Ensar ŞAHİN

Manevi bir hastalık: GIYBET

Ensar ŞAHİN

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)  buyurdular ki: “Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?”  Allah ve Rasulü daha iyi bilir dediler. Buyurdular ki: “Birinizin, kardeşini hoşlanmadığı şeyle anmasıdır.” dediler ki: Ya benim söylediğim şey o kişide varsa, bu da mı gıybettir?  Efendimiz (sav) : ”Eğer söylediğin şey o kişide varsa gıybetini yapmış olursun. Eğer söylediğin şey o kişide yoksa iftira etmiş olursun.”

Gıybet öyle bir hastalıktır ki, gıybet edilen kişi orada olsa ve işitseydi darılacaktı. Aleyhinde doğru söylese zaten gıybettir. Yalan söylese hem gıybet, hem de iftiradır; iki katlı çirkin bir günahtır.

Hucurat suresi 10. Ayette kardeşlik için  ‘ihve’ kelimesi kullanılır. İhve, öz kardeşler için kullanılır. Ayette işaret edilen kardeşlik, öz kardeş gibi kardeş olmaktır. 

Kardeşliğe vurulan darbelerin konu olarak işlendiği yerlerden biri olan 12. ayette gıybet, kardeşinin ölü halindeyken etini yemek gibi tasvir edilir. “…Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.”

Merhum Elmalılı Hamdi Yazır bu ayetin tefsirinde şöyle der: “ Gıybet edilen kimse, orada bulunmayıp söylenen sözü bilmemesi ve o anda savunacak durumda olmaması sebebiyle bir ölü, hem de kardeş olan bir ölü konumundadır.” 

Gıybetin Mahiyeti

Hz. Ayşe (radıyallahu anha) validemiz anlatıyor: “ Ey Allah’ın Rasulü, Safiyye’deki şu hal (boyunun kısa oluşunu ima ederek) sana yeter” demiştim. Ne kadar masum görünse de bir insanı arkadan çekiştirmek anlamındaki bu sözler karşısında Allah Rasulü bundan memnun kalmadı ve şöyle dedi: “ Öyle bir kelime söyledin ki, eğer o denize karıştırılsaydı, denizi ifsat eder, bozardı.” 

Yine Hz Ayşe der ki, ben tahkir maksadıyla birisinin taklidini yapmıştım.  Allah Rasulü (sav) hemen şöyle söyledi: “ Ben bir başkasını kusuru sebebiyle hatta bana karşılık olarak şu kadar dünyalık verilse bile söz ve fiille taklit etmem.” 

Gıybet, insanların dış görünüşleri, fiziksel özellikleri hakkında olduğu gibi; kişinin ırkı, inancı, ahlakı, manevi yönleriyle alakalı da olabilir. 

Kişiyi inciten, onurunu zedeleyen, hoşuna gitmeyen lakap takmak gitmek vb. şeyler de gıybete girer. 

Halk arasında “dedikodu” diye söylenen bu illeti çoğumuz farkında olarak ve/veya farkında olmayarak her gün yapabilmekteyiz. 

Güzel bir sohbet/muhabbet ederken, biraz sonra bakıyorsun ki söz, dönmüş dolaşmış orada olmayan bir kişi hakkında gıybete gelivermiş.

Hemen müdahale ediyorsun, gıybet etmeyelim diye ikaz ediyorsun ama birisi çıkıp “hocam biz olan şeyleri konuşuyoruz, doğruları söylüyoruz, bu gıybete girmez” diyerek bu illete devam ediyor.

Kimi zaman insanın arkasından konuşarak sözle yapılan gıybet, kimi zaman da el kol işaretleriyle, kaş göz hareketleriyle, dudak bükmeyle de olabiliyor.

Bazen de eğlencesine ve şaka yollu imalarla ve taklit etme yoluyla meydana geliyor gıybet.

Ailemizde, iş yerimizde, sohbetimizde bir an gıybet ettiğimizin farkına vardık ne yapmalıyız?

Hemen “Allah’ım beni ve gıybetini ettiğimiz kişiyi bağışla” diyerek kısa bir tevbe istiğfardan sonra, gıybeti yapılan kişiden helallik istemeliyiz. 

Peygamberimiz  (sav)  Mirac’a çıktığı zaman gıybet edenlerle ilgili şahit olduğu bir durumu şöyle anlatır: “Mirac’a çıkarıldığım zaman bakırdan tırnakları olan bir topluluğa rastladım. Tırnaklarıyla yüzlerini ve bağırlarını tırmalıyorlardı. Bunlar kimlerdir?  diye sordum. Cebrail, (gıybet etmek suretiyle) insanların etlerinden yiyen ve şereflerine saldıranlardır.” cevabını verdi.

Dini ve ahlaki boyutunun yanında psikolojik ve sosyolojik açıdan da bireye ve topluma çeşitli zararlar verir gıybet. 

Bu manevi hastalıkla başa çıkmak için öncelikle İslam’ın ahlakî değerlerine sımsıkı sarılmak, boş vakitlerimizi faydalı işlerle, salih amellerle doldurmak gerekir. 
İslam ahlakında kesinlikle yeri olmayan bu manevi hastalık, Allah’a karşı takva sahibi olan Müslümanların değil, İslam’ın özünü bilmeyen basit ruhlu insanların işidir.

Psikolojide dedikodu bir ego savunmasıdır; buna yansıtma da denir. Öfke, kıskançlık, haset, sû-i zan gibi kötü hisler, dedikodu yaparak savunma mekanizmasıyla rahatlamaktır.

Zinadan daha şiddetli bir günah olan gıybetin, kalbimizi zikrullahtan alıkoymasına izin vermeyelim.

Zehirli bir bal’a benzeyen gıybetten / dedikodudan Rabbimiz cümlemizi muhafaza etsin.

Yorumlar 2
R.özçelik 08 Kasım 2022 04:43

Barekellah ensar hocam..

Kadir DURAUN 03 Kasım 2022 22:54

Hayatımızı şekillendirmemizde emeği olan değerli hocama çok teşekkür ediyorum Saygılarımla

Yazarın Diğer Yazıları