Borçlandık ve borç çoğaldı. Kapitülasyonlarla tefecinin kucağına düştük ve hala o borcun döngü halinde edasındayız.
Borçlanmalar uzun vadelere yayılınca göze batmıyor görünüyor; ama ancak yaşama hakkını dahi ipotekleyen bir seyre girdiğinizde işin tashihinin artık çok zor olduğu safhaya geldiğini fark ediyorsunuz.
Yaşama hakkı nasıl ipotekleniyormuş derseniz: Banka baskı kurmak isterse, inim inim inletecek formülleri -devlet desteklisinden- borçlusuna uygulama imkanına sahip. Taciz, icra, icra taciz derken bunalıp kendini vuranları, çoluk çocuğuna kıyanları okuyorsunuz.
Bir aileyi, bir mahalle bir şehir bir devlet olarak düşünün. Sağılabilirliği uygun ineklerin önüne ot koymamak çiftçinin aptallığıdır. Asgarisini öde, rahat bırakayım tavsiyeleri ile çoğaltılan borç, faiz ağırlığının altında süt veremez zaafiyete gelinceye kadar -yani bir ömür- sürdürülme esaslı.
Aynı mantık devlet için de geçerli. Devlette de işler böyle.
Peki bunun çaresi nedir?
Kesmek ve küsmek!
Borcu derhal kesmek, yani kredi kartı veya başka yollarla ( ev, araba kredisi v.s) sana ait olmayanın keyfini sürdüğünü sanmaktan vaz geçip, asgari geçim levazımlarına borcu bitirene kadar talim ile, ocağına incir ağacı diken bu nizama küsmek…
5 liralık arabaya binme imkanı olanın 500 liralık arabaya heveslendirilmesine seyirci ve hatta teşvikçi olan devletin de izzeti tartışılır! Vatandaşını kendi düştüğü borç batağına çeken devlet, eroine alışmışın, eroin bulması için başkalarını alıştırması ne ise onu yapıyor demektir!
Serbest piyasa güzeldir; e ama bu piyasa serbest değil ki! Piyasa, kusuntu halinde alacağı çoğaltanların uzun vadeli hesapları üzerine kurulmuş emperyal bir piyasa.
Adam iş güç sahibiyim diye hava atıyor! Arabam evim var diyor; ama işin içine baksanız, bankadan aldığı kredi ile makina almış, bankadan aldığı kredi ile havalı araba almış, bankadan aldığı kredi ile ev almış!
Gırtlağına kadar faizin içine batmış ve keyfim yerinde diyor!
Banka onun her helal lokmasına ortak, haram ne varsa ailesine ve çevresine ikram ettirir bir düzende halbuki…
İşte sarmal bir yerde başına sarılınca da o gün görmüş, keyfi yerinde adam cinnet geçiriyor, çoluk çocuk doğruyor sonra kendini öldürüyor! Batarken de bin kişiyi batırıyor!
Bu olmasın diye de kaz gelecek yerden tavuğu esirgemeyen sistem, az az öde, ölene kadar öde ile hadiseyi diri tutmaya ve üretilen kanı damlasına kadar içmeye devam ediyor.
Devletin ne suçu var, böyle yükleniyorsun? Ayağını yorganına göre uzatan kimin başına ne gelmişmiş derseniz:
Trafikte düzgün giderken arkadan freni patlak birinin çarpması ile arabadan dört ölü çıkarsa, suçla istediğini sen! Olan olmuş, ölen ölmüş olur.
Bu iş aynen böye. Özellikle esnaflığını sanayisini kredi esaslı kuranların ömrü kırk yılı geçmez ticarette! Çekirge kaç kere zıplayabilir ki!? Biri batar, o batan batarken yakandan tutar seni de çeker içeri.
Milyonlarca insan kredi kartı, banka kredisi girdabında, dairesini çizdikçe çapını genişletir bir yapıda borç sarmalını çoğaltmakla meşgul.
24 yıl vadeli borca giriyor abimiz... E ne de olsa maaş var. Sırt sağlam devlet maaşlı sonuçta; fakat 4. senede bir terslik oluyor, bin türlü işi var dünyanın. Ev elinden gidiyor. Ödedikleri faize yazılıyor ve hala borçlu oluyor. İlk imkan bulduğunda başlıyor el konulan elinden alınan evin kalan faizini ödemeye. Sistem şöyle: Hacze uğrayan ev mezatta ölü fiyatına satılıyor; o işlerin de erbabı oluşmuş, birbirini ağırlayanlara dair bir sürü hikaye duyuyorsunuz. Kısaca sen 50 liralık evi krediyle 100'e alırsın. 10 lira ödersin, başına bir şey gelir, takatın kesilir. Evi elinden alıp, satarlar 40'a. Borcun çocuklarına miras kalır, öde ödeyebildiğince arkadaşım!
Vatandaşını bu kadar korumasız bırakan yönetim, üç beş bin kafası kesesine çalışanın keyfine vatandaşının bütün izzetini ortaya saçıyor. Oluşturulan borç döngüsü, büyük bir aymazlıktır. Neredeyse çoluk çocuğa kadar kredi kartı verildi. Memur, işçi nakit parayı unuttu. Alış verişini kart ile yapıyor, maaş zamanı ne geçiyorsa eline doğruca kart ve kredi borçlarına gidiyor.
Televizyon, bilboard reklamları tamamen faiz döngüsüne hasredilmiş, bu tarz borçlandırma taktiklerini şirin gösteren kepazelikler ile dopdolu.
Borçlanmayı terk etmek onurlu bir hayat imkanı sağlar; borç ile yaşamak değil…