İsmail ARSLAN

Ren Geyiği Sürüsü

İsmail ARSLAN

İnsan, insanı etnik, ahlaki ya da dini kimliği ile değil, onun özde insana, tabiata, medeniyete bakışı ile anlamaya çalışmalı fikrindeyim.

Şu anda Suriye'de yüzbinlerce insanın ölümüne neden olan bir buhran var.
Halkını kıran, yokluk, yoksulluk, perişanlığa mahkum eden, temel insan hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakan bu sistemin idarecilerini SIRF, akide kardeşliği adına savunan, bu zulümlere, katliamlara bu sebepten dolayı sessiz kalan, dahası bu faciayı destekleyenlerin hepsi ren geyiği sürüsü mensuplarıdır.
Tıpkı aynı gerekçe ile tarafında olduğunun haksız ve hatalı iş ve işlemine destek veren, mazur gösterme çabasına giren her diğer etnisite ve akide mensupları gibi...
Hatada, yanlışta olduğu halde sırf kavminden, dininden, mezhebinden, meşrebinden, partisinden olduğu için hata ve ayıp sahibine koltuk çıkan, ayıbı/ayıbını görmezden gelen, savunan, hangi din ve ırktan olduğunu iddia etmesine bakılmaksızın tek bir sıfat ile anılmalıdır.
Ren geyiği sürüsü mensubu!
Kim Kimdir?
Mehmet, Sabri'nin can dostu, Davut'un azılı düşmanıdır. Annesinin biricik kuzusu, babasının baş belası... Esra'nın soğuk ve ilgisiz eşi, Gülçin'in pamuk yumağı babası, Rana'nın eski varyemez kocası... Ramazan'ın sevmediği amiri, Semra Hanım’ın beğenmediği memurudur... Yılmaz'ı tanımaz, Cihan ile arada selam sabah.
Mehmet, Bakkal Rıza'nın ayaküstü muhabbet ettiği, Kerem’in ayda yılda bir buluştuğudur. Engin onu hiç sevmez, Kazım ise bayılır. Mustafa'ya borcu var, Yunus'tan alacağı... Nedim onu yanlış tanımış, Kemal ise her sözünü ferman bilmiştir. Yahya'ya haksızlık etmiş, Berna'nın kalbini kırmış, Yusuf'un büyük bir derdini halletmiştir.
Roller ve kişiler değişse de sen, ne görüntü yakalamış ise başkası için osun. Muhatap seni, sen olarak değil, sunduğun kadar, gördüğü ve algıladığınca bilir.
Olmadığı kişiyi oynayan bunu gayrına izletebilir; ama kendi o izletiden zevk almaz.
Başkası yönünden ne görünürse görünsün; kişi, sonuçta her bir haliyle kendincedir.
Zamanın bir dank sesi ve anı vardır. Hayatı an an yaşarız... Bazı an uzun sürer yaşamı kapsar, bazısı ise andan kısa zamandadır. Muhatap o an ne gördü ise sen onun için o kadarsındır. Esasında ne görünen sensin, ne de muhatabın gördüğü senden başkasıdır.
İnsan ister ki dediği olsun, bildiğince olsun. Bilmez bilmediğini… Birini bildiğince olmaya zorlamak, onu istemeyeceği biri haline getirir. Mesela: Namazda gözü olmayan birini birisi, parayı, işi, aşı, bursu, kursu koz ederek namaza zorlar ve o da Allah için değil, birinin rızası için o namazı kılar ise kimi, kime kul etmiş oldu bilmek lazım.
‘Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol’ zor dava... Sen, sen olmak istersin de mahallen seni sana bırakmayabilir. Sen, başkası için fotoğrafını çektiği andaki kişisin. Gülümsedi isen o an, artık ağlaman vaki olamaz.
Seni sen olarak yaşamaya bırakmayanlar civarında çoğaldıkça ‘ya huyundan ya suyundan misali’ bir bakmışsın sen de öylelerden olmuşsun. Artık ferdi medeniyet algın terakki edene kadar bir ezer bir ezilirsin; terakki etmeden ölmek de cabası…
İnsan, birilerince birilerinin hayatına atanan yetkin özne olacağına, kıymeti kendinden menkul birilerinin keyfi için kavrayamadığı yaşamlar yaşayacağına; fukara yaşamında esir yüklem olsa daha yeğdir.
Kimsenin mezurası kendinden başka kimseyi ölçmeye yetmez; aksi sanılsa da, böylece...

Yazarın Diğer Yazıları