Mafya: Toplumun İçini Kemiren Bir Düzen
Ünal TAYFUR
Mafya kelimesi artık gündelik hayatımızın bir parçası haline geldi. Televizyonu açıyorsunuz, bir kanalda uyuşturucu mafyası, diğerinde insan kaçakçılığı, başka bir yerde organ ticareti… Her gün aynı kelimeyle karşılaşıyoruz ve bu kelime, toplumun içini kemiren bir hastalık gibi yayılıyor. Mafya dediğimiz şey aslında organize suç örgütüdür; hiyerarşik yapıya sahip, şiddet ve tehdit yoluyla çıkar sağlayan, insanların hayatını ve düzenini altüst eden bir yapı.
Türkiye’de her yıl yüzlerce operasyon yapılıyor, binlerce kişi gözaltına alınıyor. 2024 yılında İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre yaklaşık 400 büyük operasyon düzenlendi ve 10 binden fazla kişi yakalandı. Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı rakamlara göre ise organize suç kapsamında açılan davaların sayısı her yıl artıyor. Bu tablo bize mafyanın sadece sokakta değil, devletin ve toplumun damarlarına kadar sızdığını gösteriyor.
Mafya neden ortaya çıkıyor? Ekonomik boşluklar, işsizlik, gelir adaletsizliği, hızlı kazanç arayışı… Hukukun yavaş işlemesi, yolsuzluk ve denetim eksikliği… Şiddetin normalleşmesi, korku kültürü ve gençlerin korunmasız kalması… Bütün bunlar mafyanın kök salmasına zemin hazırlıyor. Üstelik bazı grupların siyasetle veya bürokrasiyle ilişkileri olduğuna dair iddialar, mücadeleyi daha da zorlaştırıyor.
Bu noktada küçük gibi görünen ama aslında büyük bir toplumsal yaraya dönüşen başka bir mafya türüne dikkat çekmek gerekiyor: kooperatif mafyası. Özellikle Kayseri’de çokça duyduğumuz bu mesele, insanların yıllardır şikâyet ettiği bir konu. Evler yapılmış, teslim edilmiş ama kooperatifler feshedilmemiş. Yirmi yıl boyunca feshedilmeyen kooperatiflerde vatandaşlar hâlâ “gider” adı altında ödeme yapmaya zorlanıyor. Birkaç kişinin elinde kalan bu yapılar, üyelerin bilgisizliğini ve hukuki süreçlerin yavaşlığını kullanarak mafya benzeri bir baskı düzeni kuruyor. İnsanlar evlerine oturmuş olmalarına rağmen hâlâ kooperatifin yükünü taşımak zorunda bırakılıyor.
Kayseri’de bu konuda çok sayıda dava açıldı, birçoğu mahkeme kararıyla feshedildi, bir kısmı hâlâ sürüyor. Vatandaşlar perişan, güven duygusu zedelenmiş, kooperatif kültürüne olan inanç sarsılmış durumda. Bu da bize gösteriyor ki mafya sadece sokakta silahla dolaşan kişilerden ibaret değil; hukuki boşlukları kullanan, denetimsiz kalan yapılar da aynı şekilde toplumu sömürüyor.
Çözüm belli: güçlü ve hızlı işleyen bir hukuk sistemi, şeffaf yönetim, bağımsız denetim, toplumsal bilinç ve uluslararası işbirliği. Geç kalan adalet, adalet değildir. İnsanların yuvaları dağılmış, hayatları perişan olmuşsa, bu meseleleri sadece güzel sözlerle geçiştirmek mümkün değildir. Devletin görevi, insan hayatını kutsal kabul ederek bu yapıları kökten tasfiye etmektir.
Mafya, hangi biçimde olursa olsun, demokrasiye, ekonomiye ve toplumsal barışa karşı bir tehdittir. Çözüm, sadece operasyonlarla değil; hukukun üstünlüğü, şeffaf yönetim ve toplumsal dayanışma ile mümkündür. Bugün Kayseri’de kooperatif mafyasıyla mücadele eden vatandaşların sesi, aslında bütün Türkiye’ye bir uyarıdır: adalet gecikmeden, kararlı ve köklü şekilde uygulanmalıdır.