Vedat ÖNAL

Ahmet Hocam Ayakta ve Dimdik Göçüp Gitti

Vedat ÖNAL

Bazı insanlara yataklarında vefat etmek, yatıp dinlenmek, bir köşeye çekilip her şeyden elini eteğini çekmek nasip olmuyor. Bu onların fıtratlarına aykırı bir durum demek oluyor. Bu yüzden de ölümlerini bile ayakta ve dimdik karşılıyorlar. Ahmet hocamda işte tam da bu tür adamlardan birisiydi. Hayatı mücadele ve cihad ruhuyla yaşadı. Amacı her zaman Hak ve adaletin yanında olmak. Mazlumun hakkını savunmak oldu. Bunu bir ibadet bilinciyle yaptı. Kırmadan, dökmeden, kimseyi incitmeden bunu yapmayı her zaman şiar edindi. Zaten onun sakinliği karşısındakilere karşı en büyük silahıydı. En gergin ortamlarda bile Ahmet hocamızın sinirlendiğini, sesini yükselttiğine şahit olmadım. Belki de bu onun bu kadar çok sevilmesinin en büyük sebebiydi. Bu sevginin boyutlarını cenazesinde çok yakın bir şekilde müşahede ettik. 

Ahmet Taş hocamla daha Cumartesi günü Kıbrıs’ı anlattığı programda bir saat boyunca dinledik. Gayet sağlıklıydı, Kıbrıs’ta gördüklerini yaşadıklarını anlattı. Vefat ettiği akşam programın haberini yapmış basına göndermiş, Yazarlar Birliği’nin face sayfasına da sabahleyin koyarım diye düşünmüştüm. Fakat Allah’ın takdiri programının haberini vefat haberi ile birlikte yayınlamak nasip oldu. Bu da farklı bir imtihandı galiba. Sabah haberi duyunca gerçekten şok oldum. Evet ölüm ani. Ecelin bizi nerede, ne zaman ve nasıl bulacağını bilemiyoruz fakat sürekli birlikte olduğumuz ve bir gün önce gayet sağlıklı olarak gördüğüm Ahmet hocamızın vefatı beni gerçekten derinden üzdü. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet, makamı ali olsun. Allah’tan geldik ve yine Ona döneceğiz.

Ahmet Taş hocamı daha 1990’lı yıllardan itibaren Kayseri’deki İslami camianın içinde tanıdım. O zamanlar bizler küçük birer lise öğrencisiydik. Daha sonra İlahiyat yıllarında da Ahmet Taş hocamla zaman zaman görüşmek, sohbet etmek nasip oluyordu. Özellikle Eğitim Bir-Sen ve İlim Hikmet Vakfı Başkanlıkları döneminde de çeşitli defalar görüşür, konuşurduk. 

Fakat asıl önemli mesaimiz son 5 yıl içinde Türkiye Yazarlar Birliği Kayseri Şubesi’ni yeniden faaliyete geçirdiğimiz şu dönemde oldu. Başkanımız Mehmet Hüsrevoğlu ve Ahmet Taş hocanın öncülüğünde yeniden TYB Kayseri Şubeci faaliyete geçirildiğinde ilk önce çağırıp senin de olman lazım dediklerinde doğrusu ilk önceleri tereddüt etmiştim. Nasıl olacak benim kitabım falan yok ki demiştim. Fakat küçük aralarla da olsa yaklaşık 30 yıldır sürdürdüğüm Kayseri Gündem gazetesi köşe yazarlığını söyleyerek 5 yıl bir gazetede yazı yazmanın üye olmak için yeterli olduğunu öğrenince ve ikisinin de ısrarları ile Yazarlar Birliği’nin yönetim kurulunda birlikte çalışmaya başladık. 

Kendisi yönetimde olmasa da, denetim kurulu üyeliği ile ve katkıları ile yönetimimizi her zaman destekledi. Zaten geçtiğimiz yıllarda yerleştiğimiz Kayseri Sivil Toplum Kuruluşları Merkezi için de epey gayret göstermişti. Burada da Mazlum-Der, Kayseri Gönüllü Kültür Teşekkülleri ve Türkiye Yazarlar Birliği Kayseri Şubesi olarak yan yana çalışmalarımızı bu yerde birlikte yürüttük. 

Kendisinin uzun yıllar yürüttüğü Mazlum-Der Başkanlığında birçok mazlumun başına dokundu. Özellikle Kayseri’deki Suriyeli muhacirlerin durumları ile çok yakından ilgilendi. Bir Suriyelinin arkadaşlarımızdan birisine sorduğu içten ve samimi soru bunu anlatmaya yetiyor. Telefonda Ahmet hocamız için ısrarla gerçekten vefat etti mi, haber doğru mu diye adeta içinden gelen duygusunu dile getirip ağlaması o insanlar için Ahmet hocamın ne ifade ettiğini, ne kadar mücadele ettiğini ve bunu da o insanların çok yakından bildiğini göstermesi bakımından önemliydi. 

Ahmet hocam o mazlum insanlara haksızlık ve zulüm yapıldığı dönemlerde hep onların yanında oldu. Herkesin bildiği gibi geçtiğimiz yıl yani 2024 yılı Temmuz ayında yaşadığımız elim Kayseri olaylarında o mazlum Suriyelilerin evleri, iş yerleri yakılıp, yıkılırken yine onların yanında yer alan belki de şehrin tek ileri geleni oldu. Bunu hamaset olsun diye söylemiyor ve yazmıyorum. Kayseri tarihine kara bir leke olarak geçecek bu hadiseler maalesef tarihe kara bir leke olarak geçti. Bunu artık kimsenin değiştirmesi mümkün değil. Fakat belki de bu yapılan zulümlerin etkisini bir nebze olsun azaltacak şey o mazlum insanların yanında durulmasıydı. Ama maalesef üzülerek söyleyelim bu yapılamadı. Ahmet hocam da olmasaydı bilemiyorum başka sesi çıkan da olacak mıydı. Bundan dolayı kendisine gelen tepkilere, sözlü ve yazılı imalara hiç aldırış etmedi. Çünkü kendisinin doğru yaptığını çok iyi biliyordu. Hatta benim biraz ileri giderek tepki göstermeme bile o daha sakin bir şekilde karşılık vermişti. Üstelik bu muameleye muhatap olan kendisi olduğu halde her zaman ki sakinliğini korumuştu. Her zaman olduğu gibi alanlarda ister üç kişi olsun, ister binlerce kişi olsun hiç değişmeyen üslubu ile topluluklara seslenmeye ısrarla devam etti. 
Bu elim Kayseri olaylarından dolayı yaptığı basın açıklamasından sonra kaç ay kamuoyunun önünden çekildi. Ön planda gözükmemeye dikkat etti. Kendisine gösterilen haksız tepkinin farkında olmasına rağmen, bunu dile getirmek yerine kendisini geri plana çekti. Güya hocamız mazlumların yanında olan söylemiyle birilerini incitmişti. Ama Ahmet hocamın asıl derdinin birilerinin incinmesi değil, mazlumun yanında yer almadığı için hakikatin yanında durmadığı için Allah’a vereceği hesap olduğunu anlayamadılar tabii. 

Kimseye kırılmadan, söylenenlerden incindiğini bile açıkça söylemeden sakince yeniden görevini yapmaya devam etti. Geçirdiği kalp rahatsızlığı onu çok etkiledi. Altı aydan daha fazla süren tedavi sürecinden sonra yeniden doktorların, hocam bundan sonra artık aynı tempoda çalışamazsın ona göre kendine artık dikkat et uyarılarına bir süre de olsa uymaya çalıştı. Üzerindeki görevleri gençlere devretmeye gayret etti. Geri durmaya çalıştı ama yazının başında yazdığım gibi bazı insanlar için köşesine çekilip, ölümü beklemek ölümden beter bir şeydi. Bu yüzden çok değil bir yıl sonra eski temposuna geri döndü. Bugünlerde de çok yoğun tempoda çalışıyordu eminim. Bu soğuk günlerde dışarda çok fazla olması elbette çok riskliydi fakat belki de bu günlerde daha çok çalıştı. Türkiye Yazarlar Birliği Genel Kurulu için hazırlık yapıyorduk. Cumartesi bir saat boyunca Kıbrıs’ta neler yaşadıklarını, gördükleri yerleri anlattı ve mutlaka Kıbrıs’a gidilmesi gerektiğinin altını çizerek bizlere tavsiyelerde bulundu. 

Kayseri’de sivil toplum denince, gönüllü kuruluşlar denince akla gelen isimdi. Son bir iki yılda kendisiyle birçok ziyarete gittik. Genellikle Mehmet Hüsrevoğlu abi, kendisi ve ben birlikte birçok ziyaretler ve seyahatler yaptık. Kayseri için önemli bir miras bıraktı. Önemle üzerinde durarak yürüttüğü çalışmalar umarım devam eder. Vefatından önceki gün yine derdi dünya mazlumlarıydı. Amerika’nın Venezuella’da yaptığı haydutluğa karşı Gönüllü Kuruluşlar olarak basın açıklaması yapmanın hazırlığını yapmış bir metin hazırlamış, taslak olarak el yazısıyla yazmış ve öyle kalmıştı. Bu metni düzenleyip Ahmet hocamın son basın açıklaması olarak kamuoyuna açıklayacağız. Bu bizim bir vefa borcumuz diye düşünüyorum. 

Kayseri’deki mazlumlar gerçekten bir ağabeylerini, kendilerine sahip çıkan bir dostlarını kaybettiler. Umarım yeri doldurulur. Kendisinin de istediği şey bu çalışmaların daha da ileriye taşınmasıydı. Bu gerçekleşirse Ahmet hocamızın mirasına sahip çıkılmış olur diye düşünüyorum. Tekrar Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun. Cenab-ı Hak, imanına ve Müslümanca mücadelesine şahit olduğumuz Ahmet abimizle ahirette buluşmayı nasip etsin İnşallah. Vesselam.

Yazarın Diğer Yazıları