Ayasofya süreci ve müteakip konuşmayı bazıları siyasi şov olarak nitelendirebilir, ama sayın Cumhurbaşkanını bu mevzuda oldukça samimi gördüm.
Ayasofya kararı öylesine sıradan bir cami açılış hadisesi değildir.
Ayasofyanın neden cami olmaktan çıkarıldığını bilmeyenler, tekrar ibadethane haline getirilmesindeki hikmet ve cesareti idrak edemezler.
Bu yönüyle Türkiye Cumhuriyetinin gerçek bağımsızlık mücadelesinin önemli kilometre taşlarından biri olmuştur.
Elbette dışarıdan bir takım tepkiler gelecektir. Ama gerek Korona virüs belası, gerekse kendi iç sorunlarında boğulan Batı dünyası ve Rusların çok ciddi bir karşı hamlede bulunacaklarına ihtimal vermiyorum.
Tarihi bir sürece tanıklık ettiren Rabbimize hamdolsun. Süreçte emeği ve katkısı olan herkesten Allah razı olsun.
Türk Devlet Aklı; bazan ileri adım atar, bazan olduğu yerde durur, bazan geri adım ater, bazan tekrar atması gereken adımları atar.
1918'de Lord Curzon'un başlattığı, Lozan Konferansında ABD temsilcisi ve Türkiye'de ABD'nin ilk büyükelçisi olan Joseph Gray'in devam ettirdiği, 1929'da Tokatlıyan otelinde temeli atılıp, 1930 yılında Thomas Whittemore tarafından ABD Dış İşleri bakanlığının emriyle kurdurulan Bizans Enstitüsünü, 1930'ların şartlarını, yaklaşan 2. Dünya Savaşının ayak seslerini, yayılan Alman faşizmini ve savaştan yeni çıkmış ayağa kalkmaya çalışan Türkiye'nin batısını ve doğusunu güvenceye almak için Sadabat Paktını, Balkan Paktını kurmaya çalışma gayretleriyle Cemiyeti Akvama girme çabalarını dikkate almadan ve Türk Devlet aklının o şartlarda yapması gerekenleri düşünmeden bu güne göre yorum, değerlendirme yapmak sağlıklı olmasa gerek.
1934'lerin şartlarında Türk Devlet Aklı, gücü ölçüsünde yapması gerekeni yapmış, kiliseye çevirme baskısını engellemek için, müze haline getirmiş, hemen 8 gün sonra Balkan Paktını kurmuş, iki yıl sonra ise Cami ve vakıf tapusunu tescillemiş ve bu günlerin şartlarını kolaylaştırmıştır.
Günün şartlarında yapılan devlet aklıdır.
İnşallah bu hadise sonrası, memlekette, insanını, vatanını sevenlerden farklı inanan ve düşünenlerin hain ilan edilmesi yanlışı sonlanır da hakiki özgürlüğe pencereler böylece ardına kadar açılır.
Yönetime sadece liyakat esaslı bir vazifelendirme ilkesinin hakim olduğu günlerin de özlemi ile, vesselam.