Peygamberimiz(s.a.v)'in Merhameti
Ensar ŞAHİN
Peygamber Efendimiz’in (sav) risaletinden önce Arap yarımadasında Allah’a ve peygamberlere inanç kalmamıştı. Putlara tapmayan, zulüm etmeyen, İbrahim (as)’ın sünnetine /şeriatına uyarak bir tek Allah’a inanan bir avuç ‘Muvahhid Hanifler’ dışında.
Hak ve adalet kaybolmuş, cehalet, zulüm ve ahlaksızlık çoğalmış, insanlık karanlıklar içinde kalmıştı. İnsanlar zengin, hür, köle olarak sınıflara ayrılmıştı.
Zenginler fakirleri eziyor, hürler köleleri istediği gibi kullanıyordu.
Putperestlik hakim olmuş, kan davaları baş göstermiş, düşman kabileler birbirini öldürüyordu. Kadınlara değer verilmiyor, kız çocukları diri diri toprağa gömülüyordu. Kalplerde şefkat ve merhametin kalmadığı bu durumu Mehmet Akif şöyle anlatıyor:
“ Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi.”
Sadece Mekke ve Arap yarımadasında değil, bütün dünya karanlıklar içindeydi.
Aklı selim ilim adamları, kutsal kitapların müjdelediği Ahmet isimli son peygamberi bekliyordu.
Tarih 20 Nisan 571’i gösterirken pazartesi günü sabaha karşı yeryüzü
Abdülmuttalib’in yetim evinde nurla doldu. Alemlere rahmet geldi.
Bu gecede Kabe’deki putlar bir bir yıkıldı, Kisra’nın sarayının ondört sütunu yıkıldı, bin yıldır yanan Mecusilerin tapındıkları ateş söndü. Gökyüzünde Muhammed ismini simgeleyen Süreyya Yıldızı doğdu. Yeryüzü daha bir çok olağanüstü olaylara şâhid oldu. Bütün bunlar gelecekte insanlığın zulümattan Nur’a çıkacağının habercisiydi.
Rabbimiz Kur’anı Kerim’de “(Ey Muhammed!) Seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya, 107) buyuruyor.
Rahmet Peygamberi Efendimiz (sav) mü’minlere rahmettir; çünkü onlara dosdoğru yolu göstermiştir. Münafıklara rahmettir; çünkü onları öldürülmekten kurtarmıştır. Kafirlere rahmettir; çünkü onların azaplarının ertelenmesine vesile olmuştur.
Peygamberimiz (as), islamı tebliğ için gittiği Taif’ten taşlanarak, eli yüzü kan içinde dönerken, Cebrail (as) gelerek Allah’ın izniyle ne dua ederse yerine getireceğini söyleyince, Rahmet Peygamberi (sas) ‘gün gelir Taif halkından Allah’a şirk koşmayan mü’minler çıkar’ niyetiyle merhametini göstererek, kendini taşlayan insanlara beddua etmemiştir.
Hayber’in fethinde kendine tuzaklar kurarak savaş ilan eden Yahudileri affederek merhametini göstermiştir. Mekke’nin fethinde, kendine ve Müslümanlara on üç yıl her türlü işkence ve zulmü yapanlara karşı engin merhametini ve affediciliğini bir kez daha göstererek gönülleri fethetmiştir.
Burada yalnızca Mekkeli müşriklere değil, tüm insanlığa en güzel ahlak ve fazilet dersi vermiştir.
Hz. Muhammed (sav) öyle rahmet ki, O olmasa âlemler ıssız kalırdı. Kupkuru çöllere hidayet güneşi olarak doğdu. O’nun ümmetine olan merhameti, bir annenin yavrusuna olan düşkünlüğünden daha fazla idi.
“Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe, 128) Bu ayette Peygamberimizin (sav) ümmetine ne kadar düşkün olduğunu, onların bir sıkıntıya uğraması durumunda Peygamberimizin çok üzüleceğini anlıyoruz.
“Dikkat edin! Ben hayatımda sizin için bir emniyet vesilesiyim. Vefat ettiğimde kabrimde ‘Ya Rabbi! Ümmeti, ümmeti… diye ilk sur üfleninceye kadar nida edeceğim…”( Ali el Mütteki, Kenzul Ummal, c. 14, s. 414)
Fetih sûresinde müminlerden bahsedilirken “Muhammed Allah’ın Rasûlü’dür. Onunla beraber olanlar (müminler), inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı ise merhametlidirler.” (Fetih, 29) buyrulur.
Sevgili Peygamberimizin şu Hadisi Şerifini tefekkür ederek bitirelim:
“Merhamet edenlere Allah da merhamet eder, siz yeryüzündekilere merhamet ediniz ki, göktekiler de size merhamet etsin.”
Rabbim, bizleri kendisine layık kul, Rahmetli peygamberine layık ümmet eylesin. (amin)