İsmail ARSLAN

İnsan Bu Sözü Anlar

İsmail ARSLAN

Bu ülke insanının sarhoşu bile nara atarken Allah der, iman, DNAsına işlemiştir insanımızın, lakin bizim ortak paydamız din değil, ahlak olmalıdır. Zira evet inanır, ama haltından da geri durmaz çoğunluk.
Ahlak namazdan daha öncelikli farzdır. Zira Peygamber kendi misyonunun güzel ahlak olduğunu ifade etmiştir
--
İnsan için kemalat dağının zirvesindeki toprak 
Aşağıdakinin aynı...
Tek farkı
Aşağıdan yukarı seçilmiyor
Yukarıdan aşağı...
Yukarıda aşağının özlemi
Aşağıda yukarıya heves.
Yaşam ise verildiği kadar var 
Ve tanrıcılık oynamak saçma
Tutamadığın nefesin
Hükmedemediğin kalbin
Patronu değilsin.
Birilerinin yaşamını didikleyip, 
Dikizleyip geçen zaman da, 
Yalnızlığın öfkeli sessizliğinde harcanan da 
Son son bittiğinde, 
Hamuruna seni kavuşturmada 
En çok en sevenlerin 
En en dediklerin seferber olacak,
Unutma.
İlk toprağı onlar atacaklar 
Mezarına.
Senin işin bittikten sonra
Ardından övgü ve yergi 
Tonlarca... 
Öveni övdürtecek
Söveni sövdürtecek malzeme demek
Etki demek.
Etki sende keyfe 
Ya da kedere neden olmuşsa 
Enaniyet demek.
Enaniyet ise kibrin rahmi.
Kalbinde zerre kadar kibir bulunanların 
Canları cehenneme denildi.
Kibrimiz fazlaca ve bu kibir ile 
Yürüyebilme imkanımız yok. 
Üstelik çok ağırlaştırıyor kulluğu kibir.
--
Bu coğrafyada kandırma neden bitmez, söyleyelim. Basit bir gerekçesi var aslında. Profesyonel kanma uzmanları doldurmuş toprakları. Beni devlette bir yere yerleştirse yerleştirse ancak tabi olduğum cemiyet cemaat yerleştirir, beni Sırattan ancak şeyhim geçirebilirgiller, yani itaat kültünü yüceltmiş, aslı bedavacıların kanma potansiyelleri sürekli yeni kandırıcıları peydahlatacaktır.

"İman et ve dosdoğru ol." Bu kadar değil miydi tüm mevzu. Allah'tan gayrını rab kabul etmemek ve sözünde, fiilinde, niyetinde doğru olanı tercihlemek.
Özü hain olan bir tanrı uydurur kendine ve ona Allah ismini koyarak kendini ve civarını kandırabilir, lakin hain her söz, fiil ve niyetinde doğru olanı tutturmayı beceremez. Bu sebeple bendenizin dostları iman ettiğini söyleyenler değil, doğruyu tercih edenlerdir. Doğru nedir denilirse vicdan ne diyorsa odur.
--
Tarihde hiziplerin aksiyoner faaliyetlerine bakıldığında özellikle hizip ve cemaat tetikçiliği yapan insanların en bariz özelliği başta makam ve mevki olmak üzere çeşitli dünyevi nimetlerle minnet altında bırakılmak suretiyle yeri geldiğinde öncül kuvvetler olarak kullanılmalardır. Tabi bunları kullanan sözde liderleri öncelikle tıpkı fetö, mafya ve benzeri teşkilatlarda olduğu gibi o tetikçileri ya sefalet içinde bulup üstünü başını gidirmiş ve cebine para koymuş durumun düzeltmiş, genel cehaletini giderip özel bir at gözlüğü takıp özel cehalete sürükleyip, gelen nimetin asıl vericisinin Allah olduğunu unutturup kendisini onların gönlüne koyup, zahirde Allaha itaati istiyormuş gibi yapıp hakikatte Allahın emrinden ziyade kendi arzularının gerçekleştirilmesini hal diliyle arzulamışlardır. Tabi keskin firaseti olmayan zavallılar gerçek kulluğun kime yapılması gerektiğini faydalandığı nimetlerin gözlerini kör etmesi neticisinde unutup kula kul olma nokasına gelmiştir. İster Hassan Sabbah fedailerine bakın isterse afyonla olmasada sürekli telkinlerle uyuşturulan çağdaş haşhaşi fetöcülere bakın tetikçi devşirmeleri bu şekildedir. 
Allahın muradın yerine kendi arzuların koyan insanlardan nimetlemek durumunda olanlara şunu belirtmek isterim size gelen nimetleri haikatte size veren Allahtır onlar sadece bir vesile ve sebeptir. Vasıtayı asıl yerine koymamak gerekir ... Zira nimetlenmede gerçek nimet verenin Allah olduğu unutulursa nimete vesile olanın kulu haline gelmek kaçınılmazdır, bu durum kişiyi şirke kadar götürür. 
Hattı zatında onlar sizin sayenizde güç devşiriyor... Gerçek sufilere göre güç şehveti normal cinsel şehvete göre yüzlerce derece daha helak edicidir. İşte bundan dolayı Allahı unutup körü körüne temelinde bilgi olmayan minnetten kaynaklanan itaat hem kişinin kendini helak eder hem de itaatettiği kimseyi helaka götürür. Allah rızası için kendimizi gerçek bir muhasebeye tutalım sevdiğimiz insanların isabetli görüşleri tavırları olabileceği gibi bir kul olduklarından dolayı isabetsiz görüş ve yanlış davranışlar da olabilir . Hatta büyük günahları yapabileceklerini kabul etmemek ehli sünnet dışı bir inançtır zira şia bile 12 imamın dışındaki kimselere masumiyet vermemiştir.... Allah bizi Hak ve hakikattan ayırmasın nimetlerin asıl vericisinin Hak Teala olduğunu unutturmasın...  Amin.. Yüksel Göztepe Hocaağabeyimden...
Tövbenin kabulüne alamet, tevbe edebilme hissinin gelmesi, mahcubiyet ve pişmanlık duygusunun kabarmasıdır. Bu halde tevbe ettikten sonra, tevbede muvaffakiyetinin alameti ise, haltlardan sakınmada başarılı olabilmektir. Dahası kişi, yaptığı haltın mahcubiyeti altında ezilerek afuv talep etmeyecekse hiç tevbe işine tevessül etmese yeridir. Mailis Nalars
 

Yazarın Diğer Yazıları