İsmail ARSLAN

KAYSERİ'DE TALEBELERE ZEKAT MESELESİ

İsmail ARSLAN

Zekat, şer’i ıstılahta, vermeye güç yetirenler için “mâl-ı mahsûsadan şahs-ı mahsûsaya cüz’i mahsûsayı temlik etmek” şeklinde tanımlanan bir İslam rüknüdür. Bu tarifin en önemli vurgusu, zekatın sadece şahıslara verilebileceği ve verildiği anda, alanın mülküne geçmesi gerekliliğidir.
Üzerinde yaşadığımız coğrafyada Mecelle ve kurumlarının lağv edilmesinden bu yana devam eden zekata dair aracı bir müessese eksikliği sübuttur.
Zekat rüknünün mesuliyetinin farkında zekat vermeye ehil birçok müslüman, Kayseri’de özellikle cemiyet, cemaat ve güven duydukları şahıslar vasıtası ile talebelere yoğunlaşmış bulunmaktalardır. Halbuki zekat sadece talebeye verilmez, borcu olan, fakir, yolcu, dara düşmüş, miskin de zekata müstehaktır ve en müstehak olan en sıkıntısı çok olandır.
Bu faaliyet maalesef plan ve programsız yapılmakta ve koordinasyon noksanlığı sebebi ile zekatın doğru kişiye ulaşması hususunun kontrolü çok zayıf kalmaktadır.
Eminlik kolay kazanılmayan ve ancak çok kolay kaybedilebilen bir hususiyet ve zekat veren ile alan arasında köprü vazifesini görecek, cemiyet ve şahısların koordinasyon ve kontrolünü temin edecek bir ara müesseseye ihtiyaç zaruridir.
Ayrıca bu müessesenin varlığı, zekatın hakkaniyetli ve adilane şekilde yerine ulaşabilmesi için rüknün tabiatı icabı mesabesindedir.
Müşahhas mevzu üzerinden ifade etmem gerekir ise;
Bazı yapılanmaların talebelerden desteğe ihtiyaç duyanlara veya faaliyetinin geleceği için özel ihtimam gösterdiklerine dair yardım mekanizmaları şu şekilde işliyor: Talabenin barınma, eğitim bedeli zekat ve sair infak vesilesi ile tedarik ediliyor, lakin haricen gücüne göre bir bedel alınıyor. Başka bir ifade ile zekat talebenin eline verilmiyor, mülküne geçmesi sağlanmıyor, onun adına onun için hayrlı olduğu hesap edilen program neyi öngördü ise öylece tasarruf ediliyor.
Haliyle bundan haberdar olan “zekatım ehline ulaşsın” diye emanet eden güceniyor. Eminlik yıkılıyor. Üstelik zekat, ulaşması gereken yere ulaşmadığı için zekat verenin de mesuliyeti bitmiyor ve büyük bir vebal ortaya çıkıyor. Yukarıdaki tarifi hatırlayalım. “Ona zekat düşen belli bir kişiye mülk ettirmek” gerekiyor.
Şimdi şu son zamanlarda yaşananlar hayırlı bir işe vesile olsa ve şehrimizde “cemiyetin takdir ve sevgisine mazhar olmuş kıymetli büyüklerimiz, bağımsız kuruluşlarca denetlenebilen, planlı, intizamlı, samimi ve tamamen Allah rızası maksadı ile faaliyet gösterecek bir büyük infak müessesesinin kurulmasına öncülük etseler” diye bir temennimi paylaşmak istedim.
Bu müessese, hem zekat verenler için, hem zekat ona müstehak olanlar için bu son derece faydalı bir kurum olacaktır. Araştıracak, soruşturacak, daha önemlisi hıyanete vesile her türlü hileye karşı korunaklı olacak. Dolayısıyla zekat vermesi icap edenin kalbi rahat olacak ve zekat alanın da boynu bükülmeyecektir.
Bu müessese dar tutularak sadece talebe mevzusuna da özgülenebilir; ya da zekatın verilmesi icab eden tüm sınıfları da kapsayabilir. En azından talebe mevzusunda kesinlikle bir intizam şart. Bir talebenin on yerden maaş alır gibi gelir elde edebildiği sakat bir yapımız var. Ya da talebeye tahsis edilen zekatın çok farklı yerlerde kullanılabildiği. Bu nasıl oluyor? Zekat verenlerin birbirlerinden haberleri yok ki? Faraza kişi, ihtiyacını 50 yere duyuruyor, birisi ihtiyacını giderdiğinde diğerlerinin haberi olmuyor. Kişiyi nefsi ile başbaşa bırakmaya tevessül etmemek ve önleyici tedbirleri almak icab ediyor.
Bu mevzu özellikle içinde bulunduğumuz şu zaman diliminde talebe faaliyetleri açısından oldukça kronikleşmiş ve acil el atılması gereken bir mesele olmuştur.
Kayseri İlim Yayma Cemiyeti’nin tatbikatında muvaffak olduğu şöyle bir faaliyeti var:
Öncelikle zekatını, hayrını talebeye tahsis etmek isteyen kişiye, zekatını ve sair infakını, ihtimam ile belirlenen talebelere bizzat kendisinin verebilmesi imkanı tesis ediliyor. Kabul ederse talebelerin lüzumlu olan bilgileri veriliyor ve veren kişi, talebenin hesabına aracı bulunmaksızın kendisi yatırabiliyor. Bu metodda kişi talebeyi görmüyor, lakin dilerse talebe ile tanıştırılıyor. Ayrıca Cemiyetten talebe hakkında her zaman bilgi alabilme imkanına sahip oluyor.
Kişi, bu şekilde değil de cemiyet üzerinden talebeye zekatını ulaştırmak istiyor ise, cemiyet aracı oluyor ve onun zekatı usulü dairesinde resmi kayıtlara giriyor ve talebenin hesabına Cemiyet tarafından yatırılıyor. Bu kişi de talebe ile ilgili her daim bilgi edinme imkanına sahip oluyor.
Cemiyetin evlerinde ve yurdunda kalan talebe ise barınma bedelini, verilen zekattan bağımsız olarak bizzat kendisi karşılıyor. Zira zekat verildiği anda artık talebenin mülküdür. Onun adına başkasının değil, bizzat kendisinin tasarruf etmesi gerekir. Tabi ki suistimalatı engellemek ve emanetin verdiği sorumluluk gereği zekat ay ay verilmekte ve talebenin ahvali daimi olarak kontrol edilmektedir.
Mevzumuzun özü, suistimalin azami seviyede engelleneceği, kontrollü ve sağlıklı bir işleyiş için bağımsız denetime tabi, kurumsallaşmış bir koordinasyon müessesesine ihtiyacın had safhada olduğudur. Bunu yapabilmeye ehil olup da mesuliyetten kaçınanın elbette vebali büyüktür.

Yazarın Diğer Yazıları