Bir gün değil, her gün baba olan babaların günüdür:
Her akşam çöplükten topladıklarını satarak, üç beş kuruş kazanan babasını dövüp, elinden aldığı parayı, uyuşturucuya harcayan oğlu için, "Neden tahammül ediyorsun? Vur suratına okkalıca, kır belini. At şunu evden!" diyen arkadaşına, babanın cevabı:
"Benim onda ciğerim var. Onun ise bir şeyi bende yok"
Her babaya..
*
Bitcuin, foreks piyasaları gibi asrın kumar masalarının reklamları, kendilerini muhafazadır olarak lanse eden televizyon kanallarından eksik olmuyorsa, bendenizin siyasal islamın, insanlık tarihinin en büyük belası olduğu tespitime kulak vermek zorunluluğu doğmuş demektir.
İlkeler dini olan İslamın, emel kağnılarına öküz niyetine koşulduğu bu akım, yeryüzünden silinmedikçe, arza huzur gelmesi mümkün değildir.
*
O bir muhakeme üstadı olsa, bir analitik canavarı ya da, dağarcığında veri olmaz ise, olmaz olasıca aptallık ürünü heyulasını kalın bağırsak tünel ağzından maddi gerçek diye püskürtür tüm hakkaniyet özlemlilerinin tepesine...
Önce veri olacak.
O veri ayıklanacak, saflaştırılacak, anlaşılabilirleştirilecek...
Sonra muhakeme.
"Ne oluyor bu dindarlara?" "Bu mu din?" "Bu ölümler, öldürmeler, kafa kol kesmeler, üçkağıtçılık, belden aşağıcılık, " sorularının cevabı burada.
1400 yıl önce kaşık vardı da, kaşığı kullanmayan "tu kaka" ilan eden bir peygamber mi vardı?
Beton vardı da "şeytan icadı" muamelesi mi gördü?
Bilişim, teknoloji vardı da felsefesi mi yoktu?
İletişim aygıtları vardı da sırtını dönüp, güvercinleri mi tercih etti ya da?
Daha önemlisi, 70 milyonun birlikte yaşadığı bir ülke mi vardı?
1400 yıl önceye ait bir coğrafi bölgenin yaşam alışkanlıklarını, o coğrafi bölgenin örfünü, giysisini, kap kacağını, helasını 1400 yıl sonra "din budur" diye yazar çizer sunumlarsan, at izi it izine karışır!
1400 yıl önceden 1400 yıl önce de mevzu iman idi. İman da insan doğanların, insan kalmalarına yönelik bir telkinden ibaretti.
Dünyanın en saçma görüşü, görüşsüz, nato kafa, teslimiyetçi bir dünyadan daha değerlidir.
*
Bu coğrafyada süsü püsü, alımı, sunumu yerinde bir yarım, daima yalın bir tamdan daha itibarlıdır.
"Memleketin bana ihtiyacı var" hissiyatı onu kaplamış olanın ihtiyacı olan tek şey, derin ve sessiz bir inzivadır..
Yazar hem saptama budalası, hem de çıkarım fukarası ise, okuru eleştiri canavarı ve ögüt manyağı olur.