Bundan tam 1391 sene öncesinden bir sahne anlatacağım:
3 arkadaş bir kurban bayramı günü oturmuş konuşuyorlar.
Hanımları kavurma pişirirken bir yandan da çay demleniyor.
Biri sigara içmediği için evin bahçesine çıkmakta diretiyor.
Hem hava sıcak hem de dumandan rahatsız olduğundan…
Yeşilliği bol olan evin bahçesindeki kamelyaya otururlar.
Sohbetin konusu bellidir ve koyulaşmaya başlamıştır bile…
Aldıkları kurbanlıkların kilosu ve fiyatlarını karşılaştırırlar.
700 liraya kurbanlık alan arkadaşlarının 16 kilo eti çıkmıştı.
O paraya mahallenin kasabından et alsaydı 20 kilo alırdı.
İkincisinin de 16 kilo çıkmıştı ama hayvanı 650’ye almıştı.
Gözler ticaretle uğraşmakta olan en yaşlılarına çevrilmişti.
En kazançlı alışverişi yaptığı oturuşundan da belli oluyordu.
Peşin satan tüccarın fotoğrafını gözünüzün önüne getirin.
Büyükbaş bir hayvana 6 kişi ortak girdiklerini söylüyordu.
Aylar öncesinden hayvan piyasasını araştırmaya başlamıştı.
Diğerleri etin kilosuna ortalama kırkar lira ödemişlerdi.
Oysa tüccar olan kişi etin kilosunu otuz liraya getirmişti.
En çok sevabı da onun aldığı da tartışılmaz bir gerçekti.
Böyle bir hadisin uydurulma ihtimali de bir hayli fazladır.
“Kurbanlığını en ucuza getirene cennette pirzola hediye.”
Kamelyadaki sohbet mis gibi kavurma kokusuyla bölündü.
Taze ekmekle her aldıkları sokum sevaplarını artırıyordu.
Ara sıra yağına banmaları tarif edilemez bir tat veriyordu.
Sonuçta Allah ‘insanlar et yesinler’ diye bir bayram yapmıştı.
Et dışındaki gıdaların yenmesi ve depolanması için yoktu.
Mesela ‘Turşu bayramı’ ne de güzel olurdu, acılı, sarmısaklı.
Bol bol turşu yapılıp derin dondurucularda kış beklenirdi.
Kışın yapılan kavurmanın yanında turşu da fena olmazdı.
Bir anda sohbet kesildi ve herkes kalkıp koşmaya başladı.
Saygıdeğer biri elinde bir poşetle kasaba doğru gidiyordu.
‘Aman efendim biz taşıyalım müsaade edin de’ dedi hepsi.
Yüzünde anlamlı bir tebessüm belirdi saygıdeğer kişinin:
“Yapılacak sucukları ben yiyeceğim için ben taşımalıyım.”
“Peki” dediler mahcup olmuş bir şekilde ve yol verdiler.
Saygı duyduklarından olsa gerek ‘Kaç kilo?’ diye soramadılar.
Bu arada komşular arasında karşılıklı et takası sürüyordu.
Mahallede bulunan birkaç fakirin evine de gönderiliyordu.
Etlerin iyisi kendilerine, kalan kısmı fakirlere veriliyordu.
Fakirler de bunların içindeki iyileri seçip kalanı atıyorlardı.
Attıklarını da hayvanlar yiyip karınlarını doyuruyorlardı.
Hiçbir kısmı boşa gitmiyordu mübarek kurbanın etinin…
Ne kadar adil bir bölüşüm gerçekleşiyor gördünüz mü?
En zengininden en fakirine ve sokak hayvanlarına kadar…
…
Yukarıdaki hikayenin kahramanlarının isimlerini vereyim.
Başına hazret koyduktan sonrası Ebu Bekir, Ömer ve Ali.
Saygıdeğer kişinin Hz. Muhammed olduğunu da anladınız.
Bu hikayeyi ne bir tarih kitabında okudum ne de gördüm.
Ama böyle bir olay yaşandığını tümevarımdan çıkarttım.
Şöyle ki;
Peygamberinin ve ashabının yolundan gittiğini söyleyen,
En iyi Müslümanın kendi tarikatı olduğunu söyleyen,
Kendi cemaat liderini peygambere en yakın görenler,
Aynen böyle davrandığına göre diye sorup cevapladım.
Peygamberi takip edenler böyle yapıyorsa, demek ki:
Peygamber ve ashabı da bu şekilde bayram idrak etti.
Umarım bayramınız mübarek olmuştur.
Bir bayramı daha idrak etmenin huzurunu yaşıyor muyuz?
Yorumlar 1
Akif Bayram 20 Eylül 2016 23:37
ilginç