Mahmut ŞAHİN

Temmuz 2016'dan insan manzaraları…

Mahmut ŞAHİN

 
1...
Akşam serinliğinde tadını hissederek çayını yudumluyordu.

Gökyüzüne baktığında hem berraklık hem de karanlık vardı.
Kendi köyünün yıldızları asılı duruyordu çok yukarılarda.
İki yıl sonra köyündeki bahçesinden seyredecekti yıldızları.
Telefonu çaldı, paşasıydı arayan duyduğu tek şey: Vatan.
33 senedir bu an için yaşadın diyordu heyecanla komutanı.
Sahip olduklarını, olacaklarını, hayallerini kaybedebileceğini.
Paşanın ses tonundan önemli şeyler söylediğini hissetmişti.
Fakat  “vatan”’dan sonra söylediklerini hiç duymamıştı bile.
Biran için Hatice, Doğan ve Elif’in yüzleri geçti hayalinden.
Anlık bir tereddütle normal hayatına devam edebilecekti.
Emekliliğine ve köyünde yaşamaya iki senesi kalmıştı zaten.
Zihninden bir saniye içinde binlerce resim ve fikir geçiyordu.
Ağırdan alırsa çocuklarının yüzüne nasıl bakacağını düşündü.
Aynaya bakmaya cesareti olup olmayacağını hesaplıyordu.
Hatta köyünün yıldızlarına utancından bakamayabileceğini.
Bu ne zorluktu, tek soruluk bir imtihan mı olurdu Allah’ım? 
Hayatının geriye kalanı füruat, bu an için yaratılmıştı sanki.
O tek soruyu bildi ve kazandı…
2…
Akşam serinliğinde tadını hissederek çayını yudumluyordu.
Yapılacak yeni projeleri, iş hedefleri ve kâr beklentileri vardı.
Siyasetle ilgisi yok, kahramanlık taraklarında da bezi yoktu.
Çok şey hayal etmişti fakat içinde kahraman olmak yoktu.
Sıradan bir adam, sıradan aile babası olduğunu düşünürdü.
Fakat içinde bir şeyler hissetti, vatan gibi, ezan, bayrak gibi.
Siyaset bilimi profu değildi ama acayip bir şeyler hissetmişti.
Bir şeyler hissetmişti, üst aklı ve konjonktürü hiç bilmese de.
Gidiyorum dedi bir anda ölüme gidiyormuş gibi çıktı evden.
Kimsenin soru sormasına bile fırsat vermeden attı kendini.
Çünkü neden gittiğini anlatabilecek teknik bilgisi de yoktu.
Sadece düşündüğü bir şey vardı:  “Aynaya nasıl bakarım?”
Yanından geçmeye korktuğu bir tankın önünde buldu kendini.
Milyonlarca kez izlenen videosunu izlerken içi huzur doluydu.
İlk defa sıradan biri değildi…
3…
Akşam serinliğinde tadını hissederek çayını yudumluyordu.
Anti militarist, sivil demokrasiden ve hukuktan yana biriydi.
Askeri vesayete karşıydı, askerden korkulan dönemde bile.
Korkanların yüzüne de söylerdi; bu hâliniz insani değil diye.
İslam lafını ağızlarına almalarına hiç tahammül edemezdi.
Hanefi Avcı’ya yapılanlar belki de düğüm noktası olmuştu.
Acaba bana da Ergenekoncu denir mi diye düşünmedi hiç.
Yıllardır karşısında olduğu kişilere âdil davranılmasını istedi.
Adaletli olmak uğruna iki kulağını da tıkamıştı mahalleliye.
Aynaya baktığında utanmıyordu gördüğü yüz karşısında.
Çocuklarının yüzüne de gayet rahat ve gururla bakıyordu.
Bugünkü Feto soruşturmasında da aynı yerde duruyordu.
Soruşturmaların yöntem ve usulleri üzerine kafa yoruyordu. 
Ortaya çıkacak hukuksuzluk ve trajedilere kafa patlatıyordu.
Acaba bana da Fetöcü derler mi diye tereddüt etmiyordu.
Önünde Maide suresinin sekizinci ayet-i kerimesi;
Kulağında bilge lider Aliya İzzetbegoviç’in çığlığı:
“Düşmanlarımıza tek bir borcumuz var: Adalet!”
Büyük adam olmaktansa insan kalmayı seçenler çoğunluktaydı.
Sıralamaya bile girmeyecek bir kesim daha vardı o gece.
Yudumladıkları her ne ise daha da tatlanmıştı o vakitlerde.
Bekledikleri an bu muydu, kurtulacaklar mıydı diktatörden?
Senelerdir davet ettikleri ordu yönetime el mi koyuyordu?
Nefret ettikleri insanlardan kurtuluyorlar mıydı yoksa bu gece?
‘Alçak’ uçuş yapan jet sesi ne kadar hoş geliyormuş kulağa(!)
Tankların caddelerde yürümesini ne kadar da özlemişlerdi.
Cumhurbaşkanı da ortalıkta görünmüyordu ne güzel.
Fakat o da ne, insanlar neden akın akın sokaklara çıkıyor?
Çıkmayın diyorlardı, kendi askerinizle mi çatışacaksınız?
Ortalık kan gölüne döner, anarşi çıkarmayın diyorlardı.
Siyasiler bile çıkmadı ortalığa, siz neden çıkıyorsunuz ki?
Derken tutuklanan askerler ve siyasilerin ortaya çıkışı.
İçtikleri her ne ise tadı kaçmış ve zehir zıkkıma dönmüştü.
Bir anda ağız değiştirdiler: saat 9.30 da darbe mi olurmuş(!)
Aynaya baktıklarında bir haysiyetsiz göreceklerinden eminim…
(Bir dost ile muhabbetten) 
Yorumlar 2
Yakup Kemal Kalyoncu 23 Ağustos 2016 21:45

Müthiş, dehset, muazzam. Kalem sana cok yakışıyor üstad.

Bir Dost 23 Ağustos 2016 19:40

O dost muhabbetlerinizde bulunmayı çok istiyorum üstad.

Yazarın Diğer Yazıları