Parmak izlerinin benzersiz oluşu gibi, her insanın hemcinsinden ayrı, farklı bir yaşamı vardır.
Kişinin, hayatını dengeli ve uyumlu yaşayabilmesinin kestirme yolu farklılıkları fark edip, nazarına başkasını uydurmak yerine, nazarınca görenlerle iklim paylaşmaktır.
Emelince olmayana zorlayan, dayatan, hesap soran, söven, kızan, cezalandıranlar sahte tanrı tiyatrosu figüranlarıdır. O sahnede başrol oynayanları, başka bir yerde cife taşıyıcıları olarak görürüz.
İnsanın bir yasadığı, bir de yaşamak isteyip de yaşayamadığı yaşam vardır.
Genelde insan, yaşayamadığı hayatların öcünü, yaşayamadığını yaşayanlardan çıkarma eğilimindedir. Kudurgan bir tepki ile ilk fırsat bulduğunda, yaşayamadığını yaşayanlara kimi zaman ahlak, kimi zaman din, kimi zaman örf v.s ile öyle saldırır ki; gören, gazap bu kişinin elinde bir yıldırım olmuş sanır! Halbuki kişinin kendi yasadığı boyutta aslında o, ne o tepkinin adamıdır, ne de bu tepki onun harcıdır.
İnsanın varlığına, gücüne, sınırlarına, haline razı olamamasının sonucu yaşadığı ve yaşattığı saçma işkence hali, en çok da kendi yaşamını paramparça eder. Kendine, varlığına saygısını kaybetmiş veya kendine saygısı oluşmamış insanların başkalarının yaşamlarını etkileme gayretlerinin ceremesini de civarları çekecektir.
Bir kısım insan hareketli, aksiyonel, hızlı ve ateşli bir hayat yasar. Hayatında da kendisine yakın gördüğü veya özümlemede yabancılık çekmediği oluşumların içinde olmayı en temel hak olarak isteyebilir. Başka bir kısım insan ise, sakin, metafizik, ılıman duygularla örülü, ağırkanlı tabir edilebilecek bir hassasiyette varlığını ifade etmek ve hayatını da kendi gibi hisseden, düşünen ve yaşayan insanlar ile paylaşmak ister.
Daha farklı bir grup insan da hayatı mevsim mevsim yaşar. Yerine ve zamanına göre farklı hisleri, tarzları, fiilleri benimser; bazen sert sulu, bazen sıcakkanlı, bazen asabi, bazen mülayim ve kısaca insan için ne varsa duygu namına, sonuna kadar yudum yudum içme taraftarıdır.
O halde, farklılıklara tahammül etmemek, düşünmeli, nedendir?
Hazmetmek, önce kendini ve sonra haricindeki dünyayı. Kabullenmek; kendi varlığını benimsediğince, gayrını da…
Anlamanın başı burası.
Fark ettiğimizce, farklılıktan ve fark edilmekten de ürkmemek lazım.
Barışmak bu...
Yaşamak nefes nefes her anı... Ötesi hafakan edebiyatı...