Mahmut ŞAHİN

Seçme-seçilme hakkı mı?

Mahmut ŞAHİN

Cumhuriyet ile yönetilmeye başlayalı kaç sene oldu ki?
Hâla cumhuriyetin tanımını doğru dürüst bilemiyoruz.
“Halkın kendi kendini yönetmesi” diye tanımlanıyor ki;
Bu tarifin bile tarife muhtaç olduğunu söylemek lâzım.
Hâl böyleyken bazı kurumları yeni nesle nasıl anlatırız?
Biliyorsunuz bir çok kurumumuz cumhuriyetten yaşlı.
Ziraat Bankası, jandarma polis teşkilatı demeyeceğim.
Kadınların hakkını korumak için kurulan bir dernek (!)
Kadınlar Birliği bile cumhuriyetten önce kurulmuştur.
Selçuklular döneminde kurulan Bacıyan-ı Rum mesela.
Anadolu (Rum) Kadınlar Birliği anlamına gelmektedir.
Osmanlının son döneminde yeniden canlandırılmıştır.
1924’de Kadınlar Birliği adıyla faaliyetlerine devam etti.
Halk Fırkasından önce olduğunu söylemeye gerek yok.
Kadına seçme hakkı verilmesinden çok daha öncesinde.
Seçilme hakkının düşüncesi bile yoktu daha ortalıklarda.
Kadınların o dönemki mücadeleleri “siyasi haklar” içindi.
Eğer bir hak alınmışsa onların mücadelesi sayesindeydi.
Bunun bedelini ödemekten çekinmediklerini görüyoruz.
Mustafa Kemal’i razı etmek öyle çokda kolay olmamıştır.
 Her gittiklerinde bir nasihat ile döndüler Çankaya’dan.
Bir bedel ödemelerini ister Mustafa Kemal kadınlardan.
Bu hakları ‘zorunlu askerlik’ yaparak alacaklarını söyler.
Askerlik yapmayan biri yarım vatandaştır onun gözünde.
Mustafa Kemal’in bir feminist olmadığını anlamışınızdır.
1934 Kasım ayında Ankara Kız Lisesine ziyarete gitmiştir.
Kızlar, kadınların siyasi hakları için kendisini sıkıştırırlar.
Askerlik şartını duyunca “eylem yapma” kararını alırlar.
TBMM’ye kadar izinsiz yürüyüş yapar kızlar ve kadınlar.
Sloganlar eşliğinde TBMM’nin önünü trafiğe kapatırlar.
Çok istekli olunmasa da ilk seçimde olacak sözü verilir.
Böyle bir hak varsa kadınlar bunu söke söke almışlardır.
İlginç olan bu mücadelenin  saklanılmaya çalışılmasıdır.
Ne kadar sivil ve demokratik bir mücadele görüyoruz.
Ama ne yazık ki bu mücadelenin sonu biraz “acı” oldu.
Mason locaları ile birlikte Kadınlar Birliği de kapatıldı.
Kapatılmasına üzülmüyor, konuşup sorgulamıyorlar(!)
Seçme seçilme hakkını aldık diye ‘sevindirik’ oluyorlar.
Dünyadaki örneklerine bakacak olursak bizden eskidir.
Yeni Zelanda 1893’de vermiş bu hakkı kendi kadınlarına.
1902’de aynı hak bu kez Avusturalyalı kadınlara verilmiş.
Finlandiya 1906, Norveç 1913, Danimarka ve İzlanda 915.
Seçilen ilk kadın vekilin de Finlandiyalı olduğunu gördük.
Hâsılı 28 ülke bizden önce bu hakkı kadınlarına vermişler.
Biz hep kendimizden kötülere bakıp övünürüz nedense?
1934’ü baz alıp kutlamalar yapar nutuklar çekeriz de…
İlk seçimin 1950’de yapıldığını pek konuşmayız mesela.
1934-50 arasında erkeklerin var mıydı ki kadının olsun?
1935’de ki seçimlerde 18 kadın milletvekili seçilmiş (!!!)
Cevabını bir türlü alamadığım soruyu bi kez daha sorayım:
Kim seçmiş, hangi bölgeden ve sandıktan kaç oy almışlar?
1946’da heyecanla seçim sandığının başına koştu millet.
Kendilerini bekleyen jandarmayı görünce de şok oldular.
Sayımların nerede yapıldığını sorsam kaç kişi bilir acaba?
Valinin, pardon CHP il başkanının odasında sayıldı oylar.
Ya da Kaymakamların, yine pardon CHP ilçe başkanlarının.
Neyse ki bu komedi fazla uzamadan 1950 tarihinde bitti.
Seçme ve seçilme hakkı erkekler ve kadınlar için aynıdır.
Ama kadınların mücadelesinin “kutsal” olduğunu bilelim.
 
 
  
 
 

Yazarın Diğer Yazıları