Siber Savaş Kapımızda: Danimarka’nın İtirafı ve Avrupa’nın Gerçeği
Avrupa uzun süredir bir gerçeği hissediyor, ama artık bu gerçek yüksek sesle dile getiriliyor: Savaş artık yalnızca cephede değil; barajlarda, su şebekelerinde, seçim sistemlerinde ve sunucularda yaşanıyor. Danimarka Savunma İstihbarat Servisi’nin (DDIS) son açıklaması, bu yeni savaşın adını bir kez daha net biçimde koydu: hibrit savaş.
Danimarka istihbaratı, ülkenin kritik altyapısını hedef alan siber saldırıların arkasında doğrudan Rusya’nın bulunduğunu resmen ilan etti. Bu açıklama, teknik bir güvenlik raporundan çok daha fazlası. Zira mesele artık “kim saldırdı?” sorusundan çıkmış durumda; asıl soru, neden ve hangi amaçla saldırıldığı.
DDIS’in işaret ettiği iki grup tabloyu açıkça ortaya koyuyor. Z-Pentest, bir su altyapısını hedef alan yıkıcı saldırıyla; NoName057(16) ise yerel seçimler öncesinde düzenlenen DDoS saldırılarıyla öne çıkıyor. Ortak noktaları ise net: Her iki yapı da Rus devletinin çıkarları doğrultusunda hareket ediyor. Yani karşımızda bağımsız hacker’lar değil, devlet tarafından yönlendirilen dijital vekiller var.
Buradaki hedef yalnızca sistemleri çökertmek değil. Amaç, Ukrayna’ya destek veren ülkelerde güvensizlik oluşturmak, kamuoyunu tedirgin etmek ve siyasi süreçleri etkilemek. Seçim dönemlerinin özellikle hedef alınması da tesadüf değil. Sandık, modern demokrasilerin kalbi; Rusya ise bu kalbe doğrudan dokunarak psikolojik ve siyasi sonuçlar üretmeyi hedefliyor.
Danimarka’nın Ukrayna savaşındaki pozisyonu düşünüldüğünde, bu saldırıların “neden”i daha da netleşiyor. Kopenhag, Moskova’ya yaptırım uygulayan ve Kiev’e askeri, mali ve eğitim desteği sağlayan ülkeler arasında. Dolayısıyla Rusya açısından Danimarka’nın altyapısı ve siyasi süreçleri, meşru birer “baskı aracı” olarak görülüyor.
Savunma Bakanı Troels Lund Poulsen’in sözleri bu durumu özetliyor: “Uzun süredir konuşulan hibrit savaş artık somut şekilde hissediliyor.” Bu ifade, aslında Avrupa’nın gecikmiş bir fark edişini de temsil ediyor. Siber saldırılar artık soyut tehditler değil; günlük hayatı, kamu güvenliğini ve devlet egemenliğini doğrudan etkileyen unsurlar.
Üstelik tablo yalnızca Danimarka’ya özgü değil. Norveç’te bir barajın kontrol sistemlerinin ele geçirilmesi, ülke genelinde kritik siteleri etkileyen DDoS saldırıları ve Rusya yanlısı grupların artan faaliyetleri, aynı senaryonun farklı ülkelerde sahnelenen bölümleri. ABD’nin CISA öncülüğünde yayımlanan ve NoName, Z-Pentest, Sector16 ile CARR gibi grupları hedef alan ortak uyarı da bu tehdidin küresel boyutunu teyit ediyor.
Özetle artık şu gerçeği kabul etmek gerekiyor: Rusya’nın siber faaliyetleri münferit olaylar değil. Bunlar; planlı, devlet destekli ve siyasi sonuçlar hedefleyen operasyonlar. Hibrit savaş kavramı bir akademik terim olmaktan çıkıp, Avrupa’nın günlük güvenlik gerçeği haline gelmiş durumda.
Soru şu: Avrupa bu savaşı ne zaman gerçekten ciddiye alacak? Ve daha da önemlisi, bu savaşa karşı ne zaman ortak, kararlı ve caydırıcı bir savunma hattı kuracak?
Çünkü siber savaşta gecikmenin bedeli, bazen bir seçim sonucu, bazen bir baraj kapağı, bazen de bir ülkenin iç huzuru olabiliyor.