İsmail ARSLAN

Bir tür beyin teklemesi durumu var

İsmail ARSLAN

Bir tür beyin teklemesi durumu var;
 
örnekleyeyim: Bazen, 'filanın çoğu vasıflarını beğeniyorsan, onun beğenmediğin vasıflarını da sineye çekeceksin' ile kendini gösterir. 'Bir inanışın varsa, onu çepeçevre sarmalayacak, ona ait ne varsa kabul edeceksin' ile de ifade bulabilir. Aklına yatmamış mı? 'Olsun. Anlamamışındır sen. Doğrusunu senin yerine anlayanlar muhakkak vardır. Sen inanmana ve savunmana bak' algısı hakimdir.
 
Mabetlerde direklerin üstüne isimler yazarlar. O isimlere alerjisi olanlar da kendi adamlarının isimlerini bir yerlere asarlar. Sonuçta ölmüş; ama devrinin kalabalık yaşamlı iyi bilinmişleri fikri ve inancı doğrultusunda yüceltilir. Yaşam sürdükleri zamanlarda bilinen onlara ait eksiler ölümleri ile birlikte azar azar azaltılır ve bir zaman gelir sütten çıkmış ak kaşıklarımız olarak tepemize kondurtulurlar.
 
Yaşayanlardan da tutulanlar vardır, ismi ve karakteri perspektifli. 'O iyi adam. O, problemsiz. O doğru düşünüyor v.s' değerlendirmeleri ile.... Ve tabi onun çok güzel kalçaları var ile de oluyor böylesi tutmalar. Bu tutulanların isimlerine leke olabilecek bir sözü biri derse onun katli vaciptir. Ha Gezmiş, ha Özal; fark etmez. Aklına yatmayan bir hususu dile getirdiğinde 'Sen kimsin de ona laf söylüyorsun' faslı başlar.
 
Takım tutuyorsun mesela, karşı takımın tutucularına maçta senin takım berbat da oynasa, kendi takımlarını savunma mecburiyeti yükler bu beyin teklemesi. Gözleri çok hoş olanın biçimsiz bir yerine göz yumdurtur ya da... İbiğinin güzel olması yeterlidir, dili kullanamıyor olmasının canı cehenneme. İsrafil Tatlıses, Oxford okumadı; ama olsun Oxford mezunları halt etmiştir onun yanında gibi ile de örneklenebilir.
 
İnsanların insan olma ehliyetini onlardan alan, onları tanrılaştıran, onlara tapınmak için zemin ve fırsatlar üretenlerin var olduğu ortamlarda insan, kişilik tekamülüne devam edemez, tam o anda tekleme durumu söz konusudur.
 
Bir insanın on sözü/tavrı doğru, bir sözü/tavrı hatalı ise hatasına binaen onu 'tu kaka' ilan edip on doğrusunu göremeyenin karakter tekamülünün hangi safhasında olduğunu bilim açıklıyor. Arama motorlarına yazın bulursunuz.
 
Kendi pisliğe batmışın başkalarının gaytasına burnunu dayayıp kimyasal analize girişmesi özellikle tekamülün bu faslındakiler için en büyük meşgaledir. Bunlar tribünlerde karşı karşıya geçer ve birbirlerine giydirirler; daha olmadı karşı karşıya geçip birbirlerini öldürürler. .
 
Tarafgirlik diyorlar buna. Bazen haberlerde izlersiniz bunları. Bir kadını mesela yere yatırmışlardır; ya da bir sarhoşu, vicdanı uçuklatan biçimde feci döverler. Kimini de beline bomba sarmış ve pazar yerinde patlatmış görürsünüz kendini. Hep aynı yerde sorun vardır; beyin teklemiştir. O tekleme anında onları insandan sayma gafletine girmek de beyin teklemesidir.
 
Olduğu gibi göremediğinde olmayan görüntüyü olduğunu sandığınca ömür boyu tefsir et dur. Bu bakış boş, bu yaşamın içi boş, yorumcu boş, yorumlanan boş... Bir şey ifade etmiyor; buradan bir kazanım söz konusu değil; ama çevren ve çevrendekilerin beyinlerinin içine dışkıyı elmas kıymetinde bırakıyorsun ya, o adamın asabını bozuyor. Bu bir absürt tavır bin reel sonuç doğuruyor. Ayıkla pirincin taşını, çıkar kuyudan taşı... Hadi bakalım.
Pelesenk
 
Katırların anırmaları, alamadığını kepaze eden 'aşık'ların böğürmelerinden hoştur. Aldığında aldığını ve verileni ona arzusunca vereni değersizleştirenin sıfatı domuzdur.
 
Onda olduğun anlar kadar varsan, aidiyet ve sahipliğinde tutmak içinse uğraşı, o böğürdüğünde, frekans değiştir. Can'ın cam gibi çizilir ve çatırdar.
 
Plüral takılmaya devam dünya. Sürü sürü 'güt beni'leri gütmeyenlerin aklını sevsinler. biri aşk'a bir anlam yüklüyor, milyarlar peşinden yaşamı dipliyor. Başka biri merhamet'i tarifliyor, aynı... Daha başkası nefret diyor, demesiyle sazan mevsimi.. Bir kelime söyle, içi -sence değil- birince doldurulmamış olsun
 
Dürüst dürtmez ve dürtülmez. Sınamak için sevdiğini şebek etmez.
 
İçini boşaltamadığın ve yanında huzur bulamadığın, kendini ondan sakındırdığına karşı, kendi kendini aldatma. 'Aşırı sevgi maraz doğurur'un açılımı budur. Sen onu değil, kendini sevmişsin. Onda seni görmediğin bir an, düşmanlık yaparsın.
 
Ünvansızın kalite ve sağlam sözünü, kalitesiz marka mala gözlerini pörtleterek harcayanın adamlıkla ne işi olabilir? Ünvanla sözü değerlendirenleri din/ideoloji/tarikat/cemaat/parti kurmaya; ya da kurulmuşların meddahçılığına, tabiiyetine davet ederim.
 
Cümleyi yazana değil, cümleye bakmak gerekli. İsmini çerçevelettikleriniz geçti gitti, sözleri ise baki kaldı. Ey isme methiye düzenler! Siz ne büyük bir tezatın ibibiklerisiniz?
 
 
 
 

Yazarın Diğer Yazıları