İsmail ARSLAN

Hukuku Kokutmamak Lazım

İsmail ARSLAN

Hatırlayınız, baba Bush "Haçlı seferleri başlamıştır" demişti de “dili sürçtü” diye yutturmaya çalışmışlardı.
Dün "Gökten Cebrail gelse parti purti işleri ile işim olmaz" diyen, bugün hükümete ve oy verenlerine lanet okurken tam da o sırada, Amerika elçisinin "İmparatorluğu dostlarımız ile beraber çökerteceğiz" sözleri ortalıkta geziyordu. Bu konu değil mevzum, başka bir şey.
***
Birbirinden ayrı üç değil, bin soruşturma başlasa, haklı gerekçelerle bin kişi içeri alınsa kimsenin zoruna gitmez. Bilakis herkes bir “alçaklık” var ise hesap soranlar için ancak “Allah razı olsun” der. Ama maksat “üzüm yemek değil, bağcı dövmek” ve hukuk gücü ile hükümeti görevini yapamaz hale getirme ve devleti zaafa uğratma amaçlı bir örgütlü suç şüphesi söz konusu olur ise “orada” bir durmak lazım.
Hükümet dediğimiz kurum, sayısal verilerden ibaret bir mekanizma değildir. Bir algıdır, tercihtir, ifade biçimidir, yurttaş kabulüdür. Seçmen iradesidir. Seçmen ise malum, tüm kurumların hizmet ile mükellef olduğu millettir.
Hukuk, bir tehdit ve şantaj vasıtası edinilemez. Hükümeti yıkmaya levazım olamaz.  Var olma gayesi olan devletin ve milletin selametini hedef alamaz.  Eğer hukuk adamları hakkında suç işlediklerine dair bir şüphe doğmuş ve bu şüphe delillendirilebilir hale gelmiş ise elbette  bununla bir ilgilenen de olacaktır.
***
Sapı samanı ayırt ettikten sonra;
Yolsuzluk iddiaları mı var?
Evet!
Hukuk devletinde bu durumda be yapılması lazım?
İddialar yargıya taşınır.
Mahkeme bir yargılama sürecidir, yani muhakeme faaliyetidir. Birisi bir sav ileri sürer. Bu sav,  mahkemece muhakeme edilmeye uygun görülür ise kovuşturma başlar. Savcının tezine karşı itham edilenin de savunması olur. Mahkeme, sav ve savunmayı hukuk tekniği içinde yasalar bağlamında değerlendirip, maddi gerçeğe ulaşır ve bir karar verir. Şüpheden daima sanık faydalanır. İlk derece mahkemesinin verdiği kararın üst derece mahkemesine taşınması mümkündür. Hüküm ancak yargılama süreci sonunda kesinleşir ve bu karar bir infaz içeriyor ise infaz ancak o zaman gerçekleştirilir.
 
Savcılık makamı, soruşturma aşamasında şüphelinin, kovuşturma aşamasında sanığın aleyhine olduğu kadar lehine delilleri de toplamak ile yükümlüdür. Savcılık makamı asla delil uyduramaz. Suç da ceza da şahsidir.
Hukukun ilkeleri vardır. Hukuk hukuktur, boru değildir!
O yüzden bekleyin, buradan ne çıkacak, Hanya neresi Konya neresi hep beraber göreceğiz.
***
Bir soruşturmanın açılması bile eğer soruşturma süjesi kişi veya kurum için bir ceza olarak algılanıyor ise, orada hukuka geçmiş olsun. Yasa ile tanımlanmayan suç olamaz. Yargılanmadan da “suçlu” olunmaz. “İtibarsızlaştırma cezası” Türk hukuk sisteminde yeri olmayan illegal bir cezadır. Kişiyi yasada belirtilmeyen bir suçlama ile itham etmek ve cezalandırmak da açıkça suçtur.
Bir suç şüphesi var ise soruşturulsun tabi ki. Ne demek soruşturulsun, deliller müsait ise kovuşturulsun üstelik. Ama bırakın sağı solu, uzakları, hemen yanıbaşınızdaki örgütsel davranış birlikteliği içindeki bazı artniyetli kişilerin, çeşitli duyumları palazlandırarak, hakkında suçlu olup olmadıklarına dair herhangi bir yargı kararı olmayan insanları peşinen “hırsız”, “yolsuzluk yapan kişiler” olarak yaftalamaları, puslu havayı fırsat bilip ülkenin birliğine dirliğine kast etmeleri, hükümeti yıkmaya teşebbüs etmeleri, ekonomiyi bozmayı amaçlamaları muhakkak yargıya taşınmalıdır. 
Hükümeti ve insanları itibarsızlaştırmak için ısrarla subliminal mesaj pompalamak, herkese sökmez!
Derdi hukuk olan, hukuku keyfine göre şekillendiremez; veya hukuk ile suç işleyemez.
Öç algısını Modern hukuk terk etti!
Kel Ali adaleti ise lanetlendi!
***
Hükümetin icraatını beğenmeme ve eleştiri faslı ise, politik bir faaliyettir. O faaliyetin sahası da argümanları da bellidir. Danıştay ve Yargıtay üyesi belirleme yetkisine sahip HSYK gibi çıkıp, -yetki metki olmadan, hatta yetkisizliği hiç takmadan- hakkında  “iptal davası” açılmış bir yönetmelik ile ilgili Danıştay’a talimat niteliğinde “bu yönetmelik anayasaya aykırıdır, gereğini yapın” açıklaması yaparsanız, bunun tüm dünyada adı, yargıyı etkilemek, amiyane tabir ile “hukuku kokutmak”tır.  Böylesi bir idari kurum, üstüne hiç vazife olmayan işlere soyunur, hukuk muhtırası vermeye kalkar, atamaları ile meşgul olduğu hukuk kurumlarındaki savcı ve hakimlere talimat niteliğinde görüş beyanlarında bulunur ise bunun neresi hukuk temellidir ve şu andan sonra hukuk kurumlarına itimadı nasıl sağlayacaksınız?
Demek ki neymiş?
Cemaat, parti, ideoloji, ırk vb. ceketlerini devlet kurumlarının giriş kapısında çıkarmayanları, sapı samanı birbirinden ayırt etmeyenleri devlete sokmayacakmışsın!
Bir cemaate mensup olabilirsin; ama cemaatinin talimatlarını devlete sokamazsın!
***
Referans ilkeler eğer İslam kökenli ise, orada da yargı olmadan hiç kimseyi mahkum edemezsiniz.
Ortada bir suç isnadı var ise yargı sonucu beklenir. Beraat-ı zimmet esastır. Suçluluğu sübut bulmayan herkes suçsuzdur.
Mesela Kadı yargılamadan, hırsızlık olduğu düşünülen bir fiili işleyen (faraza bir malı tezgahtan alıp kaçan) kişiyi -tam da o an bin kişi bu fiile şahitlik etse- oracıkta cezalandıramazsınız!
Mahkeme kurulacak ve kadı soracak. Sen bu malı neden aldın? (Çaldın diyemez). Savunma bekleyecek. Fiili işleyen anlatacak. Kimsenin aklına bile gelmeyen nice gerekçe olabilir. Yaz aylarında Erciyes’in Develi’ye bakan tarafı karsızdır, unutmayın. Kayseri tarafından hep karlı gördünüz diye Erciyes karla kaplı bir dağ değildir! Kadı, suç sübut bulunca karar verecek. O karara kadar da yargılanana kimse bir şey yapamaz.
Yani yargı konusu teknik bir sahaya ait çok önemli bir faaliyettir.. Bu konuda bilgi sahibi olmayıp, Amerikan filmlerindeki jüri sahnelerinden etkilenenlerin abuk subuk konuşmalarına itibar etmeyiniz.

Yazarın Diğer Yazıları