Batının batıl değer yargılarını insanımıza ideal ölçüler diye dayatanlar Gazze sınavında sınıfta kaldılar, batı kadar başlarına taş düştü, ezildiler, perişan oldular!
ABD başta olmak üzere çoğu Batılı ülkeler neden İsrail'i koşulsuz destekleyerek, katliama göz yumuyorlar diye soranlara cevaptır:
Tapınak sövalyeleri zamanından bu yana hristiyanlar, vaad edilmiş topraklarda büyük yahudi krallığını kurmaya "ki, inançlarına göre kurulunca İsa gökten inecek, krallığın başına geçecek" gayret etmişlerdir.
Bu akideyi hristiyan inancına yerleştiren Pavlus, sıkı bir Yahudidir bu arada.
Kafasında soru olanlar kaldı mı?
*
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne dahil olma idealinden acil vazgeçme ve kendi ideallerine, ilkelerine yoğunlaşma zamanı çoktan gelmiş değil midir?
Türkiye üzerinde ne kadar alçakça plan varsa hepsini destekleyen ve hatta kurgulayan rezillerin, bu ülkenin gün görmesine tahammülü olmadığını görmek için çok da ileri görüşlü olmak gerekmiyor.
Bunların medeniyet telakkileri sadece güç kurguludur. Kürdistanmış, falan filan saçma davalarından söz açmaya hiç gerek bile yoktur.
Ticaretse mevzu, siz, iyi ürünü iyi fiyata sunarsanız, dünyanın dibindeki ülke, o ürüne gelir, bir şekilde talip olur zaten.
*
İnsan tüm organik bazlı yaşam süren mahlukat gibi, onu yaşama bağlayan, ayakta tutan nefs ve bir de tanrı soluğu olan ruhtan mürekkep bir irade ile donanmış bir varlıktır. Nefs, yaşam ona neyi öngörüyor ise, ona yönlendirir, ruh ise sınırlar çizer. İnsan nefsini başkalaştırıp, ruha uyumlulaştıramaz ise, nefs onu hayvani güdüleri sevk eder. İşte işin burasında zor bir tercih söz konusu olur. Bir yanda yaşamı, sair her organizma gibi yaşamak ve diğer tarafta, buna sınırlar çeken, şunu yapma bunu yap diyen, hayatın olağan akışına uygun olmayan bir irade tasarrufu talebi ki tercih tamamen özgür bireye ait, hayvanlarla müşterek yaşamı veya ona, öteyi vaat eden ruhu önceleyip öncelememek bir yol ayrımıdır ve tercihin ister istemez sonuçları da olacaktır, dünya yaşamında tüm mevzu bundan ibarettir.
*
İttihat terakkiciler o gün de bugün olduğu gibi hırsızdılar!
31 mart vakasında İstanbul'u işgal eden hareket ordusu Yıldız sarayını bastı. Çok mal çalındı.
Kimin hangi değerli eşyayı çaldığı liste olarak o zaman basında ilan edilip bütün ittihatçılar mahkemeye verildi.
Bugün de belediye imkanları kanalıyla yapıyorlar hırsızlık.
*
İnsanın kalitesini tespitte bir değerleme ölçütü paylaşmak istiyorum:
İnsan, toplulukta iken yapmaktan sakındığını, tek başına iken de yapmıyorsa bu bir ölçüttür kanımca.
*
Hani bir muza bakarsın mesela ve onun muz olduğunu bir bakman ile bilirsin ya; işte tam da bu kadar net biçimde, bir makama, güce, mevkiye ulaşmak için, olmadığı kişiyi oynayanları, takla atıp gerdan kıranları da zerre firasetin var ise şıp diye anlar, tak diye alnının çatına da mührü basarsın.
Sen anlarsın da böylesi seni tanımaz mı sanırsın? O da seni bilir ve tüm düşmanlarının önüne koyar. Yeri gelir yüzüne güler, hatta zaman zaman seninle hoş sohbettedir bile, çoğu zaman ise uzak durmaya bakar; lakin emin ol ardından kuyunu kazıyordur ve ilk fırsatta da icabına bakmanın hesabındadır.
*
Anma kültüründen arınmamız isabetli olacak.
Bir taraf Madımak'ı, diğer taraf Başbağlar'ı anarken, Aslında sadece kinlerini bileylemeye hizmet etmedeler. Halbuki iki olay da insanlık suçudur ve lanetlenmede birbirinden farkı yoktur. Kim ve neden soruları iyidir, ama camialara nefrete vesile kılmak doğru değildir, üstelik birlikte yaşamak zorunda olanları.
Bunun geçmişten bir versiyonu da Kerbela malum ve bin yıldır aynı tanrıya iman edenler hala bu hadise sebebiyle birbirlerine kinliler. Cehalete, vahşete, alçaklığa kin iyidir, ama kötü haleti bahane ile insana kinlenenler unutmasın ki, dün kızını diri diri toprağa gömen ve haltından tevbe edenlerin yaydığı dine inanıyoruz.
*
En düşük emekli maaşı asgari ücretle eşitlenmelidir!
*
Özellikle Ege bölgesinde yanan orman alanlarına zeytin ağacı dikilmesi isabetli olurdu.