İsmail ARSLAN

Beni bilin ne demek?

İsmail ARSLAN

Allah Teala'nın bize bir buyruğu var: Beni bilin!

Nasıl bileceğiz?

Bildirdiğince...

O, bize Kendini nasıl takdim etti ise öylece...

Sıfatları, İsimleri ve tecellileri ile...

O olmayan bir 'çakma o' zihnimizde O olmayacak.

O'dur azablandıran, affeden...

O'dur alan ve veren...

O'dur Hesap Gününün Sahibi...

O'dur Hüküm Sahibi...

O'dur Tanrı ve O'ndan başka yok tapacak...

Bunlara şöyle bakıyorum.


Eğer Allah Teala'ya iman etmemişse gönül ve kalb, O'nun yerine neyi koyarsa koysun huzur bulamıyor. Var oluşuna tezat bir yaşam onu zorluyor.

Öyleyse huzursuzluğumuzu ve hatta bunalımlarımızı O'nun bizde olmamasına bağlamak gerekiyor. 'O bizde var' sanmak yeterli olmuyor.

Çünkü O, 'inşirah'tan bahsediyor bize, O'na inananlarda...

Kalp dinginliği ve lezzetler...

Allah Teala'ya nasıl iman ediyoruz ve ne kadar iman ehliyiz sorusu burada bir anlam ifade etmeli.

O imanın varlığı veya yokluğu kadar neysek oyuz...

Rehberlik yani üstadiyet gördüğümüz mü, bizde yer eden görüntü mü; ya da bizim içini maksadı dışı doldurduğumuz bir kavram mı?

Nasıl ki Allah Teala'yı anarken hem de O olmayan bir o bizi meşgul edebiliyor ve bu meşgale bizde huzursuzluk kaynağı oluyor; böylece Allah Teala'nın bilinmesine vesile her ne varsa onların da bizde aynı mantalite ile, 

Vasıflanmadıkları şekilde görünümleri, olmaları, bizi huzursuz eden bunalım sebebi oluyor diye düşünüyorum.

Bazı insanlar bazı emanetleri taşır. Onlar onlarda emanettir son son... Sahibine aittir.

Üstada ne için ihtiyac duyulur?

Üstadiyeti için...

Siz onun üstadlığı ile maksad olana vasıl olmayı umarsınız.

Peki ya maksadınız maksat edilen değilse ne olacak?

Ya da bu maksadla başladığınız bir maratonunda maksadınız kayıp, maksat olmayanların heveslerine ram olmaya dönüşürse...

Bir yerleri bir şeylerle doldurmak gerekecek.

İşte tam burada insan maksadın yerine maksadın kullarını, kendini, atı, otu, çaputu, şehveti, şöhreti v.s... doldurur ve maksadı oymuş gibi davranmaya başlar.

Rehberliğin en veballi tarafı bu olsa gerek:

Ona gelenleri O'na yönlendirme mesuliyeti...

O olmadığını gelenlere sürekli ifşa ederken, 'sen O'sun' diyenlere de tahammülle hidayet rehberi olabilmek.

Gelende, Gelinenin övgüsü maksad olursa, sövmemesi ya da...

Ne derden korktuğu için yapmamak...

Desin diye yapmak...

İş nereye gitmiş oldu anlaşıldı mı?

İnsan 'O'nu bilsinler' diye yaratılmıştı!

Kurtarıcıya yüklediğim mana budur.

'Bilme vesilesi rehber' olarak değil, 'hükmüne beklenti duyulan sahip' olarak tanımlanmasının rahatsızlığı ile o ibareleri yazdım.

Çünkü rehberimiz eğer 'kurtarıcımız' olursa, işin rengi değişmiş olur. Rehber rehber olarak kabul edilirse istifade edilir ondan.

Rehberde tabi ki kurtarıcıya ait emanetler vardır. O'na ait bazı üstün meziyetleri onda da görürüz. Yol bilmesi, gideceği yerden emin olması, lezzetlerden haberdar olması gibi...

Ama bunları biz bilmeyiz ya, sanırız ki bunlar onundur!

Hayır! Onda olan O'na aittir.

Tanımlamadığım bir mana ile yargılanmak istemem.

İnsanları sürü sürü güdenler kurtarıcılardır. 

Kurtarılmayı bekleyen, buna dilenenleri niyeti Allah olmayanlar, emelleri için güder durur.

Allah için bir rehberlikte rehber kuldur!

Kurtarıcılık misyonunda ise rehber tanrıdır.

Ne derse o!

Birilerinin kendilerinden kendilerinin de vazifesi olan 'bilmeyi' değil, 'çekip çıkarıp, cennetlere taşımaları' beklentisine girdiğini gören bir rehber, buna mani olmak için çırpınır. Kurtarıcı ise, böyleleri emeline harcar ve onların burunlarından kolye yapar!

Ben bir rehber tanıdım. Ne tanrı rolüne girer; ne de yerini yurdunu unutturur onunla olanlara... 

Umar sadece...

Hidayeti...

Anlatır, usul budur der. Daha fazlası en büyük rehberin bile elinde olan olmadığı için, o da iddiacı olmaz.

Gördüğü manzaralarda o büyük rehberlik nasıl bir metod uygulamışsa onu tatbik eder.

'Bana gelin, kurtuluşunuz benim nezdimde, ben sizi cennetlere taşıyacağım' demez. Böyle bir fikre varmaları adına sözleri olmaz.

'Şunu şunu yaparsanız iyi olur, şunu şunu yapmalısınız' der...

'Şu şekilde davranırsanız sizi cennetle müjdeledi Allah' der.

Yapmayanı yargılayıp, cehenneme atmaz!

Yapana da cennet tapusu vermez!

Zira akıbeti belli olan kim var? 

Bir bakarsın en zahid yuvarlanmış olabilir.

Ya da en günahkar en ala cennetlerde sefaların sahibi olabilir.

Havf ve Reca!

Bunu unutturan kurtarıcıdır.

Bunun hatırlatan ise rehberdir.

Kurtarıcılar tanrılardır!

Rehberler ise Allah'ın kulları...

Rehberliğe talip olanlar, rehberlerini kurtarıcıları ilan ettiklerinde

Allah Teala'yı bildiğini sanıp, O olmayana, ürettiklerine, inanmak istediklerine tapınanlar gibi olurlar....

Sadece O'nun hükmü var!

Gerisi toptan O'nun hükmüne mevzu...
 
 

Yazarın Diğer Yazıları