Zekat, şer’i ıstılahta, vermeye güç yetirenler için “mâl-ı mahsûsadan şahs-ı mahsûsaya cüz’i mahsûsayı temlik etmek” şeklinde tanımlanan bir İslam rüknüdür. Bu tarifin en önemli vurgusu, zekatın sadece şahıslara verilebileceği ve verildiği anda, alanın mülküne geçmesi gerekliliğidir. Üzerinde yaşadığımız coğrafyada Mecelle ve kurumlarının lağvedilmesinden bu yana devam eden zekata dair aracı bir müessese eksikliği sübuttur.
Zekat rüknünün mesuliyetinin farkında zekat vermeye ehil birçok Müslüman, özellikle cemiyet, cemaat ve güven duydukları şahıslar vasıtası ile talebelere yoğunlaşmış bulunmaktadırlar. Halbuki zekat sadece talebeye verilmez, borcu olan, fakir, yolcu, dara düşmüş, miskin de zekata müstahaktır ve en müstahak olan sıkıntısı çok olandır. Bu faaliyet maalesef plan ve programsız yapılmakta ve koordinasyon noksanlığı sebebi ile zekatın doğru kişiye ulaşması hususunun kontrolü çok zayıf kalmaktadır.
Müşahhas mevzu üzerinden ifade etmem gerekir ise;
Bazı yapılanmaların talebelerden desteğe ihtiyaç duyanlara veya faaliyetinin geleceği için özel ihtimam gösterdiklerine dair yardım mekanizmaları şu şekilde işliyor: Talebenin barınma, eğitim bedeli zekat ve sair infak vesilesi ile tedarik ediliyor, lakin haricen gücüne göre de bir bedel alınıyor. Başka bir ifade ile zekat talebenin yed’ine verilmiyor, mülküne geçmesi sağlanmıyor, onun adına onun için hayırlı olduğuna kanaat edilen program neyi öngördü ise öylece tasarruf ediliyor. Böylece “zekatım ehline ulaşsın” diyenin eminliği tahrip ediliyor.
Şu son zamanlarda yaşananlar hayırlı bir işe vesile olsa ve “cemiyetin takdir ve sevgisine mazhar olmuş kıymetli büyüklerimiz, bağımsız kuruluşlarca denetlenebilen, planlı, intizamlı, samimi ve tamamen Allah rızası maksadı ile faaliyet gösterecek bir büyük infak müessesesinin kurulmasına öncülük etseler” diye bir temennimi paylaşmak isterim.
Bu müessese, hem zekat verenler için, hem zekat ona müstehak olanlar için bu son derece faydalı bir kurum olacaktır. Araştıracak, soruşturacak, daha önemlisi hıyanete vesile her türlü hileye karşı korunaklı olacak, zekat verenin, infakta bulunanın kalbi, kafası rahat olacak ve zekat alanın da boynu bükülmeyecektir.
Bu müessese dar tutularak sadece talebe mevzusuna da özgülenebilir; ya da zekatın verilmesi icab eden tüm sınıfları da kapsayabilir. En azından talebe mevzusunda kesinlikle bir intizam şart. Bir talebenin on yerden maaş alır gibi gelir elde edebildiği; ya da talebeye tahsis edilen zekatın çok farklı yerlerde kullanılabildiği sakat bir yapımız var. Bu nasıl oluyor? Zekat verenlerin birbirlerinden haberleri yok. Faraza kişi, ihtiyacını 50 yere duyursa, birisi ihtiyacını giderdiğinde diğerlerinin haberi olmuyor. İnsanı nefsi ile baş başa bırakmamak ve önleyici tedbirleri almak icab ediyor. Bu mevzu özellikle içinde bulunduğumuz şu zaman diliminde talebe faaliyetleri açısından oldukça kronikleşmiş ve acil el atılması gereken bir mesele olmuştur.
Kayseri İlim Yayma Cemiyeti’nin tatbikatında muvaffak olduğu şöyle bir faaliyeti var:
Öncelikle zekatını, hayrını talebeye tahsis etmek isteyen kişiye, zekatını ve sair infakını, ihtimam ile belirlenen talebelere bizzat kendisinin verebilmesi imkanı tesis ediliyor. Kabul ederse talebelerin lüzumlu olan bilgileri veriliyor ve isteyen, talebenin hesabına aracı bulunmaksızın kendisi yatırabiliyor. Bu metotta kişi talebeyi görmüyor, lakin dilerse talebe ile tanıştırılıyor. Ayrıca Cemiyetten talebe hakkında her zaman bilgi alabilme imkanına sahip oluyor. Kişi, bu şekilde değil de cemiyet üzerinden talebeye zekatını ulaştırmak istiyor ise, cemiyet aracı oluyor ve onun zekatı usulü dairesinde resmi kayıtlara giriyor ve talebenin hesabına Cemiyet tarafından yatırılıyor. Bu kişi de talebe ile ilgili her daim bilgi edinme imkanına sahip oluyor.
Mevzumuzun özü, suiistimalin azami seviyede engelleneceği, kontrollü ve sağlıklı bir işleyiş için bağımsız denetime tabi, kurumsallaşmış bir koordinasyon müessesesine ihtiyacın had safhada olduğudur. Bunu yapabilmeye ehil olup da mesuliyetten kaçınanın elbette vebali büyüktür.