Bir toplum, ancak, haklarını kanırta kanırta kotarırsa, haklarının kıymetini bilebilir ve onları koruyup, geliştirebilir. Haklar, bir lütuf ve ihsan ile bahşedildiğinde ise, hak değil, lütfeden öncelenir ve bağışçıya duyulan minnet hisleri, hakların önüne geçer.
Bunu bilenlere, toplumu idare etmenin, çelik çomak oynamak kadar kolay gelmesi, bundandır. Verirler, zaten sana ait olanı ve sen, minnetinden şapşallaşırsın ona karşı.
*
Ne kadar geçmişse içimiz o kadar iç geçiririz.
*
Baskı basar
En önce boşluk vardı,
Sonra varlık boşluğu baskıları,
Baskı sonra hep bastırdı,
Basan bastığınca var oldu.
İnsana sıçradı baskı.
Baskısından yaka silken basılan, baskıcısını alaşağı etmek için bastı. Basanı ezdi ve mahkeme mahkeme kurdu; eski basan yeni basanca meydanlarda baş aşağı sallandırıldı.
Duramadı baskıdan basarak kurtulan, o da bastı basacağını. O baskıyı protesto eden taze basılanlar, basıcılarını alaşağı etmek için ayaklandı. Basan basıldı. Basmaya kast edenini meydanlarda baş aşağı sallamadılar bu sefer, teşhir ettiler. Bu yeni baskıdan sıyrılma hareketleri de baskısız olmadı. Baskı daha sistemliydi. Baskı bastırılamıyor ve her bastırma girişiminde bir taraftan pörtlüyordu, basan namına ve bakide ayakta kalan sadece baskı.
Basanım, basanını basar.
Basarsam sarsarım.
Basanlar olacak basılanlar oldukça...
Yatak odasında basılanların manşetten boy boy resmi basılacak.
Basılacak ki para basılsın. Ün, güç bas bas basur basur...
Vicdanlara pamuk basılacak
Bas
Aper bas, kütle bas
Baskı basmalı
Çünkü
Baskının mayası bozuktur.
Basan ve basılıp sonra her basan da nasibince...
*
Yaşayamadığı yaşamların öcünü yaşayanlardan envai çeşit hinlikle çıkaranların, olgun abi, romantik aşık, karizmatik beyefendi, kitap gibi adam, dindar, muhafazakar, elit, entelektüel cart curt kalıplarının içindeki tek tip cıvık süzme pisliksiliklerinden bizzat kendilerinin bile haberi olmayabilir; ama yaşamın idnesi değilsen son son görürsün ne olup bittiğini her şart altında sonuçta... Ya yaşa; ya da kır dizini, daya zamanın dolduğunda altına gireceğine ve yaşamını iyi kötü yaşamayı becerebilenleri izlerken mısır patlağı ile oyalan fonda cehennem senfonisi olmazsa olmazın...
*
Bakanlıklar ve Cumhurbaşkanlığı birimlerinin sosyal medya üzerinden seslerini duyurmaya çalışan mazlum ve mağdur bireylerin seslerine kulak vermeleri ve sorunlarına çözüm bulmaları için, platformları takip etmelerini öneriyorum. Mesela engelli bireylerin toplandıkları platformlarda neler konuşuluyor, bir kulak verseler fena olmazdı.
E ama CİMER var, oraya yazsınlar mı diyorsunuz?
İşte bu platformları takip etse idiniz, böyle bir soru sormazdınız, niceler, oralardan fayda göremedikleri için, buralarda dillendiriyorlar sıkıntı ve taleplerini.
Gerçi ne lüzumsuz bir talep benimki de, kimin, ne ilgisini çeker, hakikatli mazlum ve mağdurlar ama?
Böyle yazınca da kötüniyetli, hainlerin ekmeğine yağ süren kişi olmakla yaftalanmak da kaçınılmaz akıbet oluyor bu arada.
Lakin haktan maada bir niyet ve beklentisi olmayan bendenize, kim, hangi kulpu takarsa, bilsin ki kendini vasfetmededir.
Bu da burada not olarak dursun, hiçbir siyasi partinin hiçbir zaman ne destekçisi, ne de vazifelisi olmayacağım biiznillah.
*
Bu dünyada müslüman kişinin tek gayesi iyi insan olmak ve iyi insan yetiştirmek olmalıdır. Liyakat adaletin kilididir. Liyakatı gözetmeyen iki dünyasını berbat, gözeten ise abad eder.
İyi insan olmak iyi ahlak iledir. İyi ahlak sahih vicdan iledir.
Üstünlük, Allah indinde takva iledir ve takva ise Allah'a saygıdan ibarettir.
*
Türkler bin yıldır İslam ile şereflenmişlerdir çıkarımı yanlıştır. Türkler tarihleri boyunca her zaman sadece tek bir ilahı Rab kabul etmişlerdir ve İslam hazreti Muhammed Mustafa Aleyhisselam ile hazreti Adem Aleyhisselam'ın ve aralarındaki her Peygamberin ortak talimidir. Tek ilah ve iyi insan olmak davası.