İsmail ARSLAN

İTİBARSIZLAŞTIRMA CEZASI

İsmail ARSLAN

 Hukuk mühendisliği sakat bir olgu…

Deniz Baykal örneğini hatırlayınız. Benzer olaylar birçok kişinin de başına geldi. Misali eskilerden vermeme bakmayınız, bu mesele kişi bazlı bir mesele değil ve etkisi insanın medeniyet algısı terakki etmedikçe her zaman hissedilecektir.

Ağzından çıkan her söze civarının ve uzak halkaların bile dikkat kesildiği bir kişinin özel yaşamından rızası harici gizlice yapılan bir video kaydı ile makamından çekilmeye zorlanması, mahalle baskısı korkutuculuğu, baskıkrallığı kara şovalyelerinin ceza normu hukuk açısından derin sosyolojik etüdler barındırıyor.

Uygulanan rejim ve o rejimin kanunu, yaptığına dair bir ceza öngörmüş müydü? Hayır. Bilakis zina suç olmaktan çıkarılmış ve sadece evliler arasında şikayete bağlı olarak boşanma nedeni addedilmişti.

Eşi ondan boşandı mı? Hayır. Teşebbüsü bile olmadı.

Mevcut hukuk nosyonuna göre kanunsuz suç ve ceza olur mu? Olmaz.

Mevcut yasalara göre suçlu mu? Değil.

Buna rağmen;

bir insana verilebilecek en ağır cezalardan biri ona verildi mi? Evet.

Ceza:

İtibarsızlaştırma...

Bu ceza, topluluk halinde yaşayan insanlar için cinayetin cezasından hafif değildir ve reel bir uygulama olması, hatta Roma’ya kadar dayanmasına rağmen böylesi bir cezanın varlığı ilkelliğine ve düzeysizliğine, yahut yakıştırılamamaya istinaden olsa gerek Hukuk düzleminde ağza bile alınmamıştır. Fakat malumunuz ki bu vardır ve çok etkili bir cezadır.

Kanaatimce kanunlarda tarif edilen Anayasal rejimi yıkmaya teşebbüs aslında tam da budur. Kanunun öngörmediği bir suç ve ceza muhakemesi dipdiri uygulama bulmaktadır ve-sözde- ilerici aydın hukukçuların, uygulamada olmayan şeriatın bir el kesme cezası söz konusu olunca yırtınmaları ürkmeleri vakıa iken, bu kadar ayan beyan bir hak ihlaline dair çıtları çıkmamıştır. En yüksek ses olsa olsa ’özel alanıihlal etmeyin, bu onu ilgilendirir v.s’ söylemleri...

Bu kişinin -hukukun koruyamadığı- kaybettiği itibarına dair ortada somut olarak ne var? Büyük bir hiç... Burası zuhurunun şiddetinden görülmeyengillerden bir alan olmuş sanki…

Genelde Anayasada, özde kanunda var olmayan bir suç ve ceza algısı ile bir insanı toplum ve topluluk yaşamından linç ederek silme gayreti farklı ve yeni bir rejim ihdası çabası değil midir? Böyle algılanmasına ne mani vardır?

Vurguladığım çok ciddi bir perspektif kaymasının tahlilidir. Hukuk farklı ahlak farklıdır ve bendeniz tam da buna işaret ediyorum. Ahlak hukuk değildir. Adil olan, hukuktur.

Örneğin evlenme ile ilgili toplumsal ahlak çok rahat değişebiliyor. Önceden görücü usulüyle evlenmek çok normalken şu an çoğu insan buna yanaşmıyor; ya da Türk toplumunda anneye babaya yaşlılara düşkünlük vardır deriz; ama artık yaşlı ve hasta ebeveynlerle birlikte yaşamak çok revaçta değil. Kimse ’kaynanam gelirse başımın üstünde yeri var’ demiyor. Yani yaşam koşulları toplumsal ahlakı değiştirebiliyor.

Toplumsal ahlak çok kaygan bir zemin. Değişken dinamikleri görünce bir anda kaybolur. Yine örneğin yoksulluk bizim sosyolojik gerçekliğimizde öyle etkilidir ki buradan doğacak ahlak da değişir, hukuk da... Yoksulluk ne kadar değişirse aile kurumu, akrabalık ilişkileri, namus kavramı da o nisbette değişebiliyor. Önceki Ceza Kanununda iffetli kadına tecavüz farklı, iffetsiz kadına tecavüz farklıydı. Şimdi ise toplumsal ahlak evrilmiş ve farklı bir noktaya gelmişizdir.

Kanun topluma şekil vermez. Kanun toplumun kölesi de değildir.

Toplum kan istiyor diye kan davasını hukuka taşımaz. Toplum, ’evlenince kız temizlenir’ diyor diye hukuk, kadınları kurban edemez. Çünkü hukukla geleneğin amaçları farklıdır. Eğer öyle olsaydı gelenek her şeyi çözerdi. Hukuk adil olanı yapmalıdır. Gelenek ’kızların tecavüzcüsü ile evlendirilmesinden başka çare yoktur’ der, çünkü geleneğin elinde hukukun araçları yoktur. Hukuk örf ve adeti, geleneği yani sosyolojik gerçekliğin şekillendirdiği hukuk dışı toplumsal kuralları hesaba katarken ’bunun amacı ne der, bu adil mi, insan haklarına uygun mu, bu kime zarar verir, eşitliğe uygun mu’ bunlara bakar.

Bunca sözün hülasası hukuk nezdinde Baykal ve onun şahsında benzeri toplum hayatında sıklıkça görünen nice insan, geleneğin, ahlakın yargısı neticesi -hukukun değil- çok ağır bir cezaya duçar edilmiş mazlumlardır...

Hiç tuhafınıza gitmesin. Bu da nereden çıktı da demeyin. Şahsi kin ve adavet hukuk ilkelerinde asla ölçek olamaz. Dün onun başına gelen, bugün bir başkasının başına gelebilir ve hukuken var olmayan bir suç ve ceza algısı ile karşılaşıldığında herkes yaşama sarılma noktasında güçlü olmayabiliyor.İntiharların, topluma küsmelerin altında çokça detay vardır; fakat aleni şekilde ortada olan bir şeyi görmemek de işte böylece mümkün olabiliyor.

Yazarın Diğer Yazıları