İhsan ÖZKAN

Yakın Tarihimizin En Önemli Sapma Noktası

İhsan ÖZKAN

YAKIN TARİHİMİZİN EN ÖNEMLİ SAPMA NOKTASI : ‘’DEĞER ÜRETEN DEVLET’’

Yakın Tarihimizin En Önemli Sapma Noktası

Cumhuriyetin ve modernleşmenin binlerce yıldır devlet geleneğimizden sapma noktalarından biri tabi olduğu değerleri ve kanunları kendisinin üretmesi ve zorla dayatmasıdır. Osmanlıda devlet adaleti, düzeni, sistemi tesis eder bunu yaparken de kendisi değer üretmez bilakis halkın kabul ettiği, geleneklerine, göreneklerine, inancına uygun değerlere tabi olurdu. Bu değerlerin kaynağı ilahi ve vicdan merkezliydi. Devlet ve toplum, kurumlarını oluştururken bu kaynakları asla ıskalamazdı. Cumhuriyet döneminde ise gerilemenin bir numaralı sebebi bu değerler ve inançlar görülmüş, yerden bitme, köksüz değerler üretilmiş ve halka dayatılmıştır.   

Devlet destekli reklamların birine göz atalım. Afişin başlığında ‘’ŞARAP SIHHAT VE KUVVET VERİR’’ yazıyor. Hemen yanında da biranın gıdai kıymeti adlı bir sayfa var. Altında şunlar yazıyor: Yarım litre bira ne gibi gıdaların kuvvetini verir; 185 gr. süt,  32 gr. tereyağ, 82 gr. sığır eti,  325 gr. balık eti, 3,5 yumurta, 105 gr. ekmek. Yalandan kim ölmüş.

Başka bir reklamda şöyle diyor: Atatürk Orman Çiftliğinde üretilen Ankara birası baş ağrıtmaz, mide bozmaz, yalnız sıhhat ve neşe verir, vücudu besler. Bütün bunlardan daha kötüsü aşağıda vereceğim resimde göreceğiniz üzere 12-15 yaş aralığındaki çocuklar için bira bahçeleri kuruluyor ve ellerinde kocaman bardakta biralarıyla çocuklar poz veriyor. (https://beyazgazete.com/video/webtv/siyaset-3/chp-tarafindan-yapilan-alkollu-reklam-afisleri-438667.html)

İştah ve kuvvet için birinci ilaçtır reklamını yapan afişte bir çocuğun elinde kocaman bir bira tuttuğunu görürsünüz.

1.Dünya savaşı sonrasında uluslaşma sürecine giren devlet, millete ve topluma hizmet götüren, kamu düzenini temin eden bir kurum olmaktan çıkmış, değer ve kanun koyucu bir merci haline gelmiştir. Bu durumun halkta yaşattığı travmalardan kurtulmak için devletin değer üreten değil kadim değerlerimize uyan, halkının inancına ters düşmeyen politikalar ve siyaset üreten bir konuma daha hızlı ulaşması gerekiyor. 

Yeni Türkiye’nin kurucu unsuru olan millet yavaş yavaş kendine değer dayatan, kişiliğine, kimliğine, inançlarına  uymayan devlet propagandalarından kurtulmaya başladı. Ülkemizde Millet, etnik kökenin üstünde bir kimliğe sahip olan, vatanını geçmişten aldığı terbiyeyle canı pahasına savunan, ortak vatan toprağı üzerinde ortak inanç ve değerler etrafında toplanan Müslüman topluluğudur.  Bu topluluğun varlığa bakış açısı, insan anlayışı, ahlaki değerleri Farabi’nin ‘’erdemli toplum’’ anlayışına atıfta bulunur.  Türkiye’nin yeni oluşturmaya çalıştığı siyasi, ekonomik ve toplumsal düzen erdemli toplum anlayışıyla beraber hareket edecektir. Farabi’den yola çıkarak şunu söyleyebiliriz: Bir topluluğun belirlediği varlık ve evren tasavvuru, metafizik ve ontolojik ilkeler, insan ve tabiat mefhumu tesis edeceği siyasi ve toplumsal düzeni de şekillendirir. İşte size, son yüzyılda yaşadığımız şizofrenik bakış açımızın kaynağı. Binlerce yılda oluşan kültürün, geleneğin tersine siyasi ve toplumsal sistemler kurarsanız,  geldiğiniz noktada kendinize ben Müslüman mıyım Gavur muyum, Türk müyüm Ermeni miyim diye sorarsınız. 
Varlık tasavvuruyla siyasi düzen arasındaki yakın ilişki, gerçekliğin bir bütün olarak ele alınmasına ve temel siyasi kavramların doğru bir atıf çerçevesine ve kuşatıcı bir meşruiyet zeminine oturtulmasına imkân sağlar. Bunun için varlık, düzen, anlam, akıl, rasyonalite, özgürlük, hukuk ve siyasi düzen kavramlarının yeniden tanımlanması gerekmektedir. Varlık tasavvurunun günlük yaşantımıza etkisi ile ilgili örnek verecek olursak; batılılar insanın doğuştan kötü ve günahkar olduğunu biz ise insanın doğuştan temiz ve günahsız olduğunu düşünürüz. Batılılar bu varlık tasavvuru yüzünden insanlara güvenmez başkalarını ötekileştirerek düşman ilan ederler. Hayata her zaman bir tereddütle bakarlar, her an güvensizliklerinden dolayı saldırıya uğrayacak veya aldatılacakmışlar gibi hissederler. Parkta bile diğer çocukları yabancı ve güvenilmez gördüklerinden çocuklarının onlarla oynamalarına izin vermezler. Bu anlayışa sahip bir toplumun güvenlik kurumlarını, insani ilişkilerini, toplumsal düzenini düşünün. Bizde ise son dönemlerde bozulma yaşansa bile insana güven vardır. İnsan doğuştan temizdir. Kalbin üzeri Allah tarafından örtülmediyse her insan değişebilir. Çocuklarımız tanımadığı çocuklarla rahatça oynayabilir. Muhtaç birine yardım çıkar için yapılmaz. Sağ elin verdiğini sol el unutur. İnsanlar tarağın dişleri gibi eşittir. Üstünlük yalnızca takvadadır. Onun tespit makamı da  yalnızca Yüce Allah’tır.  

Türkiye'nin gelenek, tarih, toprak, toplumsal hafıza, birey, din, devlet, millet, çoğulculuk ve dünya sistemiyle olan çok boyutlu ilişkisini de yeniden tanımlamamız bir zorunluluk hâline gelmektedir. Zira bu kavramları ve aralarındaki ilişkiyi yerli yerine oturtmadan akıl, adalet, hak ve hukuk temelli bir siyasi düzen kurmak mümkün değildir.
   

Yazarın Diğer Yazıları