Ünal TAYFUR

Tüketim Toplumları ve Zamanın Kıymeti

Ünal TAYFUR

Tüketim Toplumları ve Zamanın Kıymeti: İslami ve Felsefi Bir Yaklaşım

Kapitalist sistemin küresel ölçekte dayattığı tüketim kültürü, insanı ihtiyaçlarının ötesine sürükleyen bir zorbalık hâline gelmiştir. Modern toplumlarda birey, yalnızca ihtiyaçlarını karşılamakla yetinmez; sistem tarafından sürekli daha fazlasını tüketmeye yönlendirilir. Oysa insan doğası gereği döngüsel hâllere sahiptir: bazen üşür, bazen terler; bazen acıkır, bazen doyar; bazen güler, bazen ağlar. Bu hâller insanın fıtratının bir parçasıdır. Ne sürekli mutluluk ne de sürekli mutsuzluk insana yakışır. Dayatılan standart bir hayat ise ruhu daraltır, psikolojiyi yıpratır.  

Tüketim Çılgınlığı ve Zamanın Tükenişi
Bugün tüketim çılgınlığı öyle boyutlara ulaşmıştır ki yalnızca yiyecekleri değil, en kıymetli hazinemiz olan zamanı da hoyratça tüketiyoruz. Jean Baudrillard, modern toplumlarda tüketimin artık ihtiyaçların karşılanması değil, sembollerin ve göstergelerin tüketilmesi anlamına geldiğini belirtir[1]. Zygmunt Bauman ise “akışkan modernite” kavramıyla, tüketim toplumunun bireyi sürekli değişen arzuların peşinde sürüklediğini vurgular[2].  

Oysa zaman, insanı hem dünyada hem ahirette kurtaracak en büyük sermayedir. Tükettikçe tükeniyoruz; her canlı gibi sona yaklaşıyoruz. Bu noktada İslam’ın öğretileri, tüketim toplumuna karşı en güçlü eleştiriyi sunar.  

İslami Perspektif: Nimetlerin Kıymeti
Rahmet Peygamberi’nin (sav) şu uyarısı yol göstericidir:  
“Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini biliniz: Ölüm gelmeden hayatı, hastalık gelmeden sağlığı, meşguliyet gelmeden boş zamanı, ihtiyarlık gelmeden gençliği, fakirlik gelmeden zenginliği.” (Buhârî, Rikak, 3)[3]  

Bu hadis, tüketim toplumunun en büyük zaafını ortaya koyar: nimetin kıymetini bilmeden tüketmek. Kapitalist sistem, insanı sürekli daha fazlasını istemeye yönlendirirken, aslında en temel değerlerimizi kaybetmemize sebep olur. Kur’an-ı Kerim’de de zamanın önemine vurgu yapılır:  
Asra yemin olsun ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesna.” (el-Asr, 103/1-3)[4]  

Türkiye’de Tüketim Kültürü ve Toplumsal Sonuçları
Türkiye’de tüketim kültürü, özellikle 1980’li yıllarda uygulanan liberal ekonomik politikalarla ivme kazanmıştır. Küreselleşme, ithalatın serbestleşmesi ve medya aracılığıyla Batı yaşam tarzının yayılması, tüketimi yalnızca ekonomik bir faaliyet olmaktan çıkarıp kültürel bir kimlik unsuru hâline getirmiştir.  

Bu dönüşümün toplumsal sonuçları oldukça belirgindir:  
- Tüketim, bireylerin kimliklerini kurma ve toplumsal aidiyetlerini gösterme aracı hâline gelmiştir.  
- Gelir düzeyine göre farklı yaşam tarzları ve sosyal sınıflar ortaya çıkmış, eşitsizlikler daha görünür hâle gelmiştir.  
- Kapitalist sistemin dayattığı hız, bireyleri sürekli daha fazla üretmeye ve tüketmeye zorlamış; boş zaman kavramı giderek daralmıştır.  
- Geleneksel değerler zayıflamış, aile içi ilişkilerde bile tüketim alışkanlıkları belirleyici hâle gelmiştir.  
- Sürekli tüketim baskısı, bireylerde tatminsizlik ve mutsuzluk yaratmıştır.  

Türkiye’de tüketim alışkanlıkları da bu dönüşümle birlikte değişmiştir. Geleneksel olarak tasarrufa ve dayanışmaya dayalı alışkanlıkların yerini, kredi kartı kullanımıyla desteklenen hızlı tüketim almıştır. Alışveriş merkezleri ve dijital platformlar, tüketimi bir “yaşam tarzı” hâline getirmiştir. Özellikle genç kuşaklarda marka tercihi, teknolojik ürünlere yönelim ve hızlı moda akımları, kimlik inşasının bir parçası hâline gelmiştir.  

Felsefi Yorum: Hayatın Anlamı ve İyilik
Hayat, insanların fark edemediği kadar kısa; heder edilemeyecek kadar da kıymetlidir. Onu anlamlı kılan, insana ve insanlığa faydalı olmaktır. Çünkü insan, muhakkak ki ölecektir. Ölüm geldiğinde geriye kalan, mal mülk değil; arkada bıraktıklarının gönlünde kalan iyilik hatıralarıdır.  

Aristoteles, Nikomakhos’a Etik’te insanın en yüksek amacını “eudaimonia” yani erdemli bir mutluluk olarak tanımlar[^5]. Bu mutluluk, hazların tüketilmesiyle değil, erdemli bir yaşam sürmekle mümkündür. İslam düşüncesinde de benzer şekilde, insanın en büyük mirası kendisini iyilikle yad edenlerin duasıdır.  

Sonuç olarak, tüketim toplumu insanı kendi fıtratından uzaklaştırırken, kurtuluşun yolu tüketmemekte değil, kıymet bilmekte saklıdır. Zamanı, sağlığı, gençliği, hayatı ve imkânları doğru değerlendiren insan, hem dünyada hem ahirette gerçek anlamda kazanmış olacaktır.  

---

Kaynakça
[^1]: Jean Baudrillard, Tüketim Toplumu: Söylenceler ve Yapılar, çev. Hazal Delice, İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2018.  
[^2]: Zygmunt Bauman, Akışkan Modernite, çev. İsmail Serin, İstanbul: Can Yayınları, 2017.  
[^3]: Buhârî, el-Câmiu’s-Sahîh, Rikak, 3.  
[^4]: Kur’an-ı Kerim, el-Asr Suresi, 103/1-3.  
[^5]: Aristoteles, Nikomakhos’a Etik, çev. Saffet Babür, Ankara: BilgeSu Yayınları, 2010.  

---

Yazarın Diğer Yazıları