Kurbağayı sıcak suya atma deneyi çok konuyu aydınlatıcıdır.
İçinde bulunulan ortama çaktırmadan alışmanın örneğidir.
Bu, birçok zıtlığı bir arada yaşama başarısıdır aynı zamanda.
İçinde bulunduğumuz Ramazan ayı için de cuk oturuyor sanki.
İslam’ın yasakladığı israf ile İslam’ın mübarek ayını yaşıyoruz.
“Yiyiniz, içiniz ama israf etmeyiniz” ayeti dillerde pelesenktir.
Ama gelin görün ki israf Ramazan ayında tavan yapmaktadır.
Herkesin günde 3 öğün yemek yediğinden yola çıkacak olursak;
Ramazan da sadece bir öğününü yemeden geçirmiş oluyoruz.
Bu durum gıda tüketimimizin azalması ile sonuçlanmalıyken;
Aksine, normal zamandan daha fazla tüketmeye başlıyoruz.
İki öğün yemek yiyip üç öğünden fazla tüketme çelişkisidir bu.
Gözün doymadıktan sonra karnın doyması mümkün değildir.
Nefsine hâkim olamayanın oruç tutmakla barışık olması zor.
Aç kalarak hem kendine hem de etrafına zarar vermektedir.
Keşke bunlar orucunu yese de orucun yerine fakir doyursa.
İşe yaramayan ve kabul olmayacak oruçtan faydalı değil mi?
Gün boyunca yemek yemeyip hak yiyenleri hiç saymayayım.
Fakir için alacağı iaşe paketinin ucuzunu arayana ne dersiniz?
Fakire verilen malın Allaha verilen borç olduğunu bilir misiniz?
Kâbil malının kötüsünü Allah için verdiğinde kabul edilmemişti.
Ucuz iaşe paketlerini veren cimrilerinki de kabul edilmeyecek.
Yeni bir buzdolabı aldığında eskisini fakire kibirlice verenler.
Eskisini koyacak yeri olmadığı için bir fakire vermiştir aslında.
Bunu da kafasını yukarı dike dike birkaç sene herkese anlatır.
Fakirin ihtiyacı var tamam elbette hiç olmamasından iyidir de.
Bunu zekat hanesine yazılmış sayan zavallılara çok üzülüyorum.
Malınızın iyisini zekat olarak vermemişseniz asla kabul edilmez.
Evimize aldığımız gıdanın aynısı iaşe paketinde yoksa işimiz yaş.
Ramazan ayında eline mikrofonu alanın söylediği ilk söz nedir?
Mikrofon da şart değil, her ortamdaki konuşmayı kastediyorum.
“Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” diyenin ümmetiyiz.
Bu sözü öpbe öpbe söyleriz de kaçımız gereğini yerine getiririz?
Peygamber hakkında söyleyecek başka bir özelliği yokmuş gibi;
Açlıktan karnına taş bağlardı deriz ama enva-i çeşit gıdayı alırız.
Süslü süslü konuşur ardından da süslü sofralarda tıka basa yeriz.
Peki, bunun sebebinin ne olduğu konusunda hiç kafa yorduk mu?
Hayatımızda kaç amelimiz Kuran’a uyuyorken kaçı uymuyor?
Uymayanlar daha fazlaysa bunun sebebini hiç düşündük mü?
Kurbağanın soğuk suya konup alttan ısıtılmasını düşünelim mi?
Evet, bu bizim yaşadıklarımıza birebir uyan güzel bir örnektir.
Cuma ve kandil mesajı gönderip dindar olduk kendi aklımızca.
En ucuz iaşe paketinden üç beş tane dağıtınca da cömert olduk.
Nefsimiz tarafından yönlendirildik ama Kuran’a hiç bakmadık.
Kuran ne demiş, kime nasıl hitap etmiş aklımıza bile düşmüyor.
Ne diyordu bir Müslüman: “Kuran onu okuyana hitap eder”(!)
Biz ise Kuran’ı okumamak için bin bir dereden su getiriyoruz.
Kuran, kendisini okununca anlaşılan bir kitap olarak tarif eder.
Biz ise adeta buna itiraz eder gibi anlaşılamayacağında diretiriz.
Allah anlaşılır diyor, biz anlaşılamaz diyerek meydan okuyoruz.
Yaşantımızın Kuran’a uymamasının cevabı işte tam da burada.
Ali Şeriati’nin sözü konuyu özetliyor.
Ne okuyan okuduğunu anlıyor,
Ne dinleyen dinlediğini anlıyor,
Geriye okuyanın sesi kalıyor,
Çok güzel okudu canım çok…
…
Güzel okuyan sevap kazandığını zannediyor…
Ondan etkilenen ne kadar dindar olduğunu zannediyor…
Ama hep şeytanın dediği oluyor…
11 ayın sultanı olamayan Ramazanınız mübarek olsun mu?