Hüseyin TAŞ

Hac Kimin İbadeti?

Hüseyin TAŞ

Kotalar, Para Düzeni ve Müslüman Vicdanının Sessiz Çığlığı

Hac, İslam’ın beş şartından biridir. Maddi ve bedeni gücü yeten her Müslümana ömründe bir kez farz kılınmış bu ibadet, bir seyahat faaliyeti değil; kulluğun zirvesi, teslimiyetin en yalın hâlidir. Kâbe’ye yönelmek, dünyayı geride bırakmak, makamı, parayı, unvanı bir kenara koyup “kul” olduğunu hatırlamaktır. Ancak bugün hac, milyonlarca Müslüman için manevi bir arınma kapısı olmaktan çıkmış, ağır bir ekonomik duvara dönüşmüştür. Artık sorulması gereken soru açıktır: Hac neden bu kadar pahalıdır ve bu bedel gerçekten kaçınılmaz mıdır?

Hac organizasyonunun nihai belirleyicisi Suudi Arabistan’dır. Mekke ve Medine’nin bu ülkenin sınırları içinde bulunması, hac ibadetinin tüm planlama ve uygulama yetkisini tek bir merkezin eline vermiştir. Güvenlik, sağlık, ulaşım ve altyapı gerekçeleri öne sürülerek her yıl ülkelere kota uygulanmaktadır. Genel kabul gören ölçü, her bir milyon nüfus için yaklaşık bin kişilik hac kontenjanıdır.

Türkiye’de yüz binlerce insan her yıl hac için başvuru yapmakta, ancak sınırlı kontenjan nedeniyle kura sistemine mahkûm edilmektedir. On yıl, on beş yıl, hatta yirmi yıla varan bekleme süreleri sıradan hâle gelmiştir. Yaşı ilerlemiş, ömrü boyunca hac hayali kurmuş binlerce insan, sırası gelmeden hayata veda etmektedir.

Bugün hac ibadeti, ruhani derinliğinden koparılmakta; kota, ücret ve organizasyon tartışmalarının gölgesinde icra edilmektedir. Hac, ibadet olmaktan ziyade ekonomik imkânlara bağlı bir ayrıcalık hâline gelmektedir.

Kâbe etrafında yapılan tavaf, Müslümanın Rabbi ile kurduğu en saf bağlardan biridir. Arafat’ta vakfe, insanın acziyetini ve eşitliğini idrak ettiği ilahi bir duruştur. Kurban ise teslimiyetin ve fedakârlığın sembolüdür. Ancak bu kutsal bütünlük, yüksek konaklama bedelleri ve ticari organizasyonlar arasında görünmez kılınmaktadır.

Hac dönemlerinde Mekke ve Medine’de otel fiyatlarının fahiş seviyelere çıkması, ibadetin ruhuyla açıkça çelişmektedir. Basit şartlarda konaklama dahi dar gelirli Müslümanlar için ulaşılamaz hâle gelmiştir.

Hac ve umre, Suudi Arabistan için dev bir ekonomik sektör hâline gelmiştir.

Bugün 29 bin 500 riyal yaklaşık 375 bin Türk lirasıdır. İki kişi için bu rakam 750 bin lirayı aşmaktadır. Hac, parası olana kolay, olmayan için hayal hâline gelmiştir.

Bu gerçeği dile getirmek isyan değil, bilinçtir. Hac, paranın değil kulluğun ölçüsü olmalıdır. Bugün sorulması gereken soru açıktır: Hac, hâlâ tüm Müslümanların eşit şekilde erişebildiği bir ibadet midir, yoksa küresel bir ibadet ekonomisinin parçası mı hâline getirilmiştir? Müslüman vicdanı sessiz kalsa da, bu soru her geçen yıl daha yüksek sesle sorulmaktadır.

 

Yazarın Diğer Yazıları