Bazen işyerindeki patron olur her işe karışan.
Tezgâha gelir gider çalışanlara şunu yanlış yapmışsın diye çıkışır.
Bunu şu şekilde yaparsanız daha çok tasarruf ederiz diye karıştığı olur.
Bazen ev işleri ile alakalı konularda baba her şeye karışır.
“Yemeğin suyunu az koymuşsun, pantolonun ütüsü çift olmuş…
Kanepenin yeri yanlış olmuş, pencere önüne konmaz ki canım” der.
Akşam misafire ikram edilen çay da neydi öyle, hem acı hem bayat.
Ne olursa olsun bu kişilerin karışacakları alanın bir sınırı vardır.
Kimi sadece kendi iş yeri ile alakalı kimisi de kendi evi ile sınırlıdır.
Peki bir ülkenin Cumhurbaşkanı sadece sarayının içine mi karışıyor?
Yok canım ne ne sarayı ne köşkü?
Öyle cumhurbaşkanları var ki memleketin her köşesindeki işe karışıyor…
Neden acaba?
Her şey tıkırında gidiyor da mı karışıyor?
Bütün kamu kurumları üzerine düşen vazifeyi yerine getiriyor da mı?
Mülki idare amirleri illerde ki her sorunu büyümeden çözdüğü için mi?
Kurum yetkilileri kılı kırk yarıp kimsenin hakkı yenmesin dediklerinden mi?
Böyle bir ülke tahayyül edebiliyor musunuz?
Muhalefetin bile muhalefetliğini yapamadığı bir ülkede yaşamak.
Emekliliğine gün sayan ve kıdeminden başka derdi olmayan;
Benden sonrakiler düşünsün diye bütün işleri erteleyen;
Dava dosyasını bile nasılsa tayinim çıkacak diye karara bağlamayan;
Gelecek nesle kazık atıp, adaleti ve icraatları erteleyen;
Kendisini o makama getirene hizmet eden, talimatları ondan alan;
Şu ya da bu cemaate mensup olup tarafsızlık ve adaleti sümkürüp atan;
Müteahhitlerle yatıp ihalecilerle kalkan, lüks hediyelere boğulan;
Bankamatik memurlarının hiç azalmayıp her geçen gün arttığı;
Bir ülkede yaşamıyoruz Allah muhafaza.
Düşünebiliyor musunuz böyle bir memlekette yaşadığınızı.
Çapsız ve liyakatsiz bir il müdürü düşünün.
Hakkını yediği insan sayısı boyunu da yaşını da çoktan geçmiş.
Sivil toplumun ve basının baskısıyla müdürlükten alınıyor.
Tenzili rütbe ettirilip il müdür yardımcılığına getiriliyor.
Kapısını kapatıyor, hiçbir iş yapmıyor, istemediği zaman gelmiyor.
Kimse, yaptığının-yapmadığının hesabını soramıyor.
Yeni göreve getirilen il müdürü ona hesap sormaktan korkuyor.
Şehri yönetenler bu nasıl iş diye ağzını açıp da …. diyemiyor.
Neden?
Çünkü bu kifayetsizin arkasında siyasiler varmış.
Sizi bilmem ama ben böyle bir memlekette yaşadığımı düşünemiyorum.
İnsanda ne milliyetçilik kalır ne de vatanseverlik.
Bizde böyle malamat siyasi parti il başkanları yok da gönlümüz rahat.
Böyle lümpen siyasiler ve yetkili müdürlerimizin olmadığına şükredelim.
Arkamda siyasiler var diye hak etmediği yere gelip kasıntı olacak öyle mi?
Bizdeki devlet kadrosu böyle bir kepazeliğe izin verir mi?
Makamının gideceği endişesi taşıyanlarla dolu bir memleket olabilirdik.
Ne demek ihaleleri siyasiler ya da yakınları takip ediyor?
Hangi mülki idare amirleri ya da kolluk kuvvetleri buna müsaade eder?
O memlekette müftülük diye bir kurum var mı bilemiyorum amma;
Bizim müftülüklerimizde öncelikle helal ve harama bakılır.
Aman derler, insanlara helali haramı anlatırken önce biz dikkat edelim.
O memleketlerin karayollarında israfın şahı yaşanırken bizde öyle mi?
Suyu üfleyerek içen bir karayollarına sahip olduğumuz için çok sevinçliyiz.
Bu kadar düzgün çalışan bir karayollarımız varken;
Ben Cumhurbaşkanına nasıl şikayet edebilirim bu kuruluşu?
Hiçbir kurumda torpil yok, kayırma yok, adaletsizlik yok.
Hele hele liyakatsizlik hiç yok.
Siyasilerimiz hiç karışıp müdahale edemezler bürokrasiye.
Hoş, karışsalar ne olacak ki?
Bürokrasi anında ağzının payını verir.
Ellerin memleketinde kimse vazifesini yapmadığı için ne oluyor?
Güvendikleri bir cumhurbaşkanı var ona gidip şikayet ediyorlar.
Bizim cumhurbaşkanımız öyle mi ya bakın ne kadar rahat.
Kimse şikayete gitmiyor, fotoğraf çekinip geliyorlar.
…
Sabah olsa da uyansam…