Üstte hissetme vehminin tezahürü ve esasında bir hastalık olan aşağılama vasfı kibir kökenlidir. Hayatta hiçbir an değersiz olmadığı gibi esasen her insan da değer yüklüdür. Kimi kıymetini har vurup harcar; kimi de zalim nefsine muhalefet eder, masum ruhunu donatır.
Altında gördüğünü hırpalama, tahkir etme, hafife alma v.b. kalbi arızaların tümü kibir aymazlığının yansımalarıdır. Öyle ya! Kendini varlığın merkezine almanın tezahürü değil midir; işçisi Bekir’in hakkını ona vermeyip, evdeki Tekir’e ikram edebilmek?
Farklı perspektif bakanı, ‘anlamama, fark edememe, yanlış görme’ ile itham ederken, onu içeriden bir yerlerinden rahatsız edecek üslup kullanmak, ‘yol alamama’nın sebebi olabilir mi?
Tahkir, kibrin mahsulü cüsseli bir kalbî hastalık alametidir. Belli bir sıfatı olsa da, özel bir kalıbı yoktur. Halbuki çok kesin bir hakikat var: Aşağılamak asla yüceltmiyor, yaklaşmıyor aşağılanan ve özde yanaşma zemini yok oluyor; nefret çoğaltmaya yarıyor.
Müslümanların birbirlerine tevazu şefkat ve merhamet ile muamele etmeleri gerekliliğini önceleyen, gavuru, gavurluğu aşağılıyor diye, O’nun dinine tabi olduğunu iddia eden kulların ibadet aşkıyla birbirlerini tahkiri, yok sayması, küçüğü büyütmesi, adaletsizliği ciddi bir çelişkidir.
'Neden böyle?' diye sorguladığım zaman temelde bir tarz tanrı olma hevesi ile izah etmeye mecbur kaldığım olmuyor değil. –Haşa- İlahi yetkinliğin mührü elinde, hüküm iki dudağının arasında, canı çektiğini cennete, huyunu beğenmediğini cehenneme sokanları aşağıladığım algısı oluşur kaygım olmasa bir odaya kapatarak ellerine zilli def verip, kendi başlarına çalıp söylemelerinin, insan arasına karışmamalarının kendileri için en zararsız tavır olduğunu söyleyebilirdim. Hesabın olduğuna inanan her insan sözünde ve fiilinde ehli temkin olmalı.
Muhatabını ilerde bilmeden tahkir etmek istemeyen, onu kendinden aşağı seçmemeli. Kendinden yukarı da seçmemesi isabetli olur; zira bu sefer o, onu tahkir edebilir.
İçini boşaltamadığı ve yanında huzur bulamadığına etmediği kıymeti yüklemek doğru değil, kişi kendini ondan sakındırdığına karşı, kendi kendini aldatmamalı.
İnsan olmayı hazmetmek gerekiyor.
Kul olması hükmü Rabb'ine vermesini gerektirirken, zatına taparcasına bağlıları artırmada ve gayrı hakkında hakim sıfatlı olmada kimi gayretli görürseniz bu sözün muhatabını odur. Hata yapmak, kaymak, şaşırmak, acze düşmek, başarısız olmak tamamen insanidir. Hatanın, yanlışın en çirkini bile insana özgüdür. 'Hatasız kul olmaz' 'Beşer, şaşar' tabirleri bunun için vardır. Yanlışa tahammül, yanlıştan tiksintiyle beraber olmalı. Doğruda ısrar, doğrudan şaşıldığında şaşkınlığa düşürtmemeli.
Ölene kadar yaşamaya madem mecburuz. O halde geçim ehli olmamız gerektiğini vurgulamak isterim. Hatayı abartmamak, doğru olanı da. Mükemmeliyetçilikten uzak, insana özgü yaşamak bu kısaca; haltıyla, hatırıyla, hakkıyla; yasayacağı son deme kadar. Ötesi bunalım ve hafakan türetir.