Vedat ÖNAL

Suriye İzlenimleri-2

Vedat ÖNAL

Şam’da tarihi tren istasyonu ve Emevi Camii’nde bir Cuma vakti
Humus’tan ayrıldıktan sonra yolumuza Şam’a doğru devam ediyoruz. Humus ve Hama arası yaklaşık 150 kilometre kadar bir mesafe. Cuma olduğu için biraz da erken varmak için yolumuza devam ediyoruz. Şam, İslam tarihindeki adıyla Şam-ı Şerif, Biladu’ş-Şam gibi isimlerle anılan bir şehir. Şam’da da belli bölgeler epey fazla yıkım görmüş. İlk önce Şam Tren İstasyonuna doğru şehrin merkezine doğru gidiyoruz. Şam Tren İstasyonu ve Şam Emevi Camii birbirine yakın ve aynı zamanda Şam Hamidiye Kapalı Çarşısı da tam burada bulunuyor. Cennet Mekan Sultan Abdulhamit Hanın Hicaz Demiryolu yapılırken inşa ettirdiği Şam Hamidiye Kapalı Çarşısı o günden sonra ticaretin ve sosyal hayatın merkezi olmuş ve bugün de canlılığını önemini hiç yitirmemiş. Savaşın tüm yıkıcı etkisine rağmen yeniden canlı ve hareketli halini çok kısa bir sürede kazanmış.
Tren İstasyonunun hemen yanına arabayı bırakıp, istasyon binasına doğru yönelirken tabii bugünün Cuma olduğunu ve tatil olabileceğini düşünüyorum. Fakat kapıya yönelip kapıyı çalınca görevlilerin olduğunu görüp rahatlıyorum. Çünkü buraya kadar gelip Şam tren istasyonunu görememek gerçekten üzücü olurdu. Burası şu an zaten bir müze gibi kullanılıyor. Gelen misafirler binanın içini gezebiliyorlar. Benim daha önceki izlediğim video ve fotoğraflarda savaş öncesi faal olarak kullanılan bir istasyon olduğunu hatırlıyorum. Fakat savaş sırasındaki tahribatlarla tren yolu işlemediği için istasyon binaları da atıl vaziyete gelmiş durumda. Fakat binanın tarihi yönü ve muhteşem yapısı gerçekten insanı büyülüyor. Gerek dış cephesi gerekse içi yılların tahribatına rağmen aynı güzelliğini koruyor. İçerisindeki süslemeler ve üst kattan aşağıyı ve önünden geçen yolu ve Şam’ın caddelerini balkondan izlemek farklı bir duyguydu gerçekten. Bu arada Türkiye’den gelen gençlerin de burayı gezmekte olduğunu fark ediyoruz. Onlarda İstanbul’dan Suriye’yi gezmek için gelmişler. Onlar içinde bir hatıra fotoğrafı çekiyoruz. İstasyon binası dediğim gibi şu an atıl vaziyette. Fakat peronları ve bilet gişeleri ile adeta hizmete hazır bir görüntü veriyor. Özellikle duvarlarındaki muhteşem resim ve gravürler benzersiz bir sanat galerisini andırıyor. 

Suriye İzlenimleri-2

Şam Tren İstasyonundaki bu ziyaretimizin ardından Cuma saati yaklaştığı için Emevi Camiine doğru hareket ediyoruz. Camiye yakın bir yerde arabayı bırakıp, Kapalı Çarşının içinden geçerek Emevi Camii’nin kapısına kadar bir 10 dakika yürüyerek, camiinin o muhteşem kapısına, tarihi yapılarla çevrili girişine ulaşıyoruz. Kapıda Faruk abinin hediye olarak getirdiği Türk Lokumu ikramlarımızı görevlilere teslim ediyoruz ve büyük bir memnuniyetle alıyorlar. Bu Türk Lokumlarından diğer ziyaret ettiğimiz istasyonlarda ve uğradığımız camilerde de ikram edip Türkiye’nin bu meşhur lezzeti ile sıcak bağların kurulmasını amaçlıyoruz.

Şimdi gezme sırası Şam Emevi Camiine geliyor. Daha önce sadece belgesellerde gördüğüm bu tarihi camiye girmek benim gerçekten farklı bir duygu oluyor. Karşıda minaresi ve men minarenin şerefesinin altında namaz vakitlerinin tespit edilmesi için yapılan güneş saatinin bulunduğu çıkıntı gözüme çarpıyor. Ve Emevi Camiinin o muhteşem iç avlusu, görkemli pencereleri ve mimari özelliklerini tek tek kayıt altına almak için bol bol resim ve video çekiyoruz. Caminin avlusunda bir köşede sergilenen büyük bir tarihi top gözümüze batıyor. Onu çekip oradan Selahaddin Eyyübi’nin kabrinin olduğu türbe kısmına girmek istiyorum fakat oranın Cuma günü olması dolayısıyla kapalı olduğunu öğreniyoruz ve oraya yarın girmek üzere oradan ayrılıyoruz. Bu arada tıpkı Halep’te olduğu gibi Şam Hamidiye Kapalı Çarşısı da çok büyük ve hareketli. Ve çarşının sokakları arasında yüzlerce küçük mescid burada da yer alıyor. 
Şam Emevi Caminin iç mekanı da en az dış mekanı kadar muhteşem ve görülmeye değer. Tabii iç mekan çok geniş olduğu için her vakit buranın dolmadığını öğreniyoruz. Fakat bugün Cuma olduğu için cami kısa sürede doluyor. Fakat yine de dikkatimi çeken şey çok fazla ve tıklım tıklım dolu olduğunu söylemek mümkün değildi. Arka saflarda bölüm bölüm boşlukların olduğunu görüyorum. O geniş avlu bölümünde ise hemen hemen hiç cemaat yoktu. Caminin içerisinde mihrabın hemen sol tarafından bir de türbe yani kabir bulunuyor.

Suriye İzlenimleri-2

Burasının da Kerbela’da şehit edilen Hz. Hüseyin’in kesik başının bulunduğu kabir olduğu ile ilgili rivayetler olduğunu öğreniyoruz. Tabii farklı rivayetlerde var ama anlatılan rivayetlerden birisi bu. Bu arada burada kıldığımız Cuma namazı sonrası dikkatimizi bir şey çekiyor. O da Türkiye’den gelen birçok vatandaşımızın ve sivil toplum kuruluşu temsilcimizin burada olduğunu görmek oldukça sevindiriciydi. Özellikle bir isim dikkatimizi çekmişti. Eski Milletvekili Şevki Yılmaz’da buradaydı ve Cuma namazını Şam Emevi Camiinde kılanlar arasındaydı. 

Şam Emevi Camiinde Cuma hutbesini dinleyip, Cuma namazını kıldıktan sonra bir başka namaza daha başlanıyor. Bu da daha önceden duyurulan ve yaşanan kuraklık dolayısıyla yağmur duasının yapılması öncesi kılınan Salatu’l İstiska (Yağmur namazı). Namazın kılınması ve duanın ardından Cuma namazı böylece tamamlanmış oluyor. Bu şekilde camiden ayrılıp bugün için bir başka istikametimiz olan Dera’ya gitmek için Şam’dan ayrılıyoruz.

Suriye İzlenimleri-2

Kadim Biladü’ş-Şam’ın binlerce yıla uzanan tarihi

Şam'daki Büyük Emevi Camii, aynı zamanda Büyük Emevi Camii (Cāmiʿ Banī Umayya al-Kabīr) olarak da bilinir ve İslam'ın mimari ve manevi mücevherlerinden biridir. Roma, Bizans ve İslam medeniyetlerinin kesiştiği noktada yer alması nedeniyle özellikle zengin bir tarihe sahiptir. Camiye dönüştürülmeden önce, bu alan pagan ibadethanesiydi. 

Arami döneminde (M.Ö. 1000 civarı), putperestlerin mekanı haline gelmişti. Fırtına tanrısı Hadad'a adanmış bir tapınak vardı. Romalılar bölgeyi fethettiğinde, yerine Jüpiter'e adanmış görkemli bir tapınak inşa ettiler. Bu tapınak, sütunlu ve revaklı geniş bir kompleksin merkezindeydi. 4. yüzyılda, Roma İmparatorluğu'nun Hristiyanlaşmasıyla birlikte tapınak, başının kutsal alanda muhafaza edildiği söylenen Vaftizci Yahya'ya adanmış bir kiliseye dönüştürüldü. 

Bizans eyaletinde önemli bir Hristiyan merkeziydi. Müslümanlar 634 yılında Şam'ı ele geçirdiklerinde, başlangıçta Hristiyanların kiliseyi kullanmasına izin verdiler. Ancak 705 yılında Emevi Halifesi I. Velid, bu alana anıtsal bir cami inşa etmeye karar verdi. Kilise daha sonra (İslam kaynaklarına göre müzakereler ve tazminat ödemelerinin ardından) yıkıldı ve cami 705-715 yılları arasında inşa edildi. İslam'ın ilk anıtsal camilerinden biri ve mimari bir şaheserdir. Avlusu, revaklar ve cennet manzaralarını tasvir eden Bizans mozaikleriyle çevrilidir. Namazgah, antik sütunlarla desteklenmiş ve bir kubbeyle örtülmüştür. Üç minare, Müslüman geleneğine göre Hz. İsa'nın kıyamet günü geri döneceği yer olan ünlü Hz. İsa Minaresi de dahil olmak üzere alana hakimdir.

Suriye İzlenimleri-2

Şam ve Dera arası kritik yollar

Şam’dan Dera’ya biran önce gidip gelerek Dera’yı aradan çıkarmak istiyoruz. Çünkü ertesi gün dönüş yoluna çıkmamız gerekiyor. Bu yüzden Dera’ya doğru hareket ediyoruz fakat hareket ettikten yarım saat kadar sonra, ufukta kıpkızıl bir toz ortaya çıkıyor. Yaklaştıkça içine doğru giriyoruz. Müthiş bir rüzgar adeta arabayı yerinde sarsıyor. Mecburen yavaşlamak hatta bir müddet durmak zorunda kalıyoruz. Yavaş yavaş ilerlemeye devam ettikçe, toz dağılıyor ve yerini müthiş bir sağanak yağışa bırakıyor. Bardaktan boşanırcasına yağan bu yağmurla ortalık biraz rahatlıyor fakat bu sefer de yollardaki su birikintileri risk oluşturuyor. Bu yüzden yine yavaş giderek bu su birikintilerinin zararından korunmaya çalışıyoruz.

Suriye İzlenimleri-2

Dera’da Hicaz Demiryolunun en büyük istasyon binalarından birisi bulunuyor

Nihayet Dera’ya ulaşıp şehrin kontrol noktasından geçince bizi büyük bir yıkım karşılıyor. Evet Dera şehri gerçekten çok büyük bir yıkım görmüş. Şehrin zarar görmeyen, hedef olmamış hiçbir yeri yok gibi. Şehrin birkaç kilometre kadar dışında Ürdün ile olan sınır kapısı yer alıyor. Suriye ve Ürdün’e geçiş bu kapıdan yapılıyor. Dera’da ilk önce Hicaz Demiryolu’nun istasyon binasını ararken gördüğüm manzara beni çok etkiliyor. Dera’de Hamidiye Hicaz Demiryolu’nun en büyük tren istasyonlarından birisiyle karşılaşıyorum. Onlarca vagon atıl vaziyette dururken, kapalı bir binanın içerisinde Hicaz Demiryolundan kalma bir lokomotifinde olduğunu öğreniyorum fakat binanın kapısı kapalı olduğu için görmek mümkün olmuyor. İstasyon ve çevresi bir bina kompleksinden oluşuyor. Zamanında tren yolunun üzerine bir üst geçiş yapılmış ve yayaların geçişi bu üst geçitten sağlanmış. Bu üst geçidin üzerine çıkıp etrafı daha rahat görüntüleme imkanına sahip oluyorum. Burada bizi görünce gelip tanışan gençlerden istasyon ile ilgili bilgiler alıyoruz. İstasyonun savaştan önce çalıştığını öğreniyorum. Bugün de yavaş da olsa yeniden istasyonun yeniden canlandırılması ile ilgili çalışmaların olduğunu öğrendiğimiz için seviniyorum. Her ne kadar bu çalışma şimdilik Halep ve Şam arasında olsa da bir gün Dera’ya kadar da uzanacaktır diye düşünüyorum. Çünkü Ulaştırma Bakanlığımız ile Suriye ve Ürdün Ulaştırma Bakanlıkları arasında protokol imzalanarak Hicaz Demiryolu’nun bu ülkelerdeki hatlarının yeniden canlandırılması ile ilgili projenin devam ettiğini Halep’teki yetkililerden öğrenmiştik. 

Dera’da bulunan istasyon binalarını ve bunların kalıntılarını gezerken, Suudi Arabistan’da gezdiğim istasyon binaları aklıma geldi. Tıpkı onlardaki gibi Dera istasyonu binaları da çok yıpranmış durumdaydı. Tabii bunda savaşın olumsuz etkisini de düşünmek gerekiyor. Bir diğer ilginç ayrıntı, istasyonun hemen karşısında bir kilisenin mevcut olması. Kilisenin binası sağlam bir vaziyette duruyor fakat açık olup olmadığını öğrenemedik. Bu arada Suriye içerisinde diğer şehirlerde de birçok kilise binasının olduğuna şahitlik ettik. Bu binaların şu an açık olup olmadığını bilemiyoruz ama kiliselerin varlığı Suriye’de ciddi bir Hristiyan nüfusun olduğunu gösteriyor. 

Suriye İzlenimleri-2

Dera’da son olarak uğradığımız yer ise, 2011’de olayların başlamasına sebep olan küçük Hamza’nın şehit edildikten sonra cenazesinin kaldırıldığı ve olayların başladığı bu camiiyi ziyaret etmek oluyor. Camii gerçekten çok tarihi bir camii. Mimari özellikleri adeta adeta bir kervansarayı andırıyor. Büyük bir avlusu ve şadırvanı bulunuyor. Minaresi de bu coğrafyaya özgün bir özellik taşıyor. Etrafını ve içini gezip görmek gerçekten bizim için farklı bir tecrübe oluyor. Bu arada bu tarihi camide başka hiçbir yerde görmediğimiz bir detayla karşılaşıyoruz. Caminin dış avlu kapısı tamamen taştan oyma tekniğiyle yapılmış. Yüzlerce kiloluk ağırlığa sahip cami kapısının bir benzerini başka hiçbir yerde rastladığımızı sanmıyorum Tamamen taş kapı ve gerçekten işçiliği de çok güzel bir kapı ve buraya bu kadar ağır bir kapının nasıl yerleştirildiği ile ilgili bilgi alacağımız kimseyi bulamadığımız için maalesef bilgi alamıyoruz. Fakat bu muhteşem taş kapının durumundan çok eski tarihlerde de yapılmadığını yakın tarihli bir eser olduğunu tahmin ediyorum. 

Bir zamanlar çok büyük bir nüfusa ev sahipliği yapan Dera şehri bugün adeta terkedilmiş bir şehir görünümünde. Fakat her şeye rağmen şehirlerini terk etmeyerek burada kalmaya devam eden insanların olduğunu ve belli bölgelerde canlı bir şehir ortamının olduğunu görüyoruz. Özellikle yol boyunda yol kenarlarına kurulan çadırlar evlerin durumundan dolayı insanların bu çadırlarda kaldığı gerçeğini bizlere gösteriyor. Gerçekten yağmur ve soğukta bu çadırlarda kalma çok zor. Evlerin neredeyse tamamı hasarlı ve ne elektrik ne de su bulabilmek çok zor. Alışveriş için dükkanlar açık fakat insanların bunlara ulaşma konusunda yeterli imkanları var mı işte bu üzerinde düşünülmesi gereken bir gerçeklik. 
Bu şekilde Suriye olaylarının fitilinin ateşlendiği ve bir bölümü terörist İsrail tarafından kontrol edilen Dera’dan ayrılma vakti geliyor. Akşam saatleri yaklaşırken ayrıldığımız Dera’da yol boyu çadırların kenarından ilerleyerek Şam yoluna çıkıyoruz.

Dera’dan Şam’a dönüş ve Emevi Camiinde sabah namazı
Dera’dan çıktığımızda akşam saatleriydi. Bu yüzden akşam namazını Dera çıkışında kıldıktan sonra yolumuza devam ediyoruz ve iki saatlik bir dönüş yolculuğunun ardından akşam saatlerinde Şam’a geri dönüyoruz. Burada da, tıpkı Halep’te olduğu gibi Hüdai Vakfı Suriye Sorumlusu Nurlan kardeşimizle buluşarak dernek binasına gidiyoruz. Şam merkezde güzel bir binaları var. Burada akşam Kayseri’den getirdiğimiz sucuklarla bir sucuk ziyafeti ile akşam yemeği işini hallettikten sonra özellikle benim için bir de araba kullanmaktan dolayı yorgunluğu iyice hissettiğim saatler başlıyor. Kanepeye uzanır uzanmaz uykuya dalıyorum. Diğer arkadaşlar Şam çarşısına, Şam’ın merkezine doğru bir gezintiye çıkıyorlar. Bu geziye katılmak istememe rağmen yorgunluğum buna engel oluyor. 
Ve sabah namazı Şam Emevi Camiinde, çok güzel ve müstesna bir zikir ortamına şahid oluyoruz. Sabah namazından önce camiinin köşesinde biraraya gelen bir grup cemaat burada sesli olarak Cenab-ı Hakkın yüce isimlerini okuyarak güzel bir zikir ortamı kuruyorlar. Bu zikri takip edip ardından da sabah namazını birkaç safla birlikte kılıyoruz. Sabah namazında camiinin ortadaki mihrabı kullanılmıyor. Cemaat az olduğu için sağ bölümdeki küçük mihrapta namaz kılınıyor. Fakat bir gün önce Cuma namazında merkezi mekanda bulunan mihrapta namaz kıldırılmıştı. Bu durumun muhtemelen cemaatin fazla olmamasından kaynaklandığını düşünüyorum. Ve dikkatimizi çeken bir başka husus da, tıpkı Cuma namazında olduğu gibi, sabah namazında da birçok Türk vatandaşının burada olması. Gerek Cuma namazında gerekse sabah namazından sonra birçoğu ile selamlaşma imkanı buluyoruz. Bazıları İstanbul’dan, bazıları güneydoğu şehirlerinden ve bir kısmı da diğer şehirlerimizden gezmeye, ziyarete gelen vatandaşlarımızdan oluşuyor. Bazıları tıpkı Hüdai Vakfı gibi kendilerine yerler tutarak burada Arapça öğrenme ve eğitim faaliyetlerine başlamışlar bile. Bunu öğrenmek beni gerçekten mutlu ediyor. Savaştan önce de Suriye ve Şam, Halep Arapça öğrenmek için tercih edilen önemli yerler arasındaydı. Yeniden bu hareketin canlanmasını çok istiyorum. 

Suriye İzlenimleri-2

Şam’da uğrayamadığımız hemen Emevi Camii’nin dibinde bulunan büyük komutan Kudüs Fatihi Selahaddin Eyyubi’nin kabrini ziyaret etmek oluyor. Türbeyi ziyaret ederken hemen türbenin yanında bulunan şehitlikleri görünce şaşırıyorum. Bu şehitlikle ilgili bir bilgim olmadığı için merak edip inceliyorum ve buranın Birinci Dünya Savaşında sırasında şehit olan ilk Hava Şehitlerimizin kabri olduğunu öğreniyorum. Devlet-i Aliyye’nin ilk hava şehitleri Şam’da Selahaddin Eyyubi ile yan yana yatıyorlar. Yüzbaşı Fethi, Üsteğmen Nuri, Üsteğmen Sadık Beyler İstanbul Kahire arasındaki uçuşlarını gerçekleştirirken uçaklarının düşmesi ile şehit olan ilk hava şehitlerimiz burada Selahaddin Eyyubi’nin kabrinin yanında yatıyorlar. Ruhları şad olsun.

Şam’dan dönüş ve Hama’da müstesna bir öğle namazı
Şam’da ziyaretleri tamamladıktan sonra dönüş yolculuğuna başlama saati geliyor. Dönüşte gelirken uğrayamadığımız Hama şehrine uğrayacağız. İstikamet Hama Hicaz Demiryolu İstasyonu. Şamdan ayrıldıktan bir saat kadar sonra, yol güzergahında bir yoğunluk ve tıkanma meydana geliyor. Bütün araçları yan tarafta bulunan tali yola yönlendiriyorlar. İlerde yolda bir tanker kazası olduğunu ve yolun tedbir amaçlı kapatıldığını öğreniyoruz. Bir yarım saatlik bekleyişin ardından toprak yoldan yolumuza devam ediyoruz fakat yollarda çok fazla taş olduğu için arabanın altını bir yere çarpıp bir aksaklık çıkasından endişe duyduğum için çok dikkatli geçmek zorunda kalıyoruz. Bu bölümü kazasız belasız atlattıktan sonra önce Humus’u geçiyoruz gelirken buraya uğradığımız için yeniden Humus’a girmiyoruz. Daha sonra Hama şehri geliyor. Hama şehrini de ilk defa gündüz gözüyle görme imkanı oluyor.

Hama’da da yıkım ve savaşın izleri çok fazla ama Humus kadar olmadığını Hama’nın nispeten daha iyi durumda olduğunu görüyoruz. Hama tren istasyonuna varınca hemen tarihi binayı aramaya koyuluyorum ancak yeni bir bina ile karşılaşıyoruz. Buradaki görevlilerden bu binanın da 1980’li yıllarda yapıldığını öğreniyoruz. Fakat tarihi bina ile ilgili burada hiçbir iz yok. Buradaki bekçiler buranın bir müdürünün olduğunu söylüyorlar ve ona haber gönderiyorlar. Beş dakika sonra ilgili müdür geliyor ve kendisine durumu anlatıyoruz. Fakat istasyon binası ile ilgili çekim yapmamızın uygun olmadığını bir ay önce bazı PKK grupların istasyona sabote girişiminde bulunduklarını anlatıyor. Bunun üzerine kendisine Halep’te görüştüğümüz tren yolları sorumlu mühendisinin kartını gösterip onların da bilgisini olduğunu söylüyoruz. Biraz sohbetten sonra maksadımızı daha iyi anladığı için samimi bir ortam oluşuyor. Yine Faruk abi burada da Hicaz Demiryolu’nin yeniden faaliyete geçmesi için ne yapması gerektiğini bunun için her türlü yardıma hazır olduğunu söylüyor. Bu kısa sohbette çay ikram ediyorlar. Ayrıca bir ay kadar önce test sürüşleri yapılırken yolculu olarak da test sürüşü yapıldığını öğreniyoruz. Halep ve Şam arasındaki yük trenlerinin çalıştığını fakat hatların bakımsız olduğu için bu seferin 12 saat sürdüğünü söylüyorlar. 

Buradaki arkadaşlarla sohbet koyulaşıyor fakat bizim tarihi binayı bulmamız gerekiyor. İlgili müdür arkadaş tarihi binanın buraya biraz uzak olduğunu ve şehir merkezinde olduğunu söylüyor. Tarif ediyor ve buradan ayrılarak binayı bulmak için yola çıkıyoruz. Dediği gibi şehir merkezinde hemen gördüğüm ve tanıdığım ilk Hicaz Demiryolu binası, su deposu oluyor. İstasyon binası da hemen yanı başında duruyor. Binanın tarihi yönü belli oluyor. Fakat çok fazla eklemenin yapıldığını görüyoruz. Çünkü bu bina bir süre lokanta olarak kullanılmış. Etrafına buna göre eklemeler yapılmış, binanın giriş bölümüne gittiğimizde kapının kapalı olduğunu görüyorum. Fakat kapının altındaki bölümün camları kırık olduğunu görüyorum ve birçok istasyon binasında olduğu gibi burada bulduğum bir girişten hemen içeri dalıyorum. Tabii Faruk abinin girmemem ile ilgili telkinlerini çok dinlediğim söylenemez. İçeri girip kameramı çalıştırınca binanın içerisinin tamamen yenilendiğini bir süre kullanıldığını görüyorsunuz. İçeride binanın tarihi yönünü anımsatacak hiçbir şey kalmamış. İçerideki odaları çektikten sonra dışarı çıkıyorum ve etrafı da çektikten sonra, Hama’nın merkezinde bulunan kalenin bulunduğu alana gidiyoruz. Fakat kale bir tepe şeklini almış ve çok fazla kaleden bir eser kalmamış. Bunun yerine Hama Ulu Camii olarak bilinen tarihi camiye doğru ilerliyoruz. Hama merkezde çok sayıda tarihi camii var. Bu camilerden hangisinin tarihi Ulu Camii olduğu konusunda tereddüt yaşamamıza rağmen kısa bir soruşturmadan sonra tarihi camiyi buluyoruz. Bu caminin çok önemli bir özelliği var. Bu caminin yerinde daha önce, eski pagan tapınakları bulunuyormuş. Dünyanın ilk beş ibadethanesinden biri olarak kabul ediliyor. Camiinin içindeki sütunlarda bu tarihi yöne dikkat çeken yazılara rastlamak mümkün. 

Suriye İzlenimleri-2

Bu yazılar eski Yunanca ve Latince ibarelerden oluşuyor. Ayrıca Camii derneği başkanı kardeşimiz bizlere çok yardımcı oluyor. Camiinin ilginç yönlerini tek tek anlatıyor. Caminin bu sütunlarının hikayesini anlatıyor. Ayrıca kıble duvarının yakınlarında bulunan taşların üzerinde bulunan küçük deliklerin bir ibadet şekli olduğunu insanların bu taşlar üzerindeki deliklere ellerini sokarak kendilerince ibadet ettiklerini anlatıyor. Yani hemen aklıma Yahudilerin Kudüs’teki ağlama duvarında ellerini içine soktukları taşlar geliyor. Düşündüğünüzde bu batıl geleneğin nereden nereye geçerek Yahudilere kadar intikal ettiğini böylece anlıyorsunuz. Camide öğle namazını kılmak için abdest aldığımız sırada bir şey dikkatimizi çekiyor. Abdest aldıktan sonra çıkışta asılı havluları görüyoruz ve insanlar abdest aldıktan sonra bu havlulara ellerini ve yüzlerini siliyorlar. Bu da tabii bizim garibimize gidiyor. Tabii bizim anlayışımıza göre çok anormal geliyor bize ama insanlar bunu burada uygulamaya devam ediyorlar. 

Öğle namazını bu tarihi camide kılıyoruz. Özellikle Mahmut hocamın dikkatini caminin müezzininin okuduğu ezan çekiyor. Kabe’de ve Mescid-i Nebevi’de okunan ezanları andıran bir ses tonuyla okuduğu için namaz sonrası sohbetimizde kendisinin Suud kökenli ve dedelerinin uzun yıllar önce buraya gelip yerleştiklerini öğreniyoruz. Bu da küçük ve farklı bir ayrıntı olarak hafızamıza yerleşiyor.  Bu arada Öğle namazının ardından, caminin dernek sorumlusu bizi caminin içinde gezdirirken bir de türbeden bahsediyor. Önemli bir alim zatın türbesi olabilir diye düşünürken bu kardeşimiz bu zatın Selahaddin Eyyubi’nin torunlarından birisi olduğu ile ilgili bilgi veriyor. Bu yerin yani türbenin içinden geçilerek girilen hemen yanındaki mekanda zaman zaman sohbetlerin yapıldığını ve bunun için çok geniş bir alanın hazırlandığını görüyoruz. 

Türbenin içinden geçilen bu mekanın içi Arap coğrafyasının her yerinde gördüğümüz oturma sedirleri ile kaplı olduğunu görüyorum. Daha sonra caminin içinde çocukların derse başladıklarını görüyoruz. 50’ye yakın öğrenci caminin içinde hocalarının kendilerine verdiği Kur’an dersini can kulağı ile dinleyip takip ediyorlar. Burada Mahmut hocam öğrencilere tercümanlığımızı yapan Muhammed kardeşimizin de yardımıyla bir şeyler anlatıyor, nasihat ediyor. Türkiye ve Suriye arasındaki kardeşlikten ve ne kadar şanslı bir durumda olduklarından böyle bir mekanda bulunmanın büyük bir imkan olduğunu anlatıyor. Başarılı olmak için çok çalışmaları gerektiğini gelecekte İslam ümmetinin öncüsü olan kişilerin kendileri olacağını anlatıyor. Çocukların ilgisi, alakası ve sıcaklığı cana yakınlığı da ayrıca bizleri mutlu ediyor. Bizi gezdiren caminin yetkilisine teşekkür ettikten sonra artık ayrılmak için camiden çıkıyoruz. 

Bu tarihi camideki birkaç saatlik ziyaretin ardından Türkiye’ye giriş kapımıza yani Öncüpınar sınır kapısına doğru hareket ediyoruz. Sınır kapısının hemen öncesinde Türkiye’nin kontrolünde bulunan Azez’de yine Hüdai Vakfı’nın Azez Şubesi’ne uğruyoruz. Abdullah Paşa Camii’nin hemen yanı başında bulunan dernek binasında bir süre sohbet ettikten sonra camii de akşam namazlarımızı kılarak yola yani sınır kapısına doğru yola çıkıyoruz. 

Sınır kapısında Suriye tarafında işlemlerimizi tamamlayıp, Türkiye tarafına doğru hareket edince bir yoğunluk olduğunu görüyoruz. Birkaç saatlik beklemenin ardından araç sırası bize gelince araçta gerekli aramalar ve işlemler yapılıyor ve artık kapıdan içeri girerek böylece Suriye maceramızı tamamlamış oluyoruz. Gece Kilis merkezden çıkıp yola koyulduktan sonra Kayseri’ye gece saatlerinde sağ salim ulaşarak bir yolcuğu, anlamlı ve farklı bir yolculuğu tamamlamış oluyoruz. 

Suriye’de savaşın etkilerini çok yakından görme imkanı bulduk. Suriye’de daha çok iş var. Bu yüzden buradan gidecek iş gücüne ihtiyaç duyacaklar. Fakat imkanların sınırlı olması, elektrik, su konusunda yaşanan yetersizlikler insanların günlük yaşamlarını zorluyor. Barınma konusunda geçici çözümler çok işe yaramıyor. Suriye’de şu anda bulunanlar bir şekilde idare ediyorlar. Fakat insanların ailelerini götürebilmeleri ve bir düzen kurabilmeleri için en azından temel ihtiyaçların giderilebilecek hale gelmesi gerekiyor. Halep ve Şam bu konuda biraz daha şansı durumda. Özelikle Şam’da hayat düzene girmiş gibi duruyor. Fakat Halep’te ticaret ve yaşam canlı olmasına rağmen özellikle iki mahallesinin PKK terör örgütünün denetiminde olması olumsuz bir durum oluşturuyor. İnşallah Suriye ayağa kalktığında Türkiye ve Suriye arasındaki ilişkiler ve gidiş gelişler bambaşka bir hale bürünecek. Halep ve Şam Türkiye’den gidenlerle dolup taşacaktır diye düşünüyorum.

Fakat şundan da endişe etmiyor değilim. Modern yaşamın rahatlıklarına aşırı kendini kaptırır bir hale gelmeleri de kendileri için iyi mi olur kötü mü olur o da ayrı bir tartışma konusu. Modern hayatın getirdikleri ve götürdüklerinin muhasebesini yeterince yapmadığımız için bugün bizim toplumumuz büyük bir karmaşanın içinde. Aynı karmaşanın ve kafa karışıklığının yaşanmasından endişe duyduğumu de belirtmek istiyorum. Suriye’de mevcut olan belli hassasiyetlerin erozyona uğraması gelecekleri açısından sıkıntı oluşturacaktır. Kendi inancından ve değerlerinden uzaklaşan ve batının, modernizmin kıskacına düşen bir Suriye’nin bir geleceğinin olamayacağını düşünüyorum. Umarım Suriye’de bundan sonraki zamanlarda bu tür olumsuz manzaralarla karşılaşmayız. Bundan sonra sık sık gideceğimizi düşünüyorum. İnşallah, katil İsrail’in sabotajları sona erer ve Suriye istikrara kavuşur. Bu sadece Suriye için değil tüm İslam dünyasının bir araya gelmesi için de büyük önem taşıyor. Bunu Şam Emevi Camiinde görmek mümkündür. Türkiye’nin her yerinden gelen Müslüman Türk vatandaşları bunun en önemli ispatıdır. Yıllarca Esed zulmüne, Baas Partisi’nin zulmüne karşı direnen ve kimliğini kaybetmeyen Suriyeli kardeşlerimiz bundan sonra da aynı şeyi barış zamanında da yapacaktır diye düşünüyorum. Vesselam.

Yazarın Diğer Yazıları