İsmail ARSLAN

İnsan Mühendislikleri

İsmail ARSLAN

Onun ona ve onun gibilere ait bir küçük dünyası vardı ve birileri insan mühendisliği adına o dünyanın içine minik bir ekrandan milyonlarca ona ait olmayan dünyayı bombardıman kalleşliğinde yağdırdılar. O, şimdi küçük dünyası ile yetinemiyor ve oradan dışarı da çıkamamanın bunaltısı ile kendi dünyasının ozon tabakasını çektiği oflar ile deldi.
Her kız manken, her erkek jön gibi salınırken sokaklarda, mutluluğu tatminkar sabit; ya da yüksek gelirliliğin ev, araba, kariyer üçgeninde arayanlar için faşizmin daniskasının vahşeti 21. yüzyılın arenasında olacak sanırım.
Tek tip doğ, tek tip ol, tek tip yaşa. Tek tip öl.
*
Kaşifleri sever ve macera belgesellerini saatlerce bıkmadan izleriz. Balta girmemiş ormanların eşsiz manzaraları bize ’orada olmalıyım’ duygusu yaşatır da, o kaşiflerin yerinde olsak, acaba bu arzumuz sürer miydi? Sivrisinekler, envai çeşidiyle böcekler, yırtıcı hayvan saldırısı, yılan, akrep, örümcek sokma endişesi, bataklık, aşırı sıcak ve ter... Bunaltı nefes almamızı zorlaştırır, dizlerimizde derman kalmaz, yürüyemezdik. Ateşli hastalıklar ve karşılaşabileceğimiz hesapsız yaban şartları tehlikeleri de cabası. O ortamda alışık olmadığımız yaşam şartlarında kondisyonsuz, donanımsız bildik bildik en fazla bir saat süreceğimiz keyif, sonra bir an önce ’evim evim güzel evim’ şarkısına başlardık.
Bazımız bazı zaman zaten hep böyle değil miyiz?
Koltuk ve minder maceracıları...
Aşkımız sanal, cesaretimiz de...
İşin tuhafı artık heveslerimiz bile sanal...
*
Kendi dünyasını imar etmeye bakmalı insan, yan komşunun dünyasına sarkmadan. Merak turşusu canlı kırmızı salça kıvamında zehirdir, albenisi fena değildir; ama talepkârı tadına bakınca onu soldurur, yaşama küstürür.
*
Sevgi teklikte, tek yürek olmada değil. Teklik dedikleri bencillik. Hiç kimse bir başkası olmaz. Olsa olsa bir başkasınca olur. Aynı karından doğmuşlar bile aynı değilken, yaşamın yirmi otuz yıl sonrasında karşılaştığın birini dünyaların önüne koymanın tek bir anlamı var: İhtiyaç... Hormanların tüccarlığı. Duygu ithalat ve ihracat işleri.
Her ticarette olduğu gibi arz talep dengesi olmalı. Bu kadar mekanik, evet. Beş dakika önce ’uğruna ölürüm’ dediğine bir falsosunda anında nefret hissetmenden anlamalı insan, bencil olduğunu ve bunun aslında çok doğal olduğunu. Anormal olan bunun inkar edilmesi ve buna maneviyat yüklemenilmesi.
Gözünü kapatsan da adımların görmediğin yolda ilerler. Kimseye olamasa da insan, en azından kendine dürüst olmaya çalışmalı. Aldatmamalı kendini ki insanın kendinden başka öz sermayesi yok.
 
Onda olmayan sıfat ve vasıfları, sırf bir ihtiyaçtan ona giydirdiğin bir gün kendi olarak gözüne göründüğünde kaç milyon hücren aynı anda ölüyor, biliyor musun?
Baktığınca değil gördüğünce kabullenmeli. Az olsun öz olsun senin olsun. Zamanı gelince de akışına bırakmak lazım, kasıp durmamalı ki kasılıp kalınmasın.
Hiç bir şeyimiz değerli değil, değer vermedikten sonra biz ve insan kendini zavallılaştırdıkça değer kazanmaya çalışan bir varlık. Bir beklentisi var: Ona değer gördüğü kişiler ’iyisin’ , ’hoşsun’ desin. Bilse, değer gördükleri de aynı tezgahın yan dokumaları, belki kendi zavallılılığını onların aynasında seyreder.
Sen iyiysen iyisin. Senin iyi olma ölçütün falan olmamalı. Falan kendini iyi hissetmek için sana iyi hissettirendir. Sen kötü olamazsın. Sana kötü diyenler kendi iyilikleri için seninle çelik çomak oynayanlardır. Şimdi bırak şu ideal insan ayaklarını da olduğun insan olarak yaşamdan ne koparabiliyorsun ona bak.
Sanal sermaye gaz gibidir. Bir pohpoh ile gelen bir fıs ile çıkar. Bakide sen sana kalırsın. Bencillik bir ölçüde iyidir. Kendini iyi hissetmen için onu sanallaştırmamalısın. Olmadığın kadar iyi hissettiren senden çarpan gaspçıdır, olduğundan kötü hissettiren de öylece...
Kim sana sen olarak muamele ediyor, ona bak derim; ama öylesi de tatsız tutsuz yemek gibi değil mi? İlgini çekmiyor. Çünkü formatın civarınca. Civarda ne gördüysen onu talep ediyorsun. İşte bu nedenle sürü sürü doğup yığın yığın gömülüyor zamane insanı. Bir farkın olsun istiyorsan kendini fark et, yeter. 

Yazarın Diğer Yazıları