Devlet dediğimiz kurum sonuçta bir sözleşmeden ibarettir. Sözleşmemiz son derece basit. Teba, söz verir ağzının tadına hizmet eden kurallara uymaya; kuralların yürütülmesine hizmet edenler de söz verirler keyifli bir yaşam için çalışmaya...
Bu kadar açık ve basit...
Özelde böyle midir?
Örnek, Amatör Balık Avcıları...
İş güç, çoluk çocuk sahibi uyumlu verimli yurttaşlar. Bütün hafta çalışıyor, katma değer üretiyor, kaliteli yaşam için didiniyorlar ve hafta sonları çoğu zaman da aileleri ile birlikte ve sadece bazen zorlu parkurlarda yalnız ya da üç beş kafa dengi arkadaş birlikte doğa ile buluşmaya onlarca yüzlerce kilometre yol yapıp hafta içi baskısını giderici bir dinlence peşindeler...
Devlet, bu insanlara sözleşme gereği ne yapmalı?
En sağlıklı, en makul, onlara en layık hizmeti vermeli, kolaylıklar sağlamalı.
Peki Devlet ne yapıyor?
Bir kurumu onların av yaptığı sahaya ulaşımı kolaylaştırmak için çırpınıyor, Eğlence ve dinlenceleri için sahil boyu yol, kamelya yapıyor; yani amaca hizmet ediyor. Devletin diğer bir kurumu ise farkında ya da değil, bu insanların küçük eğlencelerinin çanına ot tıkamak için işler yapıyor.
Örnek?
Yamula Barajı Bölgesi Av ve Avcı Düzenlemeleri.
Kocasinan Belediyesi şehre 20 kilometre ötedeki baraja ulaşımı iyileştirmek, baraj bölgesini piknik, eğlence, dinlence mekanı yapmak için çuval çuval para harcıyor, emek veriyor. Çok da iyi yapıyor. Yapması gerekeni yapıyor. Biliyor ki binlerce amatör balıkçı eline olta takımını alıp keyifli bir gün geçirmek için hafta sonları çoluk çocuk su kenarında. Bu insanlar en başta yurttaşı, hemşehrisi veya şehrin misafiri; en güzel hizmete layık insanlar. Belediye olmasının gereğini yapıyor. Diğer bir devlet kurumu ise bu ortamı çilelemek, keyfi, dinlenceyi baskılamak için olmadık düzenlemelere kafa yoruyor.
Neymiş? Barajda üç beş ton balık varmış. Kurumumuz bu balıkları kime kaça satarız hesaplarında... Bir ihale ilanı. Bakıyorsunuz bu barajdaki balıklar kaç paradır diye. Yüz on bin lira! İlan ettikleri balık tonajlarına böldüğümüzde balığın kilosu yirmi beş kuruş! Bırakalım para pul hesabını, ihaleyi alanın mantığınca Devletimiz yüz on bin lira verene barajın tapusunu veriyor!
Kilometrelerce ağ at, ne var ne yok, topla. Yaban hayatın kökünü kurut. Kıyıya avlanmaya gelen balıkçıya sataş, hakaret et, def et onu. Olta atmasına izin verme, taciz et, dibine dibine ağ ger, yaklaştırma; çünkü o malını çalıyor!
Sayın Devletim! Senin ihaleni alan, barajın sahibi gibi davranıyor. Eğlence, dinlence için kilometrelerce yol tepip gelen sevgili vatandaşlarına (af edersin) .. muamelesi yapıyor! Bindiği kayıktan kimi kendini bilmezler çemkiriyor, ‘def ol buradan, burayı bana devlet verdi, sen de kimsin?’ diyor.
Bunu yapma sayın Devletim! Amatör balıkçıyı maskara etme. Yüz on bin lira senin küçücük bir kurumunun yakacak masrafı bile değil. Binlerce –kimi hakim, savcı, kimi mühendis, doktor, kimi işçi memur, esnaf binlerce vatandaşına hizmet etmek için var olan sen, onların verdiği vergiler ile yaptığın bu barajı bir kazanç kaynağı olarak değerlendirme ve üç beş para babasının vatandaşının tepesine binmesine izin verme!
Bırak bu suya ağ atılmasın. Hatta bu suya sen, devasa imkanlarını kullan tonlarca yavru balık sal. Yaban hayatını güçlendir. Sen böyle yaparsan, gülümseyen insanların çoğalır; sana inanan güvenen insanlar senin varlığından gururlanır.
Sayın Devletim, Amatör balıkçı vatandaşlarını madara etme, üç beş had bilmezin maskarası etme...
Deniyor ki; o insanlar ekmek peşinde. Geçimlerini bu işten sağlıyorlar. En doğrusunu yine sen bilirsin de, koca bir baraj var ortada. Onlara bir yer, amatör balıkçıya bir yer tahsis etmek sana hiç de zor değildir. Kimse birbirini görmesin ve gerginlik oluşmasın.
Sizin çözüm ehli olduğunuza inancımız var ve saygımız, var olma sebebiniz olan adaletedir.