Faraza bir memur batı taraflarında bir kabahat işlese, devlet ne yapar?
Onu Doğu’ya sürer.
Neden Doğu?
Çünkü orası mahrumiyet bölgesi.
Memur mahrumiyet bölgesine gönderilerek cezalandırılıyor. Adam olsun, burnu sürtünsün, oh olsun diye!
Öyle mi?
Öyle!
Peki! O halde çıksa biri dese ki:
‘Sen oraların mahrumiyet bölgesi olduğunu bilirsin de, o mahrumiyetin göbeğinde yaşayanlardan nasıl özden bağlılık beklersin?
Niye sana -mahrum olmayanlar gibi- vergi versinler ki?
Niye seni sevsinler? Sen onları ne kadar sevdin de?
Niye senden çalmasınlar? Onlar senin onlardan çaldığını düşünüyorlar, haberin var mı?’
Ne denecek ona…
Kanun önünde madem herkes eşitse, niçin memur oralara sürülür, neden Doğu, mahrumiyet ile anılır?
Niye memurlar oralara –sürülmekten- çekinir?
Adı oraların neden 'Sürgün'dür?
Adaletli bir devlet, sınırlarının kapsadığı her mezra ve şehirde devlet olması gerektiğini bilen devlettir. İstanbul'da iş yapan adam ile, Hakkari'deki adamın karnı ayrı değildir.
Ne demek oraların mahrumiyet bölgesi olarak anılması?
Ne demek sürgün?
Niye mahrum bıraktın oraları?
Önce mahrumiyeti gider ve Doğu ile arandaki mahremiyeti kaldır...
Bir laf ederken nalına da mıhına da olmalı…
Devlet o bölgelerde niçin sevilmiyor? Bu sorunun cevabı çok önemli, ciddi muhakeme lazım. Öyle, ‘hainler, satılmışlar’ ile olmaz bu işler…
Bu olgu öncesi de olan, yüzlerce yıllık politikaların bir sonucu değil midir? Kafayı değiştirip gereğini yapmak lazım gelmez mi?
Aklı başında makul idareciler için oralara yatırım yapmak ve medeniyet sunmaktan başka çözüm var mı? Cehaleti izale ve insana yakışır duyarlılıkta yaşama hakkı. Mevzunun başı sonu bu...
Ve devlet özür dilemeli!
Bunca ihmaldeki payından hariç, oradaki insanların kanını emen toprak ağalık düzenine son veremediği, sefaleti yaşam tarzı olarak uygun gördüğü ve cahilliği engelleyemediği için...
İnsana insan muamelesi yapamadığı için.
Sopayla olmaz bu işler.
İşe yaramaz.
Hatta daha çok azdırtır.
Gece teröristin baskısındaki vatandaşa gündüz de sen baskı uygularsan vitesten attırırsın insanını...
Devlet gücünü şefkatten alır, istibdattan değil.