Dijital çağ ve dönüşen dünya
Ensar ŞAHİN
Bir önceki yazımızda Anadolu Buluşmaları hakkında bilgi vermiştik ve Anadolu Federasyonu Başkanı Turgay Aldemir’in açılış konuşmasını özetlemiştik. Şimdi diğer konuşmacıların bazısının verdiği faydalı/güzel bilgilerden siz okuyucularımızın istifadesine sunalım:
Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma ŞAHİN, “Anadolu Platformu, tüm Anadolu’yu kapsayan yeni bir harekettir. Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni bir şeyler söylemek lazım.
Aylan bebeklerin denizden çıktığı dünyada hiç birimiz masum değiliz. Dünya mutlu değil. Aldığımız nefesi vermeye garantimiz yok. Bu sebeple böyle buluşmalara ihtiyacımız var.”
Uz. Dr. Handan Kılınç, “ Yaşadığımız evrenin sadece yüzde 4’ünü biliyoruz. Evrende her şey hareketli ve dönüyor. Durağan hiçbir cisim yok. Beyin, evrendeki en karmaşık veri işlemci. Üzerimizde bir mucize taşıyoruz. Beyin birimi, nöron. Beynin işlevini, mucizevîliğini anlayabilmek için, nöro ile başlayan birçok tıp/bilim dalı gelişmiştir. Beynin gelişimi ömür boyu sürmektedir.
Aileler ekranın çocuklara verdiği zararlar konusunda eğitilmeli. 0-3 yaş arasındaki çocuklara sıfır ekran olmalı; 3 yaşından sonra da devlet politikası olmalı. “
Süleyman Arslantaş, “Dört tane torunum tıp okuyor; ama ben bundan memnun değilim. Dijital çağı yönlendiren mühendis olmalarını tercih ederdim.”
Eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, “Sanal dünya, gerçek olmayan bir dünyadır. Yalan dünya, kahpe felek ifadesiyle kendi suçumuzu dünyaya yükledik. Varlık gayesi ihlas ve samimiyet olan tasavvufu da sanal aleme ittik. Son yüzyılda yaşanan değişim, beş bin yıllık değişimden daha fazladır. İlahi hakikatler değişmez, eskimez, çağlar üstüdür.
Dijitalleşmeyle birlikte bütün bilgiler herkesin cebine indi. Bir tuşla, bir kelimeyle tüm bilgilere ulaşılır hale geldi. Cep telefonu ekranı herkesin bir hocası, şeyhi, vaizi oldu.
Dijitalleştirme, insanoğlunun idrakinde bir değişim meydana getirdi. Sadece aklın idraki yetmez, kalbin idraki de gerekir. Tefekkür edebilmek için külli idrake ihtiyaç vardır. Dijital ortamda görsel idrak hâkim olunca dünyayı resim üzerinden algılıyoruz, hakikati göremiyoruz. Görsel idrak ile iman zorlaştı. Puta tapıcılık görsel idrak ile oldu. Görsel idrakin sömürge alanı insan bedenidir.
Görsel idrak egemen olunca aklın ve kalbin idraki zayıfladı. Seyretme ve seyredilme hastalığı başladı. Kalbin idrak ölümü gerçekleşti. Sanal cemaatler, sanal sohbetler, sanal dindarlıklar başladı. Hepimiz ekrandaki görüntümüze âşık olduk. İnsanlar yaptığı kötülüğü tüm dünyaya ilan etti. Yaptığı kötülüğün reklamını yapanların günahını Allah affetmiyor.
Sabah uyanır uyanmaz beni kaç kişi takip etmiş diye merak ederek telefonunun tuşlarını tıklıyor. Dinimizde tecessüs yani başkasının ayıbını, günahını takip etme yasaklanmıştır. Görsel idrakin egemen olduğu sanal âlemde hayaller de yer alıyor. Önceden, yatarken sûre, dua okunurdu; şimdi ise tik tok, videolar, görseller…vb. hayalleri yok ediyor.
Gözlerin, haramdan sakınması gözlerin secdesidir. Ayetler hep kadınlar üzerinden tartışılıyor ama Allah, Nur suresinde önce erkeklere hitap ediyor. Halbuki kullukta kadın ve erkek eşittir.
Beden insana emanettir; göz, dil, kulak, tüm organlarımız emanettir. Biz, bedenimizin mâliki değiliz emanetçisiyiz. Harama bakınca, haz ve hız ile göz emanetine ihanet ederiz.
Sen, Allah’ın esmasının tecellisine şahit oluyorsun, onun nimetlerini görüyorsun, O da seni her daim görüyor. “İnsan, hiç kimsenin kendisini görmediğini mi zannediyor?” (Beled,20)
Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, “14 asır sonra dinden bahsetmenin artı ve eksi yönleri vardır. 14 asırdır kütüphane dolusu kitaplar elimize geçti, ama bunların hepsi doğru değil yanlış bilgiler var içlerinde. Hz. Peygamber (sav) aramızda yaşıyor olsaydı, iman etmek, tâbi olmak kolaydı. Şimdi bu durumun dezavantajları var.”
Zamanın Akışına Din Ne Diyor?
Kur’an-ı Kerim’de, Hristiyanlık ve Yahudilik eleştirilmez. Yanlış yapan din adamları eleştirilir. Kur’an insanlara bilgi vermedi, bilinç verdi, iradeyi geliştirdi. Kıyamete kadar gelecek insanlara istikamet vermeye çalıştı. Aslında Kur’an’ın vermek istediği olaylar ve kıssalar değil, onun üzerinden vermeye çalıştığı mesajlardır.
Dini ilimlere (kelam, fıkıh, hadis…) bize usul ve metodoloji öğrettiği için çok şey borçluyuz. Din, sizi cennetin kapısına kadar götürmez. Bu yolu yürüyecek olanlar insanlardır. Din, bu dünyayı Allah (cc) ile yaşamaktır. Bazı müphem/kapalı olan konuları Allah (cc) adına durduramayız. İnsanlar bu boşluğu adet, medeniyet, kültürlerine göre kendileri dolduracaktır.
Siyer’i dini hayatın özü olarak kabul edemeyiz. Sahabeler gibi yaşayamayız. Entari, fes giymek o çağa aitti. Sahabeler gibi çadırda yaşasak, entari giysek Peygamber (sav) bundan memnun olur mu? Ebu Hanife’nin Kûfe hayatı farklıydı. İmam Şafi’nin Mısır’daki, Bağdat’taki hayatı farklıydı. Önemli olan Allah’ın vahiylerinde verdiği ilkelerdir, mesajlardır.
Dijital ekrandaki bilgi kirliliği, dinin rahmet olması yerine zahmet olmasına sebep oluyor. Dini Allah’a (cc) has kılıp, kendi dindarlığımızı korumalıyız, yaşamalıyız.
Prof. Dr. Nihat Erdoğmuş (Yıldız Teknik Ünv.) “ Dijital Çağ’da değişen dünyanın değişmeyen gündemi: Hak ve batıl mücadelesi, savaşlar ve zulümler, adaletsizlikler, eşitsizlikler, cehalet/bilgisizlik, açlık, zorunlu göçler, çevre faktörleri. “
Değişen Dünya ve Değişmeyen Meseleler Bize Ne Tür Yükümlülükler Getiriyor?
1. İnsanlığın varoluşsal mücadelesi: Varoluşun gayesi; insanın anlam arayışı; insan insan, insan toplum, insan teknoloji ilişkisi; yeni nesle hitaben bir dil kurmak.
2. Adil bir dünya: Siyaset/yönetim, hukuk, ekonomi, sosyal politika, kültür ve medeniyet.
3. İnsanlığın temel ihtiyaçları: Beslenme, barınma, güvenlik, sağlık, eğitim vb.
Dijital çağ ve dönüşen dünya düzeninde, Rabbimiz (celle celalüh), tüm gelişmeleri Müslümanların lehine ve insanlığa hizmet yolunda iyiliğin, adaletin, sağlığın, helalin/sevabın hâkim olması için, çocuklarımıza ve nesillerimize basiret, bilinç ve hidayet nasip etsin inşallah.