İbrahim Uyar

KUL HAKKI KAVRAMI (2)

İbrahim Uyar

Kul hakkı; temelde insanların kişilik haklarına saldırı, ihlâl veya müdahale mahiyeti taşıyan her şeydir. Bunların başında İslam Dininin beş temel gayesi diye nitelendirilen, “canın korunması, malın korunması, namusun (neslin) korunması, aklın korunması ve dinin korunması” kapsamına giren haklara saldırı ve müdahale, kul hakkı yemektir.  “Günah-ı Kebâire” başlığı altında zikredilen büyük günahların işlenmesi de kul hakkının ihlal edilmesinin sonucudur.
İnsanların canına kıymak başta olmak üzere, onları incitmek, fiziki veya psikolojik olarak vücutlarının her hangi bir yerine zarar vermek kul hakkı yemektir.  Bu çerçevede haset, kin, fitne, zulüm, alay etme, küçümseme, baskı, intikam, gıybet, dedi-kodu, kasten güvenliği tehlikeye atma, korkutma, bilerek hastalığa neden olma, tedaviye engel olma veya tedavi etmeme, iftira etme Vb. İslam’ın yasakladığı fiiller kul hakkı yemektir. Çünkü bu filler işlendiğinde, kişiye ya fizîken ya da şahsiyetine zarar verilmiş olunuyor. (Bunlardan cezalandırma amacıyla yapılan uygulamalar, yetkili kurum ve kurulların kararı doğrultusunda devlet eliyle yapılması gerektiği için, bu yazının konusuna dahil değildir.)
İnsanların mallarına zarar verecek her türlü saldırı, baskı ve müdahale de kul hakkıdır. Hırsızlık, zimmet, karaborsacılık, gasp, irtikâp, dolandırıcılık, kumar, tefecilik, rüşvet, eksik ölçüp- tartma,  fahiş fiyatla hizmet veya ticaret, emanete zarar verme Vb. fiiller kul hakkı yemektir.
İnsanların namusuna göz dikme, zarar verme kul hakkı yemektir. Sövüp- küfretme,  ırzını lekeleme, zina, tecavüz, namusa iftira Vb. şeyler bu mahiyettedir.
İnsanların hem kendi aklını zafiyete uğratacak, hem de başkalarının sağlığına ve huzuruna zarar verecek içki, uyuşturucu, sigara Vb. şeyleri kullanmak, kullandırmak, teşvik etmek satmak kul hakkıdır. Beden ve sağlık Allah’ın emanetidir. Bunların kullanımının ise insan vücuduna zarar verdiği, hem aklî melekeleri hem de refleksi zayıflattığı bilinen gerçeklerdir. Söz konusu şeylerle kişi kendine ve ya başkalarına ağır şekilde zarar verdiği için kul hakkı ihlâl edilmiş olur.
İnsanların inanç ve ibadetlerine baskı, engelleme, müdahale, zulüm, alay etme kul hakkı yemektir. “La ikrahe fiddîn/Dinde zorlama yoktur.”  (Bakara S./256)  İnancı gereği başörtüsü takanlara baskı kul hakkı olduğu gibi, kiliseye gidene mani olmakta kul hakkı yemektir. Zira “Gad tebeyyenr-ruştü minelgay/Artık doğru yanlıştan açıkça ayrılmıştır.” (Bakara S./256) Esas olan tebliğdir. Cinsiyetlerinden, renklerinden, dillerinden, memleketlerinden, maddi durumlarından, inançlarından dolayı insanları küçümsemek, alaya almak, zulüm ve baskıya maruz bırakmak kul hakkıdır.
Yalan söylemek, haksızlığı teşvik etmek, zalimin yanında olmak, “Haksızlık karşısında susmak”, şahitlikten kaçınmak, zekât ve sadaka-i fıtır gibi zorunlu infaklardan kaçınmak, yetim hakkı yemek, zaman, gıda, su, enerji Vb. nimetlerin –parası ödenerek alınmış olsa dahi- israf edilmesi kul hakkını ihlal etmektir. Hayatın zaruri standartlarını aşacak şekilde akar sular, hava, deniz ve toprak dahil çevre kirliliği anlamına gelen şeylere sebep olma, kul hakkı yemektir.  (Meselâ; Abdest almaya yeterli sudan daha fazlasını kullanmak hem ihtiyacı olacak başka insanların  suyunu azaltmaya neden olduğu için israf yönüyle kul hakkı,  hem de abdest için dahi olsa kullanılan su miktarının (atık su/müstamel su/ kirli su) fazlalaşmasına neden olduğu için çevre kirliliği yönüyle kul hakkıdır.)
Eğitimden mahrum bırakmak, terbiyeye engel olup kişinin kendisine ve topluma zararlı davranışlar geliştirmesine sebep olmak, çocuğun veya bireyin, Allah’a karşı görevlerini yapmasını sağlaya bileceği bilgileri öğretmemek veya engel olmak, hayatını ikame edebilmesi için; görgü, nezâket, nezâfet (temizlik),  zerâfet ve mesleki bilgileri öğretmemek veya öğrenimine engel olmak kul hakkıdır.
Hele hele topluma, devlete, kamuya, vakıf mallarına karşı yapılacak yanlış davranışlarla kul hakkı yemek çok daha tehlikeli ve daha büyük bir günaha sebep olur. Zira bireyin hakkını ihlal eden kişi, belki hatasını anlayıp helalleşme ve Allah’tan da af dileme fırsatına sahip olabilir. Ama toplumların, devletin, kamunun hakkı yendiyse bu fırsat ortadan kalkmıştır. Onun için özellikle devlete çalışan kişilerin; aldığını hak etmesi, hizmet vermesi gereken insanlara karşı görevinin gereğini yapması, adam kayırma, işten kaytarma, devletin verdiği malı ve yetkiyi kötüye kullanma gibi hatalara düşmekten sakınması gerekir. Yetkiyi kendi heveslerine alet edip, “hami-i kart yakînimdir” anlayışıyla hareket eden, devletin işine torpille adam alan, işe adam değil, adama iş ayarlayan kimseler kul hakkı yönüyle hem kendilerini hem de hak etmediği halde işe aldıkları insanları ne duruma sokmuş olurlar acaba?
 Sayaçta sahtekârlık yapıp elektrik-su parasından yırttığını düşünenler, vergiyle yürütülen işlerden faydalandığı halde, kazancını yok gösterip vergisini ödemeyenler, devlete ait araçları, telefonları diğer alet edevat ve ekipmanı makamının gücüyle veya mevzuatın boşluklarından yararlanarak keyfe keder kullananlar,  “Rabbinin yakalaması çok şiddetlidir.”(Buruc S./12) ayetini hiç mi duymadılar acaba? Bunların hepsinde 83 milyon insanın hakkının olduğunu, herkesin hakkı yendiğinde ise fakir-fukarâ, garip-gurabâ ve özelliklede öksüz ve yetimin hakkının yenmiş olacağını, hiç mi düşünmezler acaba? 
Elbette bir insan, ne kul hakkı yesin, ne de hakkını yedirsin! Fakat hak yemenin çok tehlikeli bir mayın tarlası olduğu düşünülürse, -hakkını usulünce aramak şartıyla- hakkının yenmesi insan için daha karlı bir yatırım gibi görünüyor!
Kişi ahirette namaz, oruç, zekât gibi ibadetlerini yerine getirmiş olarak Allah’ın huzuruna gelir. Bununla beraber öyle günahlarla gelir ki kimilerine sövüp saymış, kiminin kanını akıtmış, kiminin malını yemiş, kimine iftira etmiştir. Bu durum karşısında onun ibadetlerinden elde ettiği sevaplardan alınıp hak sahiplerine dağıtılır. Eğer ibadetleri ve iyilikleri bu hakları ödemeye yetmezse hak sahiplerinin günahlarından alınıp hak yiyenin günahlarına eklenir. Böylece sevapları elinden gitmiş, günahları ise daha da artmış olduğundan “müflis” durumuna düşmüş olur.  Böylece bu kişi (cennete gönderilmek yerine) cehenneme atılır.” (Müslim,“Birr”59/Buhârî,“Meẓâlim”10)
Selam ve dua ile…          

Yazarın Diğer Yazıları