Bir yaşamda kaç senaryo ve rol ile kaç değişik salonda oynuyorsun? Ya kendine dair oyunculuğun nasıl? Geceleri nasılsın? Gündüzleri nasıl? Öfkende nasıl, neşende nasıl? Mehmet'in yanında nasılsın, ya Ahmet'in?
Çevremizde var olan her şeye etki gücünü veren bizizdir. Kendimiz. Bizim yücelerimiz, bizim cücelerimiz, korkularımız ve sevinçlerimiz vardır.
Sanırız ki, başkasının meziyetidir var saydığımız; hayır, gördüklerimiz algımızın ederince konumlama ve biçimlemecedir.
Tip, karakter, bilgi, portre, manzara, sunum, tarz, karizma, olgu, malum, ilan; ne var ise...
Bunlardır bizde diğerimiz için yargı mekanizması doneleri. Ama hepsi bizdeki yansımalardır, yansıdığınca, izin verdiğimiz kadarı ile...
İdrakımız ile süzgeçler; kalıbımızca olana kapaklanırız.
Beğeni kriterlerimizin dışa yansımasından ibaret görüntü ve tercihlemelerimizin keyfini de başkaya kiralamışızdır. İyi bizim iyimizdir. Kötümüz kötü... Başkasının kötüsü iyimiz, iyisi de kötümüz olabilir. Yıkan biz oluruz böylece, tamir eden de... Yükselmesi imkansız olanı zirvelere taşırken, tepelerdekini çukurlara atan da biz oluruz. Bizdeki bu zayıflığı fark eden uyanıklar, oradan oraya savurup durur bizi, keyifleri için... Sunumlar olmadıkları kişi olarak kendilerini ve düştükçe burnumuz dikelir nedense...
Bize sürtünen hayatlar bizi tüketiyor ise yaşam sömürücülerinin sermayesi olma potansiyelimizdendir.
Bizi taşıyacak olanı sırtımıza semer yapıyor ve iki poh poh, üç okşama üç kuruş etmeyeceği gönlümüzün mimarı yapmada yeterli oluyorsa; ya da bir hır çıksa içimizde, o an hoşumuza gitmeyen bir beyan olsa, en kıymetlimizi lağıma atıveriyorsak bütün bunlar özgüvensizlik, inançsızlık temelli insan olmayı becerememizin tezahürüdür.
İnsanız görüntüde de, bizi insan edenden uzağız.
Başkalara yaşa...
Başkalara ayar yaşa...
Başkaya kul ol...
Başkadan kulluk um...
Birilerinin hayranlığı ve nefretinin hesabına çöpe atılan koca koca ömürler...
Yaşamımızda daima kurtarıcılar olmalı, kurtarılacaklar ya da.. Bizi koyun ceplerinde taşımalılar, kendimizi gerçekliğimiz ile yaşamaktan alıkoymaları pahasına...
Emeklemeyi bilmezken, koşmak isteyenin kudurmuş ihtirası, silleci ve tokmakçının dikkatini çekmekten başka bir şeye yaramaz. Tepesine bir sille/tokmak kişiye yerini hatırlatır. O silleyi atanın da köpeği olur. Salyası ağzında, kuyruğu havada dolanır durur da, buhur yakmıştır genzini koku alamaz.
Kim hangi zamanın sillecisi, kafasına basılmışı, tokmak malzemesi bilinmez; ama her tepeye basanın ensesinde bir silleci her zaman bulunabilir ve ensesi kızarmışın topuğu da bir boğaza dayanmış olabilir...
Yaşamlar neden lezzetsiz?
Dayatmaya, yargılamaya ve kurtarılmaya şartlanmışlık, onun bunun maskarası eder vicdanları...
İstediğini yapamayan, yapana neden nefret duyuyor anlaşılmış olmalı.
Hükmünün paspasçısı olanı vasıflamak hüküm koyucunun hakkıdır.
Özgürlük kölelerin efendiliği, efendilerin ise zindanıdır.