'Ötekiler'imiz var; bizim de onlarca 'ötekiler' olarak vasıflandığımız... Algı ve anlayışlarımıza uygun zeminlerdeyiz ki, bu karakteristik bir tavır.
Algılara müdahaleler ben merkezli olunca -hep banacılık- anlaşmazlıklar büyüyor. Egoist eğilim, ötekine varlığınca varlık hakkı vermeme ve onu aidiyete alma, sahiplenme ile biliniyor.
Farklı olanı, kabullendiği daireden -uymadığınca- dışa 'itelemek'... 'İteleme' sonucu, itelenen, haliyle 'iteleyenin' yanında olamıyor.
Ötekini itelememek!
Bu bir feraset, arifanelik ve olgunluk işi...
İnsanın dibinin değil, tepesinin vasfı...
Birinde bu tahammülü görmediğinizde kendinize eziyet etmenize gerek yok. Beri durun ve dayayın bacağınızı bizzat siz varlığınızı ondan iteleyin.
Kendi gibi düşünmeyen ve yaşamayanları, yaşam sahası dışına iteleyenlerin azgınlığı yeryüzünde kan akıtıyor. Tüm kan bundan akıyor diyemem; ama en çok bundandır.
Farklı farklıyız. Müştereklerimiz de var. Müştereklerde genişlikler varken, diğerinin alanına zıplamak hangi kelime ile ifade edilmeli karar veremedim; ama yakışmıyor.
Hırs oluşuyor, haset körükleniyor ve nifak başlıyor...
İtelendikçe kinlenmek, ötelendikçe nefret duymak, iğrenmek, ötekileştikçe yabancı düşmek hep bundan...
İtelenen, kakılan, eziyet gören insanlar başkalarının onların varlıklarını hoş görmemelerinin onlarda oluşturduğu baskıya yönelik çaresizlik ve tepkiyi, o baskının kaynağına kin tutarak ve fırsat bulduğunda öç alarak gösterirler.
Bazen bu kendilerine yönelik şiddete ve bazen de kişi bazlı ve daha çok topluluk halinde yok edişlere kadar işi götürür.
Kızıl ile yeşil, fahişe ile rahibe, dinsiz ile dindar, fakir ile zengin, çirkin ile güzel v.s v.s…
Biri birine öteki ve yabancı ya, dünya döndükçe anarşi bitmez.
Üç vakitlik ömür bin eziyet.
Esasen Cami müdavimi ile meyhaneci aynı hayatın tüketicisidir.
Birbirini tüketmek ile geçen ömür ziyandır.
Jorge Luis Borges, seksen beş yaşında bir şeyler karalamış. Şimdi ne yapılabilir ise yapılmalı... Yaşam an an kısalıyor hepimize. Yarınlara ertelediğimiz nice şeyler adına:
Eğer yeniden başlayabilseydim yaşama,
İkincisinde daha çok hata yapardım
Yeniden başlayabilseydim
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım
Ve sonbahar bitene kadar
Yürürdüm çıplak ayaklarla
Bilinmeyen yollar keşfeder,
Güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte seksen beşindeyim
Ve biliyorum ölüyorum.