Bazı insanlar, idealize ettikleri yaşam biçiminin, civarlarında olanlar tarafından da kabul ve tatbikini isterler.
O sigara içmiyor ise, civarına da içirmez.
O içki içiyor ise civarına da içirir.
O namaz kılıyor ise civarına da namazda ister.
O yoga yapıyorsa diğerlerinin de yoga ile meşguliyetini ister.
O fedakarlık yapıyorsa...
O gamsız yaşıyorsa...
O infak ediyorsa...
O spor yapıyorsa....
Bunun boyun eğilen ilke ile ilgisinden çok, kişinin egosu ile ilgisi daha yoğundur.
Fiil ve niyetinde yalnız kalmak istememesi ve etki edebileceklerinde de prensip edindiğine uyarlık arzusu...
Neden imanı ile ilişiklendirmiyorsun?
Çünkü tüm dünyada ilkeler ile yaşayanların ortak tavrı budur.
Bir din ile bağlantılamadan dışarıdan baktığınızda hepinizin göreceği de budur.
Konuyu İslam noktasında değerlendirmek söz konusu olsaydı da bir tespit değişikliği gerekmezdi.
Zira yoluna davet ettiği, yoluna adım atmadığında ona düşman ettiren hissin Allah rızası olmasının sağlamaları vardır ve çoğu, bu sağlamalar ölçeğinde rıza ile alakasız kalır.
*
Türkiye'de var olan ağır ceza İTİBARSIZLAŞTIRMA cezasıdır. Kişinin öyle bir şeyini elinden alıyorsunuz ki, o olmayınca olan ne varsa kıymetsizleşiveriyor. Üstelik ceza hukukumuzda itibarsızlaştırma cezası diye bir ceza normu öngörülmemişken...
*
Satırlarda yazanı okumak için göze, satır aralarındaki boşluğu doldurmak için diyalektiğe ihtiyaç var...
*
Bizim sadece tek bir takıntımız bizimle ilintili tüm yaşamları perişan etmeye yetiyor: Dediğimce olsun, ben ne dersem o olsun...
*
Komşusuna mermi yağarken şezlongta güneşlenenin, bir gün tepesine bomba düştüğünde, feryadına kimse aldırış etmeyecektir.
*
Öykümüzde üç kişi var: Biri tarihi yazıyor, diğeri okuyor, üçüncü ise okutuyor! (Cümle kurucusu, okutmayı burada amiyane kullanmıştır)
*
Ünvan ve makam yedirtir içirtir sahibini tıka basa ve hakkaniyeti gözetmez ise o, ağzından burnundan getirtir...