İsmail ARSLAN

Körlük

İsmail ARSLAN

Bir insan yıllarca aynı iş ile meşgul olunca işine dair bir körlük oluşması söz konusu olabiliyor.

Her gün aynı çöpü kapısının önünde gören birinin, o çöpü kaldırmaması halinde, zamanla çöpü artık fark etmemesi gibi…

Biri ile kurulan sıkı dostluk neticesi uzun yıllar teşrik i mesainin gereği ondaki belirgin bazı ayıplara müdahalenin artık mümkün olmaması da başka bir misal olabilir.

Zaman zaman silkelenmek gerekiyor.

‘Tebdil i mekanda ferahlık vardır’ diyen büyükler bu körlüğe de işaret etmiş olsa gerekler.

Arada bir insan, yerinden kalkmalı. Bakış açısını değiştirmeli.

Erciyes’e daima Kayseri havzasından bakmamalı gibi. Bazen de Develi tarafından seyir isabetlidir.

Kendi gözü ile sürekli baktığına insan, zaman zaman başka gözler ile de bakabilmeli.

Küçücük açı değişiklikleri ile nice farklı görüntüler yakalanabiliyor.

Doğru algımız sabitlendiğinde de bunun adı her zaman arifanelik olmuyor; bazen sabit bakış bizi çok zor durumlara sokabiliyor.

Körlük, ne ticarette ne de sair beşeri münasebetlerde hoş karşılanası bir vaziyet değil.

Oturmuş karakter/kişilik olarak sıfatlanmayabilir.

Alışkanlıkların da traşa ihtiyacı vardır.

Bir insan eğer bizce hep iyi ise; ya da kötü… Bu üzerinde kafa yormamız gereken bir husustur.

Ali, Ahmed için dost, Mehmed için düşman ise; Ali’ye, Ahmed ve Mehmed, nazarları, muameleleri, idraklarınca vasıf biçmişler demektir.

Ali ise aslında kimdir?

Ali, Ali’dir.

Yağlanma yaş ilerledikçe artıyor. İnsan yaşlandıkça şu yağlardan kurtulmalıyım der, fakat yağ eritmek için yapması gerekeni yapmaz. Bu da bu körlüğün mahsulüdür.

Bu körlük ile devam eden hayat, bir gün iki üç kilo yağın vesilesi ile sona erer.

Günahta sebat da körlüktendir.

Hatalı bir işi, isabetli olarak nitelemek bu körlüğün eseridir.

Lekeli gömleği üç gün üst üste giydiğinde insanın, lekeyi artık fark etmemesi gibi…

Bir menkıbe yazayım:

Halife, insanlar ile münasebetinde yaptığı hatalı işleri ona rahatlıkla söylemesi için ücret ile bir adam tutmuş.

Adamın işi, Halife’nin o gün yaptığı iş ve sözlerinde yanlış gördüğünü akşam bizzat yüzüne karşı çekinmeden söylemek imiş…

Adam, vazifesini gayet güzel icra ederken bir zaman sonra ifade biçimi sertleşmeye ve Halife’ye karşı incitici olmaya başlamış.

Bu halinden de haberdar değil tabi ki; zira adamda bahsettiğimiz körlük oluşmuş!

Uzatmayalım; bir gün Halife, adamın yine sert bir uslüp ile hatalarını yüzüne vurmasından sonra onu karşısına almış ve:

-Arkadaş! Sence ben Firavun’dan daha beter biri miyim!? diye sormuş. Adam:

-Haşa! Olur mu hiç böyle bir şey!? demiş. Halife:

Peki, sen Hazreti Musa’dan daha mı faziletli bir kişisin!? Adam:

Ne münasabet, haşa! demiş… Halife:

Madem ben sana göre Firavun’dan daha şerli biri değilim ve sen de Hazreti Musa’dan daha faziletli biri değilsin. Allah Teala, Musa Peygamberine bile Firavun’a söz söylediğinde ‘Ona yumuşaklıkla söyle’ buyururken; sen ne diye bana bağırıp, çağırırsın!?

Körlükten sıyrılmak her kişinin değil, er kişinin harcıdır…

Yazarın Diğer Yazıları