Eğer inandığınız gibi yaşamazsanız;
Bir süre sonra yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.
…
Bu söz bütün ideoloji ve inanç sistemleri için geçerlidir.
Her inancın sonradan bir şekilde bozulduğuna şahit olunmuştur.
Bozulan sadece insanların fikri ve yaşantısı olmamış;
Peygamberlere indirilen kitaplar bile insan eliyle değiştirilmiştir.
Değişmeyeceği konusunda tek garantisi olan kitap Kuran’dır.
İslâm’ın Peygamberinin tek mucizesi:
Kıyamete kadar değiştirilemeyecek olan ayetler bütünü.
Peki, bizlere sadece bu mucize yetecek miydi?
Elbette yetmeyecekti.
Hangi dinin mensubuna hangi mucizeleri yetti ki bize yetecekti?
En çok mucize yaşayan Hz Musa’nın yanındakiler bile yetinmemiş.
Ne yed-i Beyza, ne asanın ejderha olması, ne de gökten inen sofralar.
Denizin ikiye yarılması bile kesmedi bu gaibe iman etmeyenleri...
Hz İsa’nın mucizelerini, insanüstü verilen yeteneklerini görüp;
Buna iman edenler sayısal olarak bir elin parmağını geçmedi.
Hz Musa’nın yokluğunda altından bir heykel yaptılar.
Görünmeyene değil görünene inanmak istiyorlardı.
Musevi ve İsevilerin düşüncelerine Müslümanlar da sahiptir.
Onların yetinmedikleri mucizelerle biz neden yetinecektik ki?
Onların Peygamberine mucize verilmiş de bizimkine verilmemiş mi?
Kuran’da bahsedilmese de (!) mucizeleri say say bitmezdi.
Kuran’da yazmayan mucizeleri gayet güzel uydurduk.
Uydurduklarımıza inandık.
Sonra da uydurduklarımıza Kuran’ı şahit göstermeye başladık.
Yaşadığımız gibi inanmaya başladık ya…
Bu yalanlarımıza Allahın kitabını alet etme edepsizliğini gösterdik.
Diğer peygamberlerin mucizesi olur da bizimkinin olmaz mı?
Kâinatın yüzü suyu hürmetine (!) yaratılan insan değil miydi O?
Elbette en büyük mucizeye de O sahip olmalıydı.
Kime hangi mucizeyi vereceğinin pazarlığını yaptık Allah ile...
Uydurduğumuz Miraç hadisesinden de alışkınız pazarlıklara.
Hangi Peygamberine hangi mucizeyi vereceğini biz mi belirleyeceğiz?
Bazılarına çeşit çeşit mucize verirken bazılarına hiç vermemiş.
Sanki mucize verilmeyen Peygamber küçülüyor;
Mucize verilenler daha büyük Peygamber oluyor.
Peygamberler arasında üstünlük yarışına girme cehaletini gösterdik.
Müşriklerin meydan okumalarını hatırlarsınız, Kuran okuyorsanız:
“Madem Peygambersin bize bir mucize getirsene.”
Müşriklerin istediği mucizeyi biz sonradan uydurup durumu kurtardık.
Cenneti garantileyen insanları yarıştırdık cahil akıl ve zayıf imanımızla...
Bırakın mucizeyi yardım etmediği Peygamberler bile olmuştur.
Eskilerden nasıl bahsediyor Kuran?
“Onlara öyle bela ve sıkıntılar dokunmuştu ki,
Peygamber ve beraberindeki iman edenler
Allahın yardımı ne zaman demişlerdi.”
İnandığımız yalanlara Allahın ayetlerini delil göstermeyi başardık.
Mantıklı mı değil mi hiç sorgulamadık.
İnandığımız yanlışa ters düşmedikten sonra bir sıkıntı görmedik.
Müşrik Arapların elinden Kabe kozunu almak için bir ayet indi.
Onlar Kabe’yi kapitalizmlerine bir koz olarak kullanıyorlardı.
Kendi mabed ve kutsal mekanlarına yeni din de tabi olmuştu.
İsra Suresi’nin ilk ayeti aslında onların elinden bu gücü alıyordu.
Bu ayet bir yerden bir yere yürümeyi değil kıbleyi belirliyordu.
Temelinde Yahudi düşüncenin olduğu çok belli bir olaya evrildi.
Oradan da ‘göğe çıkarmak’ gibi bir mucize ile gönüllere su serpildi.
Artık bizim de nur topu gibi bir mucizemiz olmuştu.
Peygamberimizi de güya yüceltmiş olduk.
Bütün kurallar silbaştan değiştiriliyordu.
Her şey bu mucize temelinde yeniden yazılıp çizilecekti.