Adalet bir ilkedir, duruştur, tercihtir, kim onunla vasıflanırsa kıymetlenir, ancak hiç kimse adalete bir artı katamaz. Adaletin şahsında tecelli ettiğine inanılan herkes esasen adaletin sağladığı imtiyazdan faydalanmaktadır. Bu saygınlık kişinin şahsiyetinin bir değerinden değil, adaletin kıymetindendir. Bununla kanmak ve kandırmak da kolaydır, düşmek ve yükselmek de öylece.
Hakimi, hükmün mütemmim cüz'ü; ya da hakkaniyetin turnusolü kabul eden muhakeme sistemleri, sonuçta özünde sadece bir insana bu kadar değer yüklemesi yapılmasının hakkaniyete aykırı olduğunu fark edemeyecek kadar sağduyu yoksunu oldukları için yanılgı içinde yanılgı üretmeyi otomatiğe bağlamışlardır.
Hakim, adaletin kökü değildir.
Hakim, adaleti tesis eden değildir.
Hakim, adalet testisi de değildir.
Hakim, doğrusu sadece diri adalet algısının aynası mesabesinde bir görünüm arz etmelidir.
Yasanın, toplumun üç adım gerisinden geldiği coğrafyalarda, kürsüdekinin üç adım atlama uzmanı olmasını beklemek ve adaletin şahsında tecellisini ummak safdilliktir.
Biz avukatların kadim problemlerinden belki de en ciddisi, bizi günün her saatinde aramayı kendilerine hak bilenlerin çoğunun, aslında kökte hukuki bir sorununun çözümünden daha çok, bir iş, eğitim, aile, sosyal ve ekonomik yaşam koçluğu hizmeti ihtiyacına binaen, masrafsız, zahmetsiz hizmet alma temayülleri ile muhatap olmamız olsa gerek.
Üstelik sorunu dinlemeseniz ve çözüm önermeseniz sanki suç işlemişiniz gibi bir yargıya da kapılabiliyor muhatap da, yardımcı olmanız durumunda bir karşılık fikri, zihninden bile geçmiyor.
Ne de olsa avukatlar, zaman ve rızık zengini fahri koçlar sonuçta.
Okumaktan, yeni bir şeyleri dağarcığına katmaktan, tahkikten, muhakemeden zevk almayanlar asla hukuk eğitimine yönelmesinler, zira hasbelkader mezun olmayı başarabilseler dahi, ahirinde seçecekleri mesleklerde hem kendilerine, hem de ilişikli olacakları her hayata zulmedeceklerdir.
Bizim eğitim öğretim mevzumuzun en ciddi handikapı ağız tadını en başta ciddiye almama temayülü ile, maddiyatı imar her sorunu çözerci yaklaşımı öğrencilere dayatmasıdır.
Ve ilim konuşsun şimdi de:
"Adalet nazari ve ameli hikmetle şereflenmiş aklın hükmüdür. Ancak çok yerlerde akıl aciz kaldığından vahye muhtaçtır. Çünkü akıl tek başına beşeri sisteminin levâzımlarına kâfi gelmemektedir. Onun için vahye uğramayan akıl, kanatsız kuşa benzetilmiştir.
Demek akıl vahye ittiba etmekle hürriyetine kavuşup şuurlanır. Şuur, hak ilhak kalbe geldikten sonraki sezgidir. Hükmü vicdandır. İşte adalet...
"Kalb, kozalak şeklinde, bedenin içinde bir et parçasıdır. Tabiblerin konusudur; bundan bahsetmiyoruz. Kastettiğimiz kalb, bu hayvânî kalbe bağlı Rabbânî ve rûhânî bir latîfedir. İnsanın hakîkati de budur. Aslında müdrik, âlim, ârif, Allah Teâlâ'nın emr ve yasaklarına muhatab, iman ve itaat etmesi halinde sevabı kazanan; küfür, isyan ve fısk halinde azaba müstehak olan da bu latîfedir. Beden ve hayvânî kalb yani yürek, dimağ ve sinir sistemiyle birlikte hepsi, bu latîfenin askerleridir, alet edevatlarıdır. Ruh ile cisim arasında vasıtadır kalb... Şer'i şerîfe göre, bunun izahı dahi, ruhun izahı gibidir. Hadis ve ayette kalb lafzı geçtiği takdirde ekseriyet bu kalb kasdedilir."
Üstaz İsmail Çetin, rahmetullahi aleyh.