İki Ateş Arasında Büyüyen, Üç Nesil
Hüseyin TAŞ
1968 Kuşağı:
İki Ateş Arasında Büyüyen, Üç Nesli Ayakta Tutan Sessiz Kahramanlar
Onlar…
Arada kalmış bir kuşağın çocuklarıydı.
Ne tam gelenekçi oldular ne de tamamen modern.
Ne teknolojinin sıcak kollarında büyüdüler ne de bugünün çocukları gibi hazır bir dünyanın içine doğdular.
Bir yanları köy kokardı, bir yanları şehir.
Bir yanları soba sıcaklığını bilirdi, bir yanları betonun soğukluğunu hissederdi.
Bu kuşağın kaderi hep iki ateş arasında yürümek oldu.
Anne babalarının “Sen bilmezsin.” ezilişinin gölgesinde,
kendi çocuklarının “Siz anlamıyorsunuz.” kor ateşi arasında kaldılar.
Ve buna rağmen kimseyi yakmadan yürüdüler o yolda.
Kendileri yandılar ama gelecek yanmasın diye
evlatlarının üzerine gövde oldular.
Anne babaları tarafından hor görüldüler.
Çünkü o dönemde anne baba demek otoriteydi.
“Büyüklerin yanında konuşulmaz.” bir yasaydı.
Kalplerinin sesi olsa, hayalleri bulunsa bile
çoğu zaman sustular, içlerine attılar,
biriktiler ama taşmadılar.
Ancak onlar, yaşadıklarını çocuklarına yaşatmadı.
Çocuklarının kalbini açtı, fikrini sordu;
kendi çocukluklarında görmediklerini
evlatlarına göstermeye çalıştı.
Çocukları tarafından küçümsendiler.
Teknoloji çağının çocukları,
onların yaptığı fedakârlıkları görmedi çoğu zaman.
“Bunu bilmiyor musun?”
“Anne bırak, baba sen anlamazsın.”
diyerek hafiflettiler, ezdiler
ama onlar yine de gülümsemeye devam ettiler.
Çünkü bu kuşak için
sevgi, kırgınlıktan daha büyüktü.
Eğitimsiz görüldüler ama en büyük eğitimi onlar verdi.
Kâğıt üzerinde diplomaları olmayabilirdi
ama hayat, onlara koca bir üniversiteydi.
Sabretmeyi öğrettiler.
Çalışmanın değerini öğrettiler.
Ekmeğin ne demek olduğunu öğrettiler.
Alın teriyle kazanmayı öğrettiler.
Bugün Türkiye’nin teknikte, sanayide, üretimde attığı dev adımlar,
işte o kuşağın sırtındaki yüklerden doğdu.
Onlar yoruldu; biz rahatlayalım diye.
Onlar öğrenemedi; biz öğrenelim diye.
Bu kuşak bir köprüydü.
Bir ayağı geçmişte,
bir ayağı gelecekte duran
çelikten bir köprü.
Altından üç nesil geçti:
- Anne babalarının otoriter dünyası,
- Kendi yokluk ve mücadele dünyaları,
- Çocuklarının teknoloji ve hız dünyası.
Ve bu üçünü aynı anda taşıdılar.
Taşırken kırıldılar;
ama o köprü hiç çökmedi.
Bugünün nesli, onların sabrının eseridir.
Bugünkü çocuklar hazır bir dünyaya doğdu.
Hazır eğitim, hazır teknoloji, hazır imkân…
Ama o imkânların her birinin altında
1968–78–85 kuşağının teri, gözyaşı ve sessiz çığlıkları var.
Onlar sessizce yürüdü; biz konuşabilelim diye.
Onlar yoruldu; biz dinlenelim diye.
Onlar ağladı; biz gülümseyelim diye.
İki nesil arasında sıkıştılar
ama üçüncü nesli kurtaran da onlar oldu.
Bugün ne varsa,
o kuşağın alın terinden doğdu.
Onlar Türkiye’nin görünmez kahramanlarıdır.