İsmail ARSLAN

Kalibre Meselesi

İsmail ARSLAN

Öğrenci İşleri
Yaşadığım şehirde 60.000 civarı üniversite öğrencisi var. Bunların nereden baksanız en az 40.000 kadarı başka illerden okumak amacı ile buraya gelmiş bulunuyor. Devlet yurtlarının toplam kapasitesi de tahminimce (yanılıyor isem düzeltin) 10.000 bile değildir.
Soru şu:
30.000 öğrenci nasıl ve nerede barınıyor?
Bir devlet, üniversitesine kabul ettiği öğrencinin barınma sorununu çözmekte yetersiz kalan bir sistem kurgulamış ise, bunun anlamı nedir?
A cemaati sahiplenmez ise, B cemaati türemeyecek mi?
Kökünden neden çözülmüyor ise, bu nedendendir hiçbir şeyin yerine oturmaması...
 Haraç Zamanları
Haraç vermemek için bir gayrete girdiğinde olur; her ne olur ise...
Başa kim gelirse gelsin, dinli dinsiz hiç fark etmez; yıllık 60-100 milyar dolar faiz görünümlü o haracı vermez isen, seni makarna üstüne sos yaparlar!
E ne yapacağız yani?
Ölüm fikrini öldürmedikçe hiç bir şey yapamayacağız!
Kırım
Kırım, dün kırıma uğradı; sustuk.
İçeride problemlerimiz vardı.
Kırım, kırıldı bugün; yine susacağız.
İçerisi aynı, o gün neyse bugün de o.
Çok medeni bir dünyada yaşıyoruz.
Vatan şairi ne bilecekti implantı, köprüyü.
Tek dişi kalmış o canavar kendini geliştirdi. 31 keskin diş çiviledi damağına.
Canı can çekince hala kilo kilo değil, ton ton alıyor medeni dünya.
Yeni olan sadece şu:
Can veren, canı yananların yürek yakan feryatlarını bastıran fabrikasyon ruhsuz insanlar icat ettiler.
Birileri ağladığında, onlar daha fazla kahkaha atıyorlar ve kimse inleme sesini duyamıyor.
Yarın günlerden Aynalı Çarşı,
Kınalı Ali'nin anasının ahı
Milletimin gözyaşı...
Göbeğini kaşıyan kınalı Ali,
Koyun kınalı Ali!
Cahil kınalı Ali...
Diyemiyorlar!
Kınalı Ali'nin yüreğini taşıyanlara diyorlar bunları.
Çanakkale şehitlerine rahmetler... Ruhları şad olsun.
Tüm iyi insanlar o günlerde gittiler. Geride kalan defolu, hasta, cılız, güçsüz, korkak, zayıf, çocuk, bebekten türedik biz.
Özünü sen unutsan da, özün sana kendini unutturmaz!
Her hesap döner!
Ebrehe’nin Hikayesi
Ebrehe, Kabe'yi yıkmak için ordusu ile Mekke önüne vardığında, Kureyşliler, Abdulmuttalib'e dediler ki: Sen olgun ve sözü etkili bir insansın. Şuna söyle Kabe'ye saldırmasın.
Mevzu şu: Kabe, o devirde de bir cazibe merkezi ve Kabe'nin varlığını ticari ve siyasi rant için kullananlar, ona zarar gelmesini istemiyorlar. Ayrıca tüm Arabistan'ın faiz işleri de Mekke'de dönüyor.
Abdulmuttalib, Ebrehe'ye gitti ve dedi ki: Benim 100 tane devem var, develerime dokunmaman için ricaya geldim.
Ebrehe, şaşırdı ve: Sen buraya Kabe için eman dilemeye gelmedin mi? dedi.
Abdulmuttalib: Hayır, ne münasebet! Bana ne Kabe'den. Kabe, Allah'ındır; onu koruyacak olan odur. Develer ise benimdir ve onlar için geldim.
Bu kıssa tüm tefsirlerde üç aşağı beş yukarı aynı formatta anlatılır ve Kur'an'da Kureyş suresinde ise, Allah'ın, Ebrehe'nin ordusunu darmadağın ettiği anlatılır.
Diyeceğim o ki:
Kim ki mukaddesat, din, diyanet savunuculuğu yaparken zenginliyor, dünyevi anlamda gürbüzleşiyor, yani girişimciliğini inancı üstüne kurguluyor ise bu kıssayı bilenlerin suratlarının ekşimemesi mümkün değildir.

Yazarın Diğer Yazıları