40 bine yaklaştığı depremde 11. gün / 260 saat sonra hala enkazdan, beton molozları arasından canlı cenazeler çıkmaya devam ediyor.
Umutla bekleyiş devam ediyor. Her canlı çıkan can’a gözyaşları içinde sevinip ekran başında tekbir getiriyoruz: Allahû Ekber… Allah tek büyüktür…
On ilimizi, ilçelerimizi ve köylerimizi büyük deprem yıktı geçti. Türkiye’yi yas’a boğdu.
Aynı gün içinde iki kez olması, onlarca ülkenin yüzölçümü ve nüfusundan fazla olması ve dünyada ilk olması felaketin boyutunu anlama bakımından önemlidir.
Kayseri’de bile beşik gibi sallandık ve günlerce evimize giremedik. İki yıl önce corona virüs sebebiyle aylarca çıkmadığımız evlerimizden, şimdi deprem korkusuyla giremiyoruz.
İlk günden itibaren o dehşetli şok anları atlattıktan sonra AFAD, Kızılay, Sivil Toplum Kuruluşları, devlet kurumları, vakıf, dernek, gönüllü ve bireysel kurtarma ekipleri… akın akın deprem bölgesine intikal ettiler.
İçimiz yandı, ciğerimiz parçalandı, lokmalar boğazımıza dizildi, psikolojimiz bozuldu…
Halkımızın özverili, fedakâr, yardımsever çalışmaları ile maddi yaralar sarılmaya başlandı ancak manevi ve ruhsal yıkıntılar kolay kolay tedavi edilemez.
Türkiye'nin ‘tek yürek’ olduğu yardım gecesinde toplanan bağış miktarı; 115 milyar 146 milyon 528 bin TL olarak açıklandı.
Rabbim maddi-manevi, aynî-nakdî yardım yapan herkesten razı olsun. Yüce milletimiz bu konuda gerçekten seferber oldu.
Çok sayıda ülkeden de ‘arama-kurtarma’ çalışması için deprem bölgesine ekipler geldiler.
Türkiye deprem kuşağında yer alan bir coğrafi konuma sahip olması nedeniyle her 20-30 yılda ciddi depremler meydana geliyor. Önceki depremlerde de binlerce insan can vermiş. Ama biz yine ders almamışız.
İnsanı deprem öldürmez, hatalar ve ihmaller öldürür. Yıkılan binaların müteahhitleri yurtdışına kaçmaya çalışırken yakalandılar. Peki, sizin hatanız yoksa niçin yurt dışına kaçmaya çalıştınız!
Bu depremler Türkiye’nin gerçeği ve kaderi ama can ve mal kayıpları Türkiye’nin kaderi değildir. Yani Allah, Müslümanlara / İslam beldesine isteyerek deprem veya doğal afet vermez. Yoksa meydana gelen her olay “kader ve kaza” kapsamındadır.
Kainatı yaratan Allah (cc) yeryüzünün ve gökyüzünün işleyişini “Fiziksel Yasa” olarak birtakım kurallara bağlamıştır. Yağmurun ve karın yağması, gelgit (medcezir), doğa olayları, gece ile gündüzün oluşması vb. Depremler de bu evrensel yasalar içindedir.
Bunlar Sünnetullah’tır. Yeryüzü yaratıldığı günden beri Allah’ın yasalarıdır. Dünyanın her yerinde aynıdır, değişmezdir. Jeoloji bilimi bunun özelliğini, fay hatlarını açıklayarak ortaya koymuştur.
Öyleyse “Tedbir kuldan, takdir Allah’tandır.” İlkesine iman ederek, yaşantımızı buna göre tedbir alarak düzenlemeliyiz.
Niye deprem oldu, Allah niye depremle bu kadar insanı öldürdü? Gibi sorularla Allah’ı ve kaderi suçlayamayız.
Japonya’da 9, 10 şiddetinde deprem oluyor, adamlar evinden dışarı çıkmıyor, işyerinde çalışmaya devam ediyorlar. Bizde ise 7.7 şiddetindeki depremde ortalık toz duman oluyor.
Allah (haşâ), Japonlara torpil mi geçiyor! Böyle bir bilgisizlik, cahillik olabilir mi?
Biz de binalarımızı Japonlar kadar sağlam yapsak, ne bir tek binamız yıkılır, ne de tek bir can kaybımız olur. Olay aslında bu kadar anlaşılır ve kolay.
Kur’an-ı Kerim’de depremle helâk edilen kavimler vardır: Semûd Kavmi, Lut Kavmi, Medyen Halkı, Ashabu’r- Ress. “Bunun üzerine onları şiddetli bir sarsıntı yakaladı ve kendi yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar.” (Araf, 78)
Bu deprem vakasına felaket, musibet diyebiliriz ama “helâk olma” asla diyemeyiz. Çünkü helâk olma, inkârcı bir kavimin hak ettiği cezadır. Bu deprem felaketinde ise tam tersine “Tevhid” için çalışan kardeşlerimizin var olduğuna çoğumuz şahidiz.
Peygamber Efendimizin (sav) hadisi şerifi gereğince “Tevhid ehli” olanların inşallah şehit hükmünde olduğuna inanıyoruz.
O halde, bu felaket veya musibet hepimiz için büyük bir imtihandır.
Çünkü bina yapımında hata eden, malzemeden çalan müteahhitlerin katil olarak, Allah’a ve kuluna verecekleri hesabı vardır.
Depreme dayanıksız binaların yapılmasında olası deprem yıkıntılarına karşı izin veren, torpil yapan, ihmal davranan, dahli olan tüm amir ve memurların verecekleri hesapları vardır.
Depremzedelerin tedbir aldın mı? Görev ve sorumluluğunu yerine getirdin mi? Diye imtihanları vardır.
Depremden zarar görmemiş bizlerin de “Kardeşlerinize karşı maddi ve manevi yönden yardım etme sorumluluğu” olarak imtihanımız vardır.
Millet / halk olarak da “yaşantı şeklimiz” in Allah’ın emir ve yasaklarına uygunluğu hususunda Rabbimize vereceğimiz büyük hesabımız var.
Çünkü, özellikle son yıllarda Allah’ın razı olmadığı hal ve hareketlerimiz, ekonomik ve sosyal alanda yaptığımız haksız uygulamalar, ahlakî yozlaşma, o kadar çok nimetlere karşı şükürsüzlük …vb bunların hepsi “gayretullah”a dokundu!
Peygamberler döneminde helâk sebebi olan birçok fiil ve davranışlar sokak ortasında alenen, pervasızca, utanmadan işlenmeye başlandı.
Erdemli insanlar, “Nereye gidiyoruz? Bu ahlaksızlık nasıl düzelecek? Kıyamet mi yaklaştı?”… sorularını sormaya başladılar.
Yaşadığımız büyük depremi bu anlamda sorguladığımız zaman, sanki Kur’an-ı Kerim’de anlatılan kıyametten bir prova niteliğindeydi.
“Kulakları sağır eden o ses geldiğinde, işte o gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. O gün onlardan her birinin işi başından aşkındır.” (Abese, 33-37)
Deprem sonrasında, herkesin arabalarına binerek canhıraş bir şekilde evlerini terk etmeleri, bana bu ayeti hatırlattı.
“Asrın felaketi” olarak söylenen bu depremden çıkaracağımız çok ibretler ve mesajlar var. Rabbimizin de bizim bilmediğimiz nice hikmetleri vardır:
Diğer günlerde günde beş vakit ezan okunurken camiye gelmeyen insanlar, deprem sonrasında camiden çıkmaz oldu.
Afad görevlisinin “aç mısın, su verelim mi?” diye sorunca, enkazdan çıkan bir çocuğun “hayır bir abla bana yemek ve su verdi, siz gelince gitti.” demesi.
Kurtarma ekibine “Duvarın arkasında iki tane oğlum var, onlarını da çıkarın” diyen annenin aslında dört yıl önce vefat ettiğinin anlaşılması.
Yabancı ülkelerden “ İsa seni seviyor. Bu süreçte onun yardımı için dua edin” yazılı broşürleri depremzedelere dağıtan misyonerlerin olması.
Bir yandan yağma yapan, yol kesen, tırları boşaltan hainlerin varlığı; diğer yandan başı açık olduğu için enkazdan çıkmayan, ancak başörtüsü takarak çıkan haya sahibi, sâliha kadının davranışı.
Böylesi felaketlerde ve doğal afetlerde anladık ki şu kavramlar Müslümanların dayanağı / medarıiftihârı olmalıdır:
TEDBİR – TAKDİR – TEVEKKÜL - DUA – SABIR
Deprem felaketinde vefat eden kardeşlerimize Rabbimden rahmet, yaralılara acil şifalar, sağ salim kurtulanlara ise başsağlığı diliyorum.
Rabbim, Türkiye’mize bir daha böyle deprem ve doğal afet göstermesin inşâllah.