İsmail ARSLAN

Kayserili Patronlar ile Bir Hasbihal

İsmail ARSLAN

Yetişmesi uzun zaman, ilgi, emek ve masraf alan insanlar kolay harcanmamalı diyerek söze bir giriş yapayım; fakat bu cümle bağlamında yazmayacağım.

Biz, onu unutsak bile, onun bizi asla unutmadığı bir saat işliyor; ey kırk, elli yaşlarına gelmiş, dün yirmisinde toy genç olan okuyucular!


Bir makamdasınız şimdi, bir sorumluluk sahibisiniz. Yetkileriniz var; yanınızda çalışanlarınız… Ağzınızın içine bakanlarınız... Bir kaş çatmanız, ifadenizin değişmesi, ‘tamam’, ya da ‘hayır’ demenizin yaşamlarına etki ettiği insanlar ile iç içesiniz.
Hakları hamur gibi yoğurmada; dilediğiniz şekli vermede ustalaştığınız, yaşam ekip yaşam biçtiğiniz şu zamanlarınızda işleriniz oldukça açık.
Sizlerden bazıları bir akşam çoluk çocuk, eş dostları ile bir yemek yiyor ve yanında çalışanın bir aylık emeğine bedel biçtiği parayı bir masaya bırakabiliyor.
Bir toplantıda, mevkidaşından alta düşmüyor, hayır hasenat diye onun verdiğinden geri kalmıyor, yüklü rakamlara imza atıyor, işçisinin geçim sıkıntısını dillendirmesini, işten çıkışına gerekçe kıldığı halde…
En lüks evlerde yaşıyor, en pahalı arabalara biniyorlar. Kirada zor bela geçinen fakir fukara akrabaları için bin türlü ‘hak ediyorlar’ gerekçeleri var ve yakını olmayan birine veya bir yere, akrabasına verse onu rahatlatacak olanı, göz kırpmadan verebiliyor.
Hüküm elinde; lakin süre işlemede…
Saat, tıklamaya devam ediyor. Nasihatlar ise ancak bileyliyor, öfkelendiriyor ve nasihat sahibine uzaklığı artırıyor. ‘O kim de bana akıl veriyor? Allah’ın İbni Mektum’u!’ edalarındalar…
Dünlerini bilen insanları bugünlerine taşımamalarını anlamak mümkün; fakat dün inandığı mefkureyi bugün emeline tuvalet bezi yapma pervasızlığına şahit olanların gözlerindeki kıvılcımı fark etmiyor olmalarını anlamak mümkün değil…
Sevilmiyorlar…
Ama itaat ediliyorlar!
Onlardan, onlara yakın olması gerekenler, zarar vermelerinden duydukları kaygı ile uzak duruyorlar ve asla civarlarına sokmamaları gereken niceler bir menfaat umudu ile peşlerinde pervane haldeler...
Esasen kör değiller, görüyorlar olan biten her şeyi ve fakat güç böyle bir şeydir işte… Sarmaladığını sıkması ile meşhurdur.
O masaya vurulan yumruklar, ‘kesin hesabı’ deyişler, ‘işine gelmiyorsa çık git’ler hep geçmişte kalacak; fakat asla yazıldığı yerden kaybolmayacak, sırtlarında taşıyorlar fermanlarını…
Dün, hayal bile edemeyeceği işler ile bugün meşgul oldukları gibi; yarın da ihtiras ağızlarından burunlarından aksa ellerini kaldırmaya derman bulamayacakları bir ahir yaşam sonrası, geride bıraktıklarının yanına er geç gidecekler…

Tek onlar mı?
Hepsi…
Tüm o yaşamlarına yön verdikleri,
menfaatçileri,
zarar verdikleri,
görmezden geldikleri,
işini görmedikleri,
aldatanlar,
aldananlar
herkes ile beraber…
Hepimiz…
Böylesi bir ayan beyan gerçek nasıl görmezden gelinir?
Ancak zuhurunun şiddetinden…
Gözün en aşina olduğunu görmemesi, hakikattır.
Hava gibi…
Öteye taşıdığımız her şey çok önemli;
Hüküm vermek sıkıntılı iştir ve varlık; yokluktan daha ciddi bir beladır.
 
 

Yazarın Diğer Yazıları