İsmail ARSLAN

Kopya Yaşamlar

İsmail ARSLAN

Başkalarının iyi-kötü algısını sahiplendik hep ve arınmamızı istediler sürekli. Asıl kötülüğü böyle ettik kendimize. Bizi kendimizden sıyıranlar kendilerini giydirdiler bize.

Bir yerinden tutmak gerekiyor artık. Böyle sadece onu bunu okuya okuya olmuyor. Futbol maçı seyreden obezlere döndük. Güzel okuyor ve kritik ediyoruz; ama bize yarar olan -çapımızca- az çok üretmek.

'Yapamam, beceremem, böyle kabiliyetim yok' dememek lazım. İki ayak bazen yürür, bazen koşar. Kimi iki ayak 100 metreyi on saniyenin altında bile koşar; koşar da bize ne? Biz önce yürümeye bakalım. Başkaların ayaklarından, hızından, performansından, kondisyonundan bize ne? Onlar kendilerine faydada bir numara, bizim ise gözlerimiz onların muhteşemliğini izlemekten şaşı olmuş, beynimiz hantallaşmış, hatta yağ bağlamış…

Okuduklarımız analarından düşünür-yazar doğmadılar. Onlar da birilerinden esinlendiler. Esinlenmekle kalmadılar, çalıştırdılar kafalarını ve ürettiler. Yazdıkça, anlattıkça gelişip, kas yaptı beyinleri...

Okuduğumuz her söz bizim başkasının etkisi altında kalmamız, başkasınca fikretmemiz ve başkasının doğrusuna balıklama atlamamız demektir. 'Olur mu? Ben de düşünüyorum' diyoruz da boş diyoruz. Kullandığımız her kelimenin içi birilerince doldurulmuş. Mutluluk falanın tarifi, huzur filanın... Aşk bile onun bunun giydirdiği bizde. Böyle böyle birbirimize benzeyip, birbirimizi tekrar edip duruyoruz. Mutsuzluk doyumsuzluk hep bundan. Biz kendimiz olalım ve kendimize anlatalım, bakalım neler oluyor? Domates yetiştirmeye benzemiyor ki bu fikretme işleri. Daha çok dağa çıkmaya benziyor. Biz bir dağa çıkıp inelim. Birileri bizimle çıkmak isterse çıkar, istemezse çıkmaz; ama biz en azından başkasının dağında kalmayalım. O dağdan inelim ve kendi dağımıza yol alalım. Hani insanın kendi evi gibisi yoktur ya, aynen öyle. Bizim dağımız bizimdir. Filancanın dağında misafir hissederiz kendimizi. Ayağımızı rahat rahat uzatamaz, canımız isteyince kalkıp bir çay demleyemez, çekiniriz. Bu minvalde insanın kendine ait sözü gibisi de yoktur.

Dahası dinlenmek, okunmak hedef olmamalı. Okumasınlar, duymasınlar boş ver; biz okur dinleriz bizi ki bizim bize diyeceklerimizi kimse bize biz gibi diyemez. Başkasının sırtına kese yetiştireceğim diye didinmekten, banyo yapamayan adama döndük.

Onun, bunun, şunun etkisi derken etki kuşu olup çıkıyoruz. Söz hakkında arada sırada 'şurasına katılmıyorum, bu harika olmuşlarımız' da hikaye. Ne nitelik ne nicelik var, sıfır altı tepe. Başkasının içini doldurduğu kavram içimize sinmezse bize yüktür. Savundukça bizden götürür.

Falan, bizim kıvılcımımız olmalı; alevimiz değil...
Fikrin sırtına binmeyi becermeli, sırtımıza bindirtmemeliyiz fikri...
Kendimizi öteleyip durmamalıyız; kendimizi yoklamalı ve yol almalıyız.
Değersiz bir egoya sözleri harcamamalıyız. Dost acı söyler; ama doğru söyler.

Biz şimdi bu yazılara da bakmayalım, iki satır da olsa kendimizden laf üretelim. Eseri olmayanın yerinde yeller esermiş. Başkasının pırlantasından bizim iki kırık boncuğumuz daha kıymetlidir bize.

Demiyoruz okumayalım. Olur mu öyle şey! Okuyalım; ama sırf okuyucu olmayalım. Kuru takipçi kalmayalım. Terlemeden olmaz. Ekranda savaş oyunu oynuyoruz. Ne fayda bize? Girelim kelimeler dünyasına, önce adımlayalım, sonra koşasımız bile gelir ki bir zaman sonra bize yetişmek ne mümkün? 'Yok ben böyle iyiyim' diyorsak hala, mezarlıklar bu kafadakiler ile dolu. Sürü sürü doğup yığın yığın gömülen nice yaşamı haybeye yaşamışlar tepeleme toprak olmuş durumdalar…

Vazifemiz ye, iç, çalış, üret, üre, uyu, sız, yat, yaşlan, öl mü? Bu mudur yani?

İyi de düşününce fikir üretince sanki başka mı olacak? Hem ne demek düşünme işçiliği; iş güç mü bitti? Birileri bizim yerimize bu işi gayet güzel yapıyor ya işte!

Evet, başka olacak. Bu algı değil mi bizi birilerinin önünde topaça çevirten? Kompozisyonumuzun sahibi olacağız. Ona buna değil, kendimize yaşayacağız. Kişiliğimizi ifade edecek ve geliştireceğiz. Kendimize inancımızı pekiştirecek ve varlığımıza bir anlam katacağız; daha ne olsun…

'Ağız tadım yok, mutsuzum, kesmiyor beni, bunalıyorum' diyoruz. Üretelim biraz, bir güç, bir çeviklik, bir güven gelsin bize, sonra dönüp tekrar bakalım kendimize.

‘Hayırdır ne menfaatiniz var? Niye böyle söyleniyorsunuz?' diye sorduklarında da cevabımız:

Kopya koyun Dolly'ye döndük millet olarak. Herkes birbirinin aynı. Tadı kaçtı kalabalıkların. Biraz özgünlük hepimizi özgürleştirecektir.

Yazarın Diğer Yazıları