30 yıl önce Kayseri’de Hürriyet Mahallesinde yaşayan Saliha, küçük kardeşi Musa’nın amansız hastalığı hakkında anne ve babasının konuşmalarını duyduğu tarihte, yalnızca sekiz yaşındaydı...
Bu sözleri duyar duymaz, usulca odasına yürüdü Saliha. Kumbarasındaki tüm parayı döşemeye döktü. Tek tek saydı: İki lira on kuruşu vardı. Paraları cebine koyduğu gibi hızla evden çıkıp doğru sokağın başındaki eczaneye koştu.
Yorgun görünüşlü yaşlı eczacı, bir müşterisine sattığı ilaçların nasıl kullanılacağını anlatıyordu. Neden sonra Saliha’ya döndü: "Evet" dedi, "Ne istiyorsun?"
Gözleri dükkana yeni giren iyi giyimli, zengin görünüşlü, orta yaşlı adama takılınca, acele acele ekledi: "Çabuk söyle, beyefendiyle ilgileneceğim."
Saliha, üzgün ve kırgın bir sesle konuştu: "Hasta kardeşimin iyileşmesi için bir mucize gerekiyormuş, sizden bir mucize almak istiyorum. Parası neyse veririm." Avucunda sımsıkı tuttuğu bozuk paraları gösterdi.
Eczanede bekleyen iyi giyimli, zengin görünüşlü, orta yaşlı adam, cevap vermeye hazırlanan eczacıyı bir el işaretiyle susturduktan sonra, gülümseyerek Saliha’ya döndü:
"Kardeşinin iyileşmesi için ne tür bir mucize gerekiyor bakalım küçük hanım?"
"Bilmiyorum" dedi Saliha.
Gözlerinden süzülen yaşlara aldırmadan devam etti:
"Bildiğim şu ki; küçük kardeşim Musa çok hasta. Bir mucize olmazsa ölecekmiş.O zaman ben de kumbaramdaki tüm paraları çıkarıp mucize satın almak için bu eczaneye geldim. Böyle durumlarda herkes elinden geleni yapmalı değil mi efendim? Biz bir aileyiz ve birbirimizi çok seviyoruz."
"Ne kadar paran var?" diye sordu orta yaşlı, iyi giyimli adam.
"İki lira ve on kuruş" dedi Saliha, avucundaki paraları göstererek, "Ve dünyadaki tüm param bu kadar!"
"Bu aslında iyi bir para" derken hüzünle gülümsedi adam, "Kardeşini kurtarmak için gerekli olan mucizeyi bu parayla rahatça satın alabilirsin."
Sonra avucunu açıp Saliha’ya uzattı: "Şimdi bütün paranı bana ver bakalım."
Saliha tüm bozuklukları adamın avucuna boşalttı.
"Tamam" dedi adam, "Şimdi de elimi tut ve beni evine götür. Kardeşini tanımak istiyorum."
Yorgun eczacının şaşkın bakışları arasında eczaneden çıktılar. Saliha ile birlikte yürümeye başladılar. Saliha elbette bilmiyordu, eczanede "mucize" ararken tanıştığı adamın Türkiye’nin en iyi beyin cerrahı olduğunu ve Kayseri’ye annesini ziyarete geldiğini…
Prof. Dr. Mehmet Akif, Türkiye’nin en tanınmış beyin cerrahlarından biriydi ve Musa’nın ameliyatını yapabilecek birkaç isim arasında geliyordu. Nitekim ameliyat başarıyla sonuçlandı...
Saliha’nın ailesi hiçbir ödeme yapmadan Musa sağlığına kavuştu. Bir hafta sonra mutluluk içinde hastaneden evlerine döndüler. Ama yaşadıkları olayın etkisinden kurtulamamışlardı. Saliha'nın annesi, eve girer girmez, "Hâlâ inanamıyorum" dedi, "Yaşadıklarımız gerçek bir mucize! Yine de ameliyatın kaça mal olduğunu merak ediyorum." Saliha kendi kendine gülümsedi.
O, bu mucizenin kaça mal olduğunu çok iyi biliyordu:
Annesi, Musa’nın önemli bir ameliyat geçirmesi halinde yaşayabileceğini, ancak ameliyat için çok para gerektiğini söylerken, babası, "Bu durumda oğlumuzu ancak bir mucize kurtarabilir" diyordu.
Tamı tamına iki lira on kuruş…
‘Yavuz Bahadıroğlu’ndan uyarlamadır’