Lozan, Türkiye Cumhuriyetinin tartışılamaz tabularındandı.
Resmi söylemin aksine hezimet olduğu da söylenebiliyor artık.
Tarihçilerle başlayan sorgulamaya Cumhurbaşkanı da katıldı.
Sorgulanmayan tarihin bize fayda sağlamadığını anlamalıyız.
Bundan sonra Lozan gibi tartışacağımız bir konumuz daha oldu.
Mavi Marmara anlaşması TBMM’de sessiz sedasız kabul edildi.
İsrail tarafından ödenen 20 milyon dolar tazminata kilitlendik.
Şehit yakınları ve gazilerinin ne istediklerini hiç dikkate almadık.
Bu sözleşme olsa olsa hükümeti eleştirmek için yazılmış dedim.
TBMM’nin bu sözleşmeyi onaylamayacağından gayet emindim.
Mavi Marmara için 3 şartımız olduğunu dünya âlem biliyordu.
1… İsrail Özür Dileyecekti.
Her ne kadar resmi yazılı bir özür gelmese de bu şartı geçtik.
Çünkü başta Hüseyin Obama olmak üzere herkes dillendirdi.
İsrail’in ne yönetimi ne de basını bunu inkâr cihetine gitmedi.
2… Tazminat.
20 milyon dolar tazminat ölenlerin ailesi ve gazilere verilecek.
Ölenlerin yakınları ve gazilerin böyle bir istekleri var mıydı ki?
3… Gazze’ye abluka.
TBMM sözleşmeyi kabul etti Gazze’ye bomba yağmaya başladı.
Büyük bir gemi ile gıda ve ilaç yardımı gönderebildik Gazze’ye.
…
Mavi Marmara’ya saldıranlarla ilgili yakalama emri çıkarılmıştı.
En üstten en alta kadar bütün İsrailliler Türkiye’den kaçıyordu.
İndiriliriz korkusuyla hava sahamızdan bile geçemiyorlardı.
Kabul ettiğimiz sözleşme ile hiçbir İsrailli yargılanmayacak.
Mavi Marmara saldırısını artık ağzımıza almamız yasaklandı.
Bu konu ile ilgili İsrail’in sorumlu tutulmasının önüne geçildi.
Özür konusundaki başarıya söyleyecek bir sözümüz olamaz.
Asıl başarı, konuyu kuru bir özürle geçiştiren İsrail’e aittir.
Cephede kazanıp masada kaybetmenin bir tekrarı mı bu da?
Devletimiz aldığı bu parayı bölüştürünce ne olacak acaba?
Mesela bazı şehit yakınları veya gaziler bu parayı almazsa?
Bu tepkinin altından nasıl kalkabileceğinizin hesabını yapın.
Bu sözleşme baştan sona bir diplomatik rezalet ve kayıptır.
Uzun zamandır merak ettiğim bir konunun cevabı da burada.
Bizim kanun ve yönetmeliklerimizi hazırlayanlar da dâhil.
Bu sözleşmeyi yazan ve okuyanların yabancı dilleri nedir?
Cevabını vereceğim ama sakın tebessüm etmeyin: Türkçe.
Evet, bu bürokrat ve memurlarımızın yabancı dilidir Türkçe.
Asla ana dillerinin Türkçe olduğuna inanmıyorum bunların.
Bu sözleşmeyi Tayyip Erdoğan’ın gördüğüne de inanmıyorum.
Görseydi eğer yazan ve kabul edenlerin suratına fırlatırdı.
İHH da yediği zılgıttan sonra ses çıkartabilir mi bilemiyorum.
Geçenlerde şâhit olduğum bir olaydan sonra emin oldum.
Devlet yetkililerinden biri İHH’lı bir yetkiliye söz verdi:
Hükümete basit bir tepki yerine yalakalık da sınır tanımadı.
Mavi Marmara sözleşmesi daha çok konuşulacak durun.
Belki 10 sene sonra gazetelerin manşeti başlığa yazdım…