İsmail ARSLAN

Bir Avukatın Gözünden

İsmail ARSLAN

Şimdiden söyleyeyim. Yarın söylemekten dün olduğu gibi bugün de söylemek yeğdir.

Kimden olursa olsun, seçim vesilesi ile ayyuka çıkan küfür, tahkir ve tahrik vurgulu dili lanetliyor, küfür ve hakaretin ne söyleyene ne de söylenene kesinlikle yakışmadığını hatırlatıyorum.

Biz lanetleyici olmaktan sakındırıldık. Meziyetler yerilir, övülür.
-- 
Ben bir avukatım. İşim hakkı müdafaa etmek, haksızlığı ortaya çıkarmak, adaletin tesisi için bilgim, idrakım ve kalbimle gayret etmektir. Kim ki beni yok sayıyor, varlığımdan rahatsız oluyor ise hak ile sorunu var demektir.
Meslektaşlarım içinde vizyon ve misyonunu unutmuş olanları, hatalı işlere tevessül edenleri bahane ederek, bana düşmanlık edenin derdi ben değil, adaletin tesisinden endişedir.
Adaletten ise ancak zalimler rahatsızlık duyar.
-- 
İdari yargıda bazı davalık mevzulara denk geliyoruz ki her şey çok açık ortada ve maalesef mahkemeler oyalanıyor, taraflar vakit ve para kaybediyor. Yani yargılama gereksiz, ama mahkeme kararı olmadan idare adım atmadığı, yaptığı yanlıştan dönmediği için mecburen o süreç yaşanmak zorunda kalınıyor ve bir avukat olarak şahsen bu durum ağrıma gidiyor. 
Sağlam alt yapısı olan yasal mevzuat ve liyakatlı uygulayıcılar ile istikbalde güzel hayatlar mümkün.
--
Son 20 yılda muhafazakarlık arttıkça din azaldı. Öyle ki;

Evvel zaman fakir iken sonradan zenginlemiş, namazında niyazında, kadın, içki ile asla işi olmaz ve sorsan harama hiç yanaşmaz, an itibarıyla 7 nesil sonrasına yetecek memaliğin sahibi, Allah'ın verdikçe verdiği insanlar peydahladı, işçisine 1500 lira ücret veren ve ama itibar için çeşitli kurum ve kuruluşlara aylık 10.000 lira dağıtan...

Derseniz, nereden biliyorsun kalbini mi yardın baktın "itibar" için verdiğini? Derim ki:
İşçisine 1500 lira verirken, değil 10.000, trilyon lira verse, bunun bir kuruşu sadaka olarak kabul edilecek ise mizanda, ben bu dini anlamamışım demektir.
-- 
Ya tabağı sıyır; ya da zıkkımın pekini ye.

Meali:

Ne halt yersem yiyeyim, benden yana ol; ya da def ol...

Tefsiri:

Haksızlık yapsa, hata içinde olsa, yanlış ona hakim olsa da eğer birisi sırf meşrebinden, ırkından, görüşünden diye sırtını sıvazlıyorsan, bu dünyada sırtın yere gelmez demektir; lakin seni sırt üstü yatırdıklarında umut et, öte taraf diye bir şey olmasın.
Bir insanın fikrinde olmayana hürmet etmesi omurgasızlık değildir, fikrinde olup da hürmete layık olmayana gösterdiği hürmet omurgasızlıktır.
-- 
Güçsüzlüğün gücü
Her şeyi var, ağız tadı yok; hiç bir şeye sahip değil, her şeyden haz alabiliyor.
Zengin; aşk satın alıyor. Yani ilgi, yani şehvet, yani pohpohlama, yani hava gazı ve aldığı her aşkla daha da uzaklaşıyor tatminden, yani kendinden, kendiliğinden.
Güzel, alımlı; çevresi pervane dolu. Biliyor dertlerini. Değersiz hissediyor daha çok ve anlam uzaklaşıyor her yaklaşanla...
Entelektüel, aldırış etmemesi gerekirken üzülüyor daha da. Algıladığı, lakin halledemediği tek mesele bu kaldı.
Yapılması gereken
Sürekli ve sıklıkla hep aynı mısrayı tekrarlamak
Güç güçsüzlük, güçsüzlük güçtür...
Güçlü olma aşısı her zaman tutmaz.
Güçsüzlüğün keyfine erebilmek güçtür. Mailis Nalars Sarpust Yazıtları.
--
Bir din ideolojileştiğinde ve bir ideoloji dinleştiğinde aklı başında her insan Baattin'den pıçağı kapar ve bu kepazeliğin karnının derinine saplar! 
 
 

Yazarın Diğer Yazıları