Türkiye için tarihi bir adımın arefesinde bir toplantı yaptık.
Kimisi için rejim değişikliği anlamına gelip tu kaka yapılan.
Kimisi için ise ülkenin zincirlerinden kurtulmasının yolu.
Anayasa değişikliği ve Başkanlık sistemi nedir ne değildir?
Bu konuda kim konuşur, doğru bilgileri bizimle paylaşırdı?
Genel Başkan yardımcımız Oğuz Berk bize bir isim önerdi.
Bu isim Cumhurbaşkanımızın başdanışmanı Karatepe idi.
Kendisini dinleyecek 150-200 kişiyle mütevazı bir buluşma.
Başkanlık sistemini anlattı, soruları da detaylıca cevapladı.
Her zamanki gibi konunun özünden çok detayı konuşuldu.
Başkanlık sistemine körü körüne karşı olanlarla olmayanlar.
Eleştiren eleştirdiğini bilmiyor, savunan neyi savunduğunu.
Bir sivil toplum örgütü olarak bu konuyu vazife kabul ettik.
Eleştiren eleştirdiğini bilsin, savunan da neyi savunduğunu.
O günden bu yana başka bir konu konuşuluyor maalesef:
Mustafa Çelik toplantıya 45 dakika katıldı mı katılmadı mı?
“Elinin körü” dersiniz ya bazen; işte tam da bu durum için.
Bu konu ne doğrudan belediye ile alakalı ne de Başkan ile?
Bizzat gidip davet bile etmedik ama sağolsun kalkıp gelmiş.
“Toplantının sonuna doğru gelmiş, Şükrü Bey şöyle demiş.”
Şükrü Bey ile Mustafa Bey arasındaki samimiyeti bilemem.
Şükrü Beyin bir büyüğü olarak Mustafa beye takılmasını da.
Organizasyon bizim ve ortada bir bilgi kirliliği olduğu kesin.
Bana düşen de bu bilgi kirliliği konusunda ilgilileri uyarmak.
Yeni Haber gazetesinin sahibi Recep Bulut da olayı yazmış.
Ben de gayet medeni bir şekilde kendisine telefon ettim.
Yazısındaki üç hususun yanlış olduğunu telefonda söyledim.
Yanlış yazdığı derneğimizin isminin doğru şeklini hatırlattım.
İkincisi, Mustafa Çelik toplantı sona ererken gelmedi dedim.
45 dakika oturdu ve konuşmayı, soru cevapları dinledi dedim.
Üçüncüsü, salondan kimse “başkana ulaşamıyoruz” demedi.
Pancar kooperatifinden birisinin yöneticilerine eleştirisiydi.
Bana telefonda itiraz ettiği tek husus Şükrü beyin sözleriydi.
“Ben de konuşmamı bitirmek üzereydim dedi mi demedi mi?”
Bazı sözlerimi biraz da kendine göre uyarlayıp yazmış ama;
Sanırım kalite standartları gereği telefonu kayıt yapmamış.
Mesela şu sözümü de yazsa gazetecilik açısından iyi olurdu:
Şükrü Bey espriyle karışık iğneleyici laflar söylemiş olabilir.
Organizasyonun sahibi olarak bu bizi rahatsız ediyor dedim.
Ben kendisine telefon edip konuştum ama kendisi ne yaptı?
Bu konuşmamız üzerine tam yarım sayfa bir yazı daha yazdı.
Bu yazısında da ilk yazısında olduğu gibi birçok hata mevcut.
Bir kere ben Kayseri Tüketiciler Birliği Genel Başkanı değilim.
40 ilde faaliyet gösteren Tüketiciler Birliği Genel Başkanıyım.
Sıradan bir insan dese neyse, yılların gazetecisine yakışmadı.
45 dakika konusuna takılıp da başlık atmasını yadırgamadım.
İstese öğrenebilir ama derdinin üzüm yemek olmadığı belli.
Belediyeleri ben de eleştiriyorum ve eleştirmeye de devam.
Ama böyle incir çekirdeğini doldurmayan bir konuda değil.
Sn. Şükrü Karatepe davetimize bir partiyi temsilen gelmedi.
Cumhurbaşkanımızı, yani devleti temsil makamında geldi.
Devleti temsil noktasında Kayseri’de valilik bulunmaktadır.
Valiyi bizzat da davet etmemize rağmen vali bey katılmadı.
Başkanı ise davet etmemize rağmen nezaketen katıldılar.
Eğer eleştirecekseniz devleti temsilen gelmeyenleri eleştirin.
Ak Partililer neden katılmadılar eleştiriniz de o kadar yersiz ki.
Bu toplantının siyasi parti toplantısı olmadığını ifade etmiştim.
Zaten Ak parti yönetimini bilerek ve isteyerek biz çağırmadık.
Hiçbir partiyi çağırmadık ve bundan sonra da çağırmayacağız.
Bu toplantı Ak Parti il yönetimi istememesine rağmen yapıldı.
Siyasiler gelmediği için de çok verimli, güzel bir sohbet oldu.
Hele de Mustafa Bey geldikten sonra daha renkli hale geldi.
Telefonda söylememe rağmen ısrarla yazdığınız diğer husus:
Salonda oturan bazı vatandaşlar Çelik’i eleştirdi diyorsunuz.
Haber kaynağınızı çek etmenizi samimi olarak söylüyorum.
Bir kere vatandaşlar değil sadece bir kişi idi eleştiriyi yapan.
O da Kayseri için değil Boğazlıyan için yaptı bu eleştirisini.
Ona da daha çok Sn. Şükrü Karatepe itiraz edip cevap verdi.
O cevaba istinaden de Mustafa Bey halk gününü söyledi.
Yazınızın sonunda ‘derdim ne zaman geldiği değil’ demişsiniz.
Ama bu konuya yazınızın tam yüzde doksanını ayırmışsınız.
Benim derdim Mustafa Beye yapılan eleştiri demişsiniz ama.
Orada da kaynağınız sizi yanıltmış ve boşa düşmüşsünüz.
Dedikoduları değil de Şükrü beyin anlattıklarını konuşsaydık.
Belki bu yazıları okuyanlara bir miktar faydamız dokunurdu.
Yani, anlatamamışsınız Sayın Bulut.
Yorumlar 2
Çağrı Mert Ayun 16 Ocak 2017 22:17
Tebrikler Recep Bulut yalan yanlış yazmayı bırakana kadar sizin gibi güzel insanların yazması gerek kaleminize sağlık
REŞİT ÜNSAL 16 Ocak 2017 09:45
SENDEN DAHA SIKLIKTA YAZI BEKLİYORUZ KARDEŞİM