Doğru açıdan bakan herkese herkes çırılçıplaktır!
Hiçbirimiz diğerimizden gayrı değiliz ve bir fazlalık, eksiklik aramak lüzumsuz.
Ne tamamen masumuz ne de suçlu... Sadece kullandığımız ve kullanıldığımız zeminler var ayrı ayrı.
Somalili çocuk annesinin eteğini şeker için çekiştirdiğinde, Alaska’daki yaşıtı, yağlı bir balık parçası için aynı şeyi yapıyordur; dudaklarını büzerek ve zırıldak bir ağlama tutturmuş halde...
Amerikalı espriye güler, Çinli de hasta olur. Vietnamlının canı yanar kurşundan ve İngiliz de uyur... Türk babanın kızının geleceği ile ilgili sıkıntısını Kazak baba da paylaşır.
Yaşarız zaman zaman, döngüden döngüye ve birbirimizi tekrar eder dururuz.
Biz aynı DNA’dan çoğalmış bir cinsiz... Dillerimiz farklı; ama kelimelerimiz aynıdır.
İnsanca’da buluşuruz.
Hazımsızlık ve kıskançlık genetiktir bizde ve çoğaldıkça azalmak da öylece…
Ölene kadar yaşamaya mecbur ve ölmeye ise asla hazır değilizdir.
Kişisel dünyamızın sınırlarına koku bırakmak veya yönetimine rızamız olanın sınırlarında zaman geçirmek gibi, hayvanlarla ortak yönlerimiz de vardır.
Vasıflarımız benzerdir. Soğuk görünümlüdür de, yanına aldığına komedyendir gibi. Havalıdır da, sokulmuşsa birine, onda süt dökmüş kedidir ya da...
Komplekslerimiz vardır... Eksimiz bilinsin istemeyiz. Sanki eksiltir bizi eksi. Dümen bile çeviririz fark edilmemesi için.
Biliriz kız güzelliği, oğlan yakışıklılığı ile sergiler varını...
Koku budur.
Şefkatle okşarken şehvetlenebilen bir cinsiz; şehvette şefkati yaşayabildiğimiz gibi…
Yetişemediğimiz yeri çene ve beden dili ile doldururuz. Bükemediğimiz bileği öper, öpemediğimiz yanağa hevesleniriz.
Taksit taksit yaşamayı beceremez, topyekun hibe ederiz varlığımızı peşkeşçilere!
Çocukken bilye,
gençken birdirbir,
orta yaşta elim sende,
yaşlanınca körebe oynarız...
Biz insanız.
Yok hiçbirimizin diğerinden farkı...